Türk Dilinde çiçek konusu hep ilgimi çekmiştir.
Bakalım hangi çiçekler ne anlama geliyor.
Beyaz Gül: Masumluk.
Kırmızı Gül: AŞK.
Pembe Gül: Gönlüm sende.
Sarı Gül: Sıcak Sevgi.
Beyaz Karanfil: Temizlik, saflık.
Kırmızı Karanfil: Sevgi.
Pembe Karanfil: İçtenlik.
Sarı Karanfil: Hüzün.
Anemon: Gençlik.
Beyaz Glayör: Dostluk.
Kırmızı Glayör: İstek.
Pembe Glayör: Zerafet.
Sarı Glayör: Kıskançlık.
Mor Glayör: İnanç.
Orkide: Mağrur, Gururlu.
Sterliçya: Sıcak Sevgi.
Ağlayan Gelin: İsyan.
Nilüfer: Gelecek Yenileme.
Beyaz Lale: Saflık, Tazelik.
Pembe Lale: Anlayış.
Sarı Lale: Gerginlik.
Menekşe: Alçak Gönüllü.
İris: Hatıra, Zerafet.
Kamelya: Mağrur.
Lilyum: Güven.
Gerbera: İyimser.
Frezya: Suçsuzluk.
Beyaz Krizantem: Sadakat.
Kırmızı Krizantem: Sessiz İstek.
Mor Krizantem: Burukluk.
Mersedes gülü: Umut.
Altın Kadeh: Umut.
Fulya: Unutma.

AŞK Dilinde Çiçek
Menekşe: Ketum Aşk.
Kamelya: Mağrur Aşk.
Lale: Asil Aşk.
Mavi Gül: İlahi Aşk.
Anemon: Aşkta Saadet.
Gelincik: Mazlum Aşk.
Papatya: Uysal Aşk.
Hercai: Şefkatli Aşk.
Kırmızı Gül: Ateşli Aşk.
Salkım: Geçici Aşk.
İris: Aşk Hatırası.
Sıklamen: Aşk Haberi.
Krizantem: Melankoli.
Kış Gülü: Temizlenmiş Aşk.
Küpe: Hoppa Aşk.

ULUSLAR ARASI DİLDE ÇİÇEK
Pembe Renk: Şefkat.
Beyaz Renk: Saflık, Temizlik.
Mavi Renk: Yumuşak Başlılık.
Yeşil Renk: Ümit ve İstikbal.
Mor Renk: Dul.
Altın Sarısı: Sevinç, Bolluk.
Kırmızı Renk: AŞK.
Kahverengi: Geçmiş.
Siyah renk: Üzüntü.
Gri: Melankoli

Neden mi yazdım bunları sevgili okur.
Yeni işyerime bekliyorum çiçeklerinizi sevgili okur, neden olacak. Duyduk duymadık demeyin. Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana Her Şeye Maydanoz'unuzun davulu az... Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm güm güm.
Herkese Merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Güneşli bir güne uyanmak gibisi yok.
Öyleyse bugünkü yastıkaltı hikayemiz size gelsin.
"Bir zamanlar kurbağaların yarışı varmış. 
Hedef en yüksek kuleye ulaşmakmış.
Birçok kişi yarışı izlemek ve onlara destek vermek için bir araya toplanmış.
Veee yarış başlamış.
Gerçekte insanlar, kurbağaların kulenin en tepesine ulaşmalarının mümkün olabileceğine inanmamışlar ve hep duyulan sözcükler hep aynı olmuş: 
Ne acı! Hiçbir zaman yapamayacaklar.
Kurbağalar pes etmeye başlamış, sadece biri devam etmiş.
Seyirciler yine başlamışlar; ne acı, hiçbir zaman yapamayacaklar.
Sonunda tüm kurbağaların gücü tükenmiş, hepsi pes etmiş, sadece yalnız kalıp, inanılmaz mücadele veren ve kulenin tepesine ulaşmayı başaran kurbağa kalmış.
Diğerleri nasıl başardığını bilmek istemişler.
İçlerinden biri yaklaşmış, yarışı bitirmeyi nasıl başardığını sormuş. kurbağaya ve anlamış ki kurbağa sağır!"
İşte hayatta böyle bir şey sevgili okur. 
Hiçbir zaman negatif olmak gibi kötü alışkanlıkları olan insanları dinlemeyin, çünkü onlar kalbinizin isteklerini çalarlar. Buna asla izin vermeyin...
Her zaman duyduğunuz ya da okuduğunuz kelimelerin gücünü kendinize hatırlatın.
Her zaman pozitif düşünün.
Her zaman hedeflerinize ulaşamayacağınızı ya da hayallerinizi gerçekleştiremeyeceğinizi söyleyen kişilere karşı sağır olun. Sağır. Sağır.
Şimdi siz yazdıklarımı düşünedurun sevgili okur, ben de müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin.
Özleyin... Özleyin... Özleyin...

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yaşasın yaz geldi... Havalar sımsıcak... Deniz bizi çağırıyor... Uzaklara gidecek ne vaktiniz ne de paranız yoksa, size harika bir önerim olacak.
Kocaeli'mizin Kandıra sahillerini hala keşfe çıkmadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Bu vesileyle Kandıra sahillerinde muhteşem 18 koyun varlığından haberdar etmiş olayım sizi. Bu koylar büyük ölçüde imar açısından korunmuş da dedikten sonra, eğer konu ilginizi çektiyse diğer koyları araştırmak size kalsın, ben bu hafta size Kerpe'yi anlatacağım.
Kerpe, Kandıra ilçemize bağlı, Batı Karadeniz kıyısında küçük bir yerleşim alanı. Masmavi bir denize bakıp, sırtını çam ormanlarına dayayan Kerpe, antik bir kentin üzerine kurulu. Antik ismi Kalpe olan ve tarihi İ.Ö. beşinci yüzyıla kadar giden, eski ve önemli bir yerleşim yeri Kerpe. 
Karadeniz sahilinde doğal korunaklı bir liman olan Kerpe koyu, yedinci yüzyılda Miletli ve Megaralı kolonistlerce Karadeniz deniz ticaret yollarının kullanılması ve korunması amacıyla bir üs pazar yeri ve liman kenti olarak kurulmuş. Bitinya Krallığı'nın ardından Roma, Bizans ve Ceneviz gemilerinin uğrağı haline gelmiş.
Karadeniz'in batı kıyısındaki Kerpe, hırçın dalgalardan uzakta dingin bir sahil. Sizin anlayacağınız kuytu konumu itibariyle geçmişte liman ve ticaret merkezi olarak da kullanılmış Kerpe'nin geçmişi, Cenevizler'e kadar uzanıyor. 
Karadeniz kentleri arasında ticaret yapan gemiler, yüzyıllar boyunca bölgenin tek doğal limanı olmuş Kerpe limanını sığınak olarak kullanmışlar. İtalya'dan yola çıkan denizciler, Trabzon'dan getirdikleri yükü, Rusya üzerinden ya da İpek Yolu'yla gelen ve Kandıra'dan geçen tüccarlarla değiş tokuş yapmışlar.
Stratejik konumu itibariyle Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim devam etmiş Kerpe'de. Aynı zamanda Ceneviz gemilerinin de uğrağı haline gelen Kerpe, Osmanlı döneminde ise, İstanbul'un odun, odun kömürü, tomruk gibi ihtiyaçlarını karşılamış.
Neyse sevgili okur, Kerpe'nin tarihi epeyi zamanımızı aldı, biraz da doğal güzelliklerinden bahsedeyim size.
Kerpe'ye uzun incecik bir orman yolundan ulaşıyorsunuz. Çam ağaçlarının arasında, mis kokular ve kuş cıvıltıları eşliğinde uzanan bu yol, daha siz Kerpe'yi görmeden içinizi huzurla dolduruyor bilesiniz. Yol bitiminde köy meydanına varıyorsunuz ve meydanın hemen önünde durgun enfes bir deniz göz kırpıyor size... 
Kerpe sahilinden biraz yukarı doğru gittiğinizde tam bir doğa harikası Katalkayalar'ı görüyorsunuz. Kartalkayalar'da sizi karşılayan eşsiz manzara karşısında, kayalara ulaşmak için sarf ettiğiniz çabaya değdiğine emin oluyorsunuz. Yıllar içinde denizin şekillendirdiği kayalar ve içlerinde oluşan mağaraları kesinlikle görmelisiniz. 
Kerpe'nin her köşesi yürüyüş yapmak, bisiklete binmek, balık tutmak ve birbirinden harika fotoğraf kareleri yakalamak için ideal. Kamp yapmak mı istiyorsunuz ona da tamam. Etrafı orman olan Kerpe'deki çadır kampı ve dinlenme tesisleri tam size göre. 
Peki öyleyse Kerpe'nin şirin mi şirin koyunda incecik kumlar sahil şeridinde size eşlik ediyorken, kendinizi Karadeniz'in serin sularına bırakmaya ne dersiniz? Deniz tipik Karadeniz'den farklı, açıklara kadar sığ ve dalgasız, enfes. Yok ben derinde yüzmek istiyorum derseniz, o halde kayalıkları tercih edin derim size.
Kerpe'de yok yok anlayacağınız. Unutmadan söyleyeyim hazır Kerpe'ye gitmişken Kaptan Restaurant'ın özenle pişirilmiş balıklarından ve kalamarından yemeyi ihmal etmeyin. İddia ediyorum, hayatınızda böyle lezzetli balık yemediniz, demedi demeyin.
Kandıra sahillerine turizm bölgesi olma kararının çıkmasıyla birlikte, dün Karadeniz kıyıları içinde açık denize kapalı ender koylardan biri olma özelliğine sahip koyuyla ve kayalıklarıyla ünlenmiş bir balıkçı köyü olan Kerpe, bugün ülkemizin ve yarın dünyanın dört bir köşesinden gelecek misafirlerine gülümseyen yüzüyle göz kırpıyor.
Kerpe'nin değişen yüzünü gören tatilciler artık soluğu Kerpe'de alacak. Eminim Kandıra sahillerindeki turizm yatırımları yaz aylarıyla da sınırı kalmayacak. Kerpe, Kültür Turizmiyle de ön plana çıkacak.
O vakit sizleri Kerpe'yi keşfe davet ettikten sonra sevgili okur, kendimi Kerpe'nin serin sularına bırakmak için bu hafta da yüksek müsaadelerinizi istiyorum. 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...  Özleyin...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Kim ne derse desin, biz kadınlar AŞK için yaşarız.
Hayatımızda her daim AŞK olsun isteriz.
"Peri Tozu...
Sihirli aşk yemekleri...
AŞK bitkileri...
Aşk taşları...
İsimle aşk analizi...
Mumlarla aşk...
Aşk tütsüleri...
Tarot & Aşk...
Rüyalarda AŞK mesajları...
Meleklerle AŞK terapisi...
AŞK tılsımları & AŞK iksirleri..."ni merak ederiz.
AŞK'ı hayatınıza çekmek için hazır mısınız sevgili okur?
Yok eğer sadece niyetim AŞK'ı hayatıma çekmek değil, AŞK'ı bir ömür hayatımda istiyorum diyorsanız o halde size bir önerim olacak...
Spiritüel yazar Tuğçe Işınsu'nun kaleme aldığı, "Biz Tatlı Cadılar! Spiritüel Kadının Aşk Rehberi" isimli kitabını okumanızı tavsiye ediyorum.
Hatta öneriyle kalmayıp, haftanın şanslısına, GOA Yayınevi'nin bloğuma armağanı, yazar Tuğçe Işınsu'nun "Biz Tatlı Cadılar! Spiritüel Kadının Aşk Rehberi" isimli kitabını hediye etmek istiyorum.
"Evet evet ben istiyorum" diyorsanız, yapmanız gerekenler çok basit.
Hemen bloğumu izlemeye alın. Takipçim olun. 
Sonra yazımın altına bir yorum yapın ve çekilişimize katılmaya hak kazanın. Ama yorumunuzun sonuna adınızı, soyadınızı ve mail adresinizi eklemeyi unutmayın ki, haftanın şanslısı olursanız, size ulaşabileyim.
Ayrıca, bloğunuz varsa kitap çekilişi duyurumu yaparak +1, facebookta ilan ederek +1 ya da twitterda paylaşarak +1 çekiliş hakları kazanabilirsiniz.
Yazımı okuduğunuz an itibariyle süreniz başladı.  29 Haziran Cuma günü blog mesai saatimin bitimine kadar yorumlarınızın yolunu gözleyeceğim. Şansınız bol olsun sevgili okur...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
İşte size bir yastıkaltı hikayesi daha sevgili okur...
"Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü.
Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu.
Baba oğluna söz vermişti bu hafta sonu onu sinemaya götürecekti ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu.
Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti.
Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna "eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim" dedi sonra düşündü:
"Oh be kurtuldum, en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez."
Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi.
Ve "Baba! Haritayı düzelttim, artık sinemaya gidebiliriz", dedi.
Adam önce inanamadı ve görmek istedi.
Gördüğünde de hala hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu.
Çocuk şu cevabı verdi:
"Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan vardı.
İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti."
Yorum sizin sevgili okur...
Yeniden görüşmek üzere...
Hoşça ve dotça kalın...
  
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Kanal D'de yayınlanan, Diyarbakır'da çekilen ilk televizyon dizisi "Sultan"ı izlemek beni memleketime götürdü.
Bir yandan Diyarbakır'ın sokaklarında gezinip çocukluğumu ararken, bir yandan zihnimdeki bilgiler beynime uçuşuverdi paylaş bizi paylaş paylaş diye...
Siz iyisi mi Diyarbakır'ı bir de benden okuyun sevgili okur... Size dayatılan bilgileri değil, gerçekleri öğrenmenizin zamanı geldi de geçiyor bile...
Peygamberler ve sahabeler kenti olarak anılan Mekke ve Medine'den sonra en çok sahabe mezarının DİYARBAKIR'da bulunduğunu biliyor muydunuz?
Demek ki neymiş, 3. Kutsal Kent: DİYARBAKIR...
İnsanların ilk olarak toplu ve düzenli yaşama geçtikleri, 10 bin yıl öncesine ait Çayönü ve Hilar Mağaraları'nın DİYARBAKIR'da olduğunu biliyor muydunuz?
Demek ki neymiş, insanlar ilk olarak toplu ve düzenli yaşamaya DİYARBAKIR'da geçmiş.
DİYARBAKIR'ın, tarihte "Bereketli Hilal" olarak bilinen bölgede, Dicle ve Fırat arasındaki verimli topraklar üzerinde bulunduğunu biliyor muydunuz?
Demek ki neymiş, bilinen eski kültür Bereketli Hilal'de doğmuş DİYARBAKIR, dünyanın en verimli toprakları üzerindeki bu bölgenin kalbiymiş...
Tarihi 11.500 yıl öncesine dayanan, onlarca medeniyete, kültüre ve inanca evsahipliği yapan ve hala cazibesini koruyan kent DİYARBAKIR...
DİYARBAKIR'ın Tarihi İpek Yolu üzerinde Mezopotamya ile Anadolu'yu, Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlayan anayollarn kesiştiği noktada kurulduğunu biliyor muydunuz?
Çin Seddi'nden sonra uzunluk bakımından dünyanın ikinci büyük surlarının DİYARBAKIR'da olduğunu biliyor muydunuz?
DİYARBAKIR tarihi surları, hanları, hamamları, medreseleri, cami ve kiliseleriyle dünyada eşi benzeri olmayan kentimiz...
Tarihin şafağında ortaya çıkmış ve bugünlere dek kendini sürdürerek, yaşatarak gelebilmiş şehrim DİYARBAKIR...
Oysaki DİYARBAKIR'ımla birlikte yola çıkmış ve kendisiyle yaşdaş olarak kabul edebileceğimiz doğusundaki Babil, Ninova ile batısındaki Efes, Truva gibi şehirler bugün tarih sahnesinden silinmişlerdir farkında mısınız Diyarbakır'ımın farkının...
DİYARBAKIR her şeye rağmen dimdik ve ayakta ve bizim..
Osmanlı'nın son dönemlerinde nüfusuna göre en çok edebiyat insanı yetiştiren şehir ünvanı verilmiş kentin DİYARBAKIR olduğunu biliyor muydunuz?
Demek ki neymiş DİYARBAKIR, tarihin bütün dönemlerinde askeri, siyasi ve sosyal yönden önemini korumuş, yüzlerce ilim, fikir, ve sanat adamı yetiştirmiştir.
Tercüman-ı Ahval'den 9 yıl sonra 1869'da Anadolu'da çıkan ilk gazetenin "DİYARBEKİR" gazetesi olduğunu biliyor muydunuz?
Kütüphaneciliğin babası olarak kabul edilen Ali Emiri Efendi'nin DİYARBAKIR'lı olduğunu biliyor muydunuz?
Büyük dil bilgini Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugat-it Türk isimli muazzam eseri, 1910’a kadar adı bilinen, fakat kendisi meçhul bir eserdi. Diğer bir deyişle, o zamana değin, eserin sadece adı vardı, fakat kendisi ortada yoktu. Eser, bugün bütün dünyada biliniyor, hakkında kitap, makale yazılıyor ve üzerinde tartışmalar yapılıyorsa, bunu büyük kitap aşığı, ilim ve kültür sevdalısı Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi’ye borçluyuz.
DİYARBAKIR bir tarih ve kültür şehridir...
Peki Süleyman Nazif, Ziya Gökalp ve Cahit Sıtkı Tarancı'nın DİYARBAKIR'lı olduğunu biliyor muydunuz?
Dünyanın en kadim şehirlerinden biri olan ve onlarca medeniyete evsahipliği yapan, tarih ve kültür şehri DİYARBAKIR adının sosyal olaylarla değil, turizmle anılması dileğiyle...
Bana müsaade sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Herkese Merhaba...
"Servet-i Fünun Dergisi 1890'lı yılların edebiyat akımı olan "Edebiyat-ı Cedide" yani "Yeni Edebiyat"ın resmi yayın organı olarak karşımıza çıkar. 
Tekniğin zenginliği anlamına gelen Servet-i Fünun, batı etkisinde gelişen Türk Edebiyatı'nın 19. yüzyıl sonlarında kısa fakat yoğun bir batılılaşma hamlesi yaptığı dönem olarak anılır.
Türk Edebiyatı'nın bu devrine "Servet-i Fünun Devri" denmesi, bu edebi hareketin Servet-i Fünun Dergisi etrafında gerçekleşmesi ile ilgilidir. 
Servet-i Fünun Edebiyatı, Türk Edebiyatı'nda 1860'dan beri devam eden "Doğu-Batı" mücadelesinin, Batı lehine sonuçlandığı dönemi temsil ediyor. Ve Servet-i Fünun Türk tarihinin en uzun ömürlü dergisi oluyor." 
Neden mi anlatıyorum bunları? 
Ahmet İhsan Bey
Çünkü, Türk basın-yayın tarihi kadar Türk Edebiyat Tarihi bakımından da önemli bir isim Servet-i Fünun Dergisi'nin sahibi mebus Ahmet İhsan Bey, soyadı kanunun çıkışıyla beraber Tokgöz soyismini alır. 
Yaklaşık 50 yıl kadar Değirmendere sahilindeki köşkünde oturan Ahmet İhsan Bey, vefatından sonra da Garipler (=Gaipler) mezarlığında defnedilmiş.
Ahmet İhsan Bey'in, Servet-i Fünun Dergisi'ne çeşitli zamanlarda yazdığı "Köy Postası" başlıklı yazıları Değirmendere ve kentimiz için çok önemlidir. Üstelik Ahmet İhsan Bey’in bölgemize katkıları bununla da kalmıyor. 
Sayfiye olarak kullandığı Değirmendere sahildeki köşküne devrinin tanınmış bir çok ediplerini, ilim adamlarını davet etmesiyle bölgemiz tanıtımına destek oluyor Ahmet İhsan Bey. Bu kişilerden bazıları Halit Fahri Ozansoy, Burhan Cahit (Morkaya), yazar avukat Haydar Rıfat’dır.
Ayrıca Ahmet İhsan Bey, bazı edebiyatçılarımızın Değirmendere’de oturmalarına da vesile oluyor ve bilindiği kadarıyla bu kişilerden Burhan Cahit (Morkaya) konusu Değirmendere’de geçen “Yaprak Aşısı” isimli  romanı bu vesile ile yazıyor.
Söz edebiyattan açılmışken, Değirmendere'den birçok kesitler bulunan romanlardan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Eşkiya İninde"si ile Halide Edip Adıvar'ın YeniTuran, Döner Ayna'sını da hatırlatmak isterim." Der araştırmacı, tarihçi, yazar Ahmet Nezih Galitekin.
Ahmet Nezih Galitekin-Bihter Gördü
Kocaelili yazar Ahmet Nezih Galitekin Hoca'yla irtibata geçiyorum. Servet-i Fünun Dergisi'nin sahibi Ahmet İhsan Bey'in Değirmendere'de yaşamış olduğunu heyecanla söylüyorum. Araştırma yapmak istediğimi belirtiyor, bana yardımcı olmasını rica ediyorum. 
Ve kendimi Değirmendere'de buluyorum. Kapıda karşılıyor beni değerli hocam. Kelimelerle ifade edemeyeceğim kadar heyecanlanıyorum, Ahmet Nezih Galitekin Hocam'ın evindeki dev kütüphanesini görünce, adeta dilim tutuluyor.
20 bin kitaba sahip olduğunu ifade eden Ahmet Nezih Galitekin Hocamla sohbete koyuluyoruz. Kendisiyle sohbet etmek çok keyifli. İşte bu sohbetten bir alıntı paylaştım sizinle. 
İzninizle Ahmet Nezih Galitekin Hocam'a bilgi paylaşımı, keyifli sohbeti ve konukseverliği için teşekkür etmek istiyorum. İyiki sizi tanıdım Ahmet Nezih Galitekin Hocam.  
Eminim en az siz de benim kadar keyif almışsınızdır bu sohbetten sevgili okur. Aaa unutmadan size minik bir bilgi daha. 
1899-1900 yılları içinde Servet-i Fünun Dergisi'nde arkası yarın şeklinde yayınlanan bir eser var ki, sonra kitap haline getiriliyor. Ve o da yetmiyor eser, Türkiye'nin ilk televizyon dizisi oluyor. 
Daha da önemli bir bilgi, benim ismim bu diziden alınıyor. 
Haydi, bu şahıs kimdir bilin bilin bilin...
Evet bildiniz Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu adlı romanı. 
Siz söylediklerimi düşünedurun ben müsaadenizi istiyorum sevgili okur. 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin... En çok beni özleyin... En çok beni özleyin... 
Hatta bir tek beni özleyin... Özleyin...
Herkese Merhaba...
Az önce kitap çekilişimizi yaptık.
Bu haftanın şanslı okurunu belirledik. 
Şimdi de sizlere açıklama zamanı.
Çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın imzalayıp armağan ettiği "Sen şimdi gidicen ya Cehennemin dibine git" isimli kitabımız İstanbul'a gidiyor.
İmzalı kitabımızı, değerli takipçim Ayşe Güdü'ye armağan edeceğiz.
Hayatınız boyunca şansınız bol olsun sevgili okur.
Yeni yepyeni kitap çekilişlerinde yeniden buluşmak dileğiyle...
Herkese Merhaba...
İşte size bir yastıkaltı hikayesi daha...
Kısa bir süre önce sürekli petrol araştırmaları konusunda bir makale dikkatimi çekmişti.
Petrol şirketlerinin kuyu açmadan önce kaya oluşumlarını incelediği yazıyordu.
Ancak bunca bilimsel incelemeye rağmen açılan her 8 kuyudan 7'si kuru çıkıyormuş. 
Petrol şirketleri aramalarında kararlı ve azimlidir.
Bunu açtıkları bir kuyuyu daha derine kazarak yapmıyorlar, kuru çıkan bir kuyudan aldıkları bilgileri de kullanarak bir başka kuyu açmaya yöneliyorlar.
Hedefinizden ayrılmayın.
Ondan bir santim bile uzağa gitmeyin.
Ancak kafanızı da duvarlara vurmayın.
Eğer sonuç alamıyorsanız farklı bir yaklaşım izleyin.
Unutmayın ki bir problemi çözmenin bir yolu mutlaka vardır.
Farklı düşünceler, engellemeler, zorluklarla karşılaşmadan, büyük başarılar elde etmek mümkün değildir.
Kötü durumları zafere çevirebilirsiniz.
Alınacak dersi alın. 
Uygulayın. 
Sonra da başarısızlığınıza dönüp gülümseyin. 
Sonra da yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin.
En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin...
ÖZLEYİN...

"Bugün bir şekilde davetiye uydurup "Hamlet" seyrettik.
Davetiye uyduramasaydık bu bileti asla alamayacaktık.
Çünkü iki kişilik tiyatro bileti 360 Lira...
Dört kişilik bir aile olarak izlemek istiyorsak, bir asgari ücret kadar para ödemek durumunda kalacağız. 
Özelleştirin şehir ve Devlet Tiyarosu'nu da...
Asgari ücretle anne, baba ve iki çocuk tiyatroya gidebilsin...
Size bir şey söyleyeyim mi?
Bu tiyatrolar devletin, belediyenin hatta sanatçıların bile değil.
Bizzat milletin tiyatrosudur efendiler milletin..." der değerli bir tiyatro izleyicisi. Facebook'ta bu paylaşımı görünce siz de okuyun istedim. Çünkü tam da söyleyeceklerime tercüman olmuştu sevgili okur...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Mevsimlerden yaz ama, bahar kokuyor toprak mis gibi sevgili okur. 
Bahar bahardır ilki ve sonu yoktur, o bir AŞK mevsimidir. AŞK...
"Sevdin mi Mecnun gibi sevip düşme çöle...
Sevdin mi Ferhat gibi sev hiç olmazsa,
Git dağ del, su getir köyüne de aşkın bir işe yarasın!" der çılgın yazar Erdal Demirkıran. 
Sizinle çılgın yazarın "Sen Şimdi Gidecen Ya Cehennem'in Dibine Git" isimli kitabını paylaşmak istiyorum sevgili okur..
Kitap bütün AŞK tanımlarını alt üst etmiş ve farklı bir bakış açısı getirmiş.
Yazara göre AŞK sanıldığını aksine tutkudan ibaret bir yanılgıdır. 
Çünkü, kişinin sadece kendisine aşık olabileceğini tüm samimiyeti ile anlatır çılgın yazar Erdal Demirkıran.
Birine aşık olduğunda uçma, kaçma, akıllı ol! Önemli olan AŞK zannedilen duyguyu doğru yöne kanalize edip, Ferhat misali köyüne su getirmektir der çılgın yazar Erdal Demirkıran.
İyisi mi kitabı size daha fazla anlatmayı bırakıp sadede geleyim.
Efendim, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın imzalayıp armağan ettiği  "Sen Şimdi Gidecen Ya Cehennem'in Dibine Git" isimli kitabını, size hediye etmek istiyorum.
Yapmanız gerekenler çok basit sevgili okur. Öncelikle yazımın altına yorum yapmanız gerekiyor. Yorumunuzun sonuna adınızı, soyadınızı ve mail adresinizi eklemeyi unutmayın ki, çekilişimizin şanslı okuru olursanız, size ulaşabileyim.
Çekiliş hakkınızı arttırmak mı istiyorsunuz? Harika o zaman size önerilerim olacak. Hemen kitap çekilişimizi bloğunuzdan duyurarak +1, facebookta ilan ederek +1, twitterda paylaşarak +1 çekiliş hakları kazanabilirsiniz.
Hadi bakalım ne duruyorsunuz? Süreniz başladı. 13 Haziran Çarşamba günü blog mesai saatime kadar sizi burada bekliyor olacağım. Şansınız bol olsun sevgili okur.
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Ülkemizde tiyatro sanatı adına İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu'ndaki yönetmelik değişikliği ile başlayan süreç Devlet Tiyatroları'nın kapatılmasının konuşulmasına kadar getirildi.
Günlerdir içim içimi yiyor. Gerçek olamaz diyorum. Konunun bu kadar siyasete malzeme yapılmasına, siyasi taraflar oluşturmasına anlam veremiyorum. Açıkçası bu bencillik canımı acıtıyor.
Kim miyim ben? Gözünü Devlet Tiyatroları'yla açmış, iyi bir tiyatro izleyicisiyim kim olacağım, içinizden sadece biriyim.
Memleketim Diyarbakır'da, Devlet Tiyatrosu 29 Ekim 1988'de "Ayyar Hamza" oyunuyla perdelerini açmıştı. İşte o günden sonra hayatım değişti diyebilirim. 
Tiyatromuzun kuruluş amaçları arasında neler vardı biliyor musunuz sevgili okur?
Tiyatronun doğduğu topraklarda seyreden, dinleyen, okuyan, anlayan, duyarlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunan, dünyanın önder tiyatrosu olmak. Türk dilini geliştirmek, tiyatro sanatını yaygınlaştırmak ve evrensel değerlere sahip bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunmaktı. Ki bu amaçlarını fazlasıyla yerine getirdi Devlet Tiyatroları. 
Birincisi kişisel gelişimime ciddi katkılar sundu Devlet Tiyatroları. Çünkü sinema bizim eve çok uzaktaydı, koca şehirde tek eğlencemiz tiyatroydu ve özel tiyatrolara kıyasla daha uygun fiyata, kalitesi yüksek, eşsiz oyunlar izleme fırsatı vermişti Devlet Tiyatroları bize.
Hatta ben durumu abartıp, bir oyunu önce yaşıtım halamla izliyor, sonra arkadaşlarımı organize edip onlarla birlikte 2. kez izlemeye gidiyordum. Öyle keyifliydi ki, 2 kez izlemek de tatmin etmiyordu, 3. turda biletleri alıp ailemi tiyatro oyunu izlemeye götürüyordum. Üstelik bunu bir ortaokul öğrencisi olarak kendi harçlıklarımla yapıyordum.
Zamanla tiyatro vazgeçilmezim olmuştu. Çünkü tiyatronun hayatıma tuttuğu aynayı görmek hem beni mutlu ediyor, hem de heyecanlandırıyordu. 
Ne mi buluyordum tiyatroda? Çoğunlukla kendimi buluyordum. Çünkü farkında olmasak bile insan ilişkileri tiyatraldir, mekan kullanımı, vücut dili, sözcüklerin seçimi, ses tonları, duygu ve düşüncelerin çatışması sahnede kullanılan her şey yaşantımızda da vardır: İnsanın özü tiyatrodur.
Düğünler, cenazeler birer etkinliktir fakat, aynı zamanda son derece aşina olduğumuz için farkında olmadığımız, günlük ritüellerdir. Resmi bir devlet töreni, fakat aynı zamanda bir sabah kahvesi, selamlaşmak, ürkek aşklar, tutkuların büyük fırtınaları, bir diplomatik görüşme, hepsi tiyatrodur.
Tiyatronun temel amaçlarından biri, seyircilerin oyuncu da olduğu dünya sahnesinde, insanları günlük hayatın etkinliklerine karşı duyarlı kılmaktır.
Hepimiz oyuncuyuz, tiyatro yaparak, bakmaya alışkın olmadığımız için göremediğimiz, aslında aşikar olan şeyleri öğreniriz. Kanıksanmış olan şey görünmez olur, tiyatro yaparak günlük hayatın sahnesini aydınlatırız. 
Devlet Tiyatroları'nın yaşamıma kattıklarını paylaşmak istedim sizlerle. Daha düne kadar da hayatıma bu eşsiz katkıyı sunmaya devam ediyordu Devlet Tiyatroları.
Bu arada bir sürü de özel tiyatro oyunu izleme fırsatı yarattım kendime lakin, birkaç oyun dışında Devlet Tiyatroları'yla aynı tadı bulamadığımı itiraf etmek istiyorum. Çünkü benim çocukluğumda olduğu gibi bugünde her meslek grubunda olduğu gibi tiyatrocular arasında da önce kendine, sonra da insanlara ve işine saygısı olmayan çürük yumurtalar var ve onlar da var olmaya devam edecek. Ki onların olması bize herkesin sanatçı olamayacağını ispat edecek.
Belki de işin içine ticari kaygılar girince tiyatro tiyatro olmaktan çıkıyor bilemiyorum sevgili okur ama, eminim ki birçok sebep daha sıralayabilirim size. Emeğe haksızlık etmek değil niyetim ancak, özel tiyatrolarda durum bu bana göre.
Bir  kez daha hatırlatmak gerekirse, "Devlet Tiyatroları 1949 yılından beri yerli ve yabancı eserlerle halkın genel eğitimini ve kültürünü yükseltmek görevini yapıyor. Devlet Tiyatroları, Türk Sahne Sanatları'nın yurtiçinde ve yurtdışında gelişmesini ve tanıtımını sağlıyor tam 63 yıldır. Üstelik Devlet Tiyatroları tüm Türkiye'de yüzde 90'ı aşan doluluk oranlarıyla yaklaşık 2 milyon seyirciye ulaşıyor sevgili okur.
Hal böyleyken Sayın Başbakanımızın Dünya Tiyatrolar Günü mesajındaki, "Tüm sanat dalları gibi tiyatro da hayata ayna tutar. İnsanın kendisini, toplumunu, dünyayı, önyargılardan arınmış farklı bakış açılarıyla görmesine katkı sağlar. Bu bakımdan tiyatro, esasen sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, barış içinde bir arada yaşamayı temel alan, insanlığın vicdanına, kalbine hitap eden güçlü bir anlatım aracıdır. Hükümet olarak, ortak insani değerleri savunan, milletimizin kültürel gelişimine, eğitimine son derece olumlu katkılar sağlayan tiyatrolarımızı desteklemeyi kendimize bir görev sayıyoruz. Keza sanata yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır." sözlerini hatırlatmak ve kendisine canıgönülden katıldığımı ifade etmek istiyorum.
Devlet Tiyatroları "AYNA"sını kırmanın uğursuzluk getireceğini biliyorum, bu nedenle endişeliyim. Biriniz beni ve ülkemi bu "Devlet Tiyatroları kapatılıyor" kabusundan uyandırsın artık lütfen, lütfen, lütfen...
Blogger tarafından desteklenmektedir.