Panik yok, sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin

0 Comments
Herkese Merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Daha iyi yaşamak için o kadar çalışıyoruz ve o kadar meşgulüz ki, yaşamaya zamanımız kalmıyor sevgili okur farkında mısınız?
Çaba ve hırs acaba hiçbir çağda bugünkü kadar amacını aşmış mıdır?
Büyük bir koşuşturmaca içinde geçerken hayat, her gün birbirinin benzeri zamanları tekrarlarken, insanın kendine yeterince vakit ayırabilmesi gerçekten
her geçen gün daha da zorlaşıyor.
Zaman dengesinden yoksun, sürekli bir "zaman sıkışıklığı" içine hapsolmuş durumdayız. 
Sanki giderek daha meşgul oluyoruz ve telaşlı hayatımızda gereken her şeyi yapmak için yeterli zamanımızın olmamasında yakınıyoruz. 
Ya da yakınır halde buluyoruz kendimizi...
Evlerimizde bize zaman kazandıran bütün o araçlara ve hizmetlere karşın, eskisine göre çok daha fazla ve çok daha uzun süre, durup dinlenmek nedir bilmeden çalışıyoruz. 
Böylece bir şeyi beklemek zorunda kaldığımızda sinirleniyor, bizi  bekletenlere sinir oluyoruz.
Upuzun yapılacak işler listemizdeki maddeleri tamamlamak için kimi zaman ibadet etmek, kimi zaman aile toplantılarına katılmak ve kimi zaman da arkadaşlarla bir araya gelip gevşemek gibi "gerekli olmayan" etkinliklerden kesinti yapıyoruz.
İşi artık eve değil, her yere taşıyoruz, çünkü hedeflerimize ulaşmak, başarılı olmak için verimli olmak zorundayız...
Daha iyi bir hayata ulaşmak için daha kötü bir hayata katlanmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Ama geçici olduğunu düşündüğümüz süreç kalıcılaşıyor ve hayal ettiğimiz güzel günler şimdiki -elimizdeki- günlerimizi harcadığımızı, harcamaya devam ettiğimizi ve bir türlü o hayal ettiğimiz güzel günlerin gelmediğini zamanı tükettikçe fark ediyoruz, 
Panikliyoruz... Sonraaaa...
Daha hırsla sarılıyoruz, daha çok çalışıyor, daha az uyuyor, eşimiz, çocuğumuz, dostlarımızla daha az vakit geçiriyor ve o güzel günlere ulaşmak için daha çok fedakarlığa katlanmamız gerektiğini düşünüp biraz daha sıkıyoruz dişlerimizi...
Adeta fasit bir dairenin içine girip devasa bir çarkın dişlilerine kaptırıyoruz elimizi, kolumuzu, o da yetmiyor eteğimizi...
Sonrasında da daha iyi yaşamak için daha kötü yaşamak paradoksunu yaşıyoruz. 
Bir de bakıyoruz ki ertelediğimiz hayatımız artık geri gelmeyecek bir mesafeden bize göz kırpıp duruyor ancak biz bunu büyük bir şaşkınlıkla yeniden fark ediyoruz.
İşte tüm bunlar olurken bir de üstüne uzun zamandır yoğunluğumuzdan fırsat bulup da görüşemediğimiz bir yakınımızın veya dostumuzun, bazen anne babamızın ani kaybı artık bizde "keşke" ile başlayan bir pişmanlık duygusuna dönüştüğünde ne yazık ki bu durumun telafisi mümkün olmuyor.
İşte bu yüzden ne yapmamız gerekiyor sevgili okur... 
Çok geç olmadan önce kendimize, sonra sevdiklerimize zaman ayırmayı asla ihmal etmemiz ve her daim önce kendimizi sonra da  onları ne kadar çok sevdiğimizi söylememiz gerekiyor.
Yoksa her şey için çok geç olabilir... Benden uyarması... 
Siz aklınızı başınıza devşirip yazdıklarımı düşünedurun, ben müsaade istiyorum sevgili okur… 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin… En çok beni özleyin… En çok beni özleyin…
Hatta bir tek beni özleyin… Özleyin… 




You may also like

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.