Herkese merhaba. 
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız? 
Peki kendiniz için bu yıl ne aldınız?
Kaç akşam işten eve dönerken bir köpeği okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu? 
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde gökyüzünde ne kadar çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Masmavi denizin o muhteşem kokusunun ciğerlerinizi doldurduğunu en son ne zaman hissettiniz?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı hiç? 
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalında kokladınız mı?
Bu yıl kaç gökkuşağı gördünüz?
Hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığa en son ne zaman tanık oldunuz?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Yıllardır görüşmediğiniz eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseye barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez hissettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunun gibi birçok "küçük şeye" bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yok eğer düşünmediyseniz, hazır yepyeni bir yıla yaklaşırken yazdıklarımı düşünün derim.
Yeni yılda hayatı tutabilmek, sevgiyi kaçırmamak ve keşke dememek için şimdi düşlerimizi ikiyle çarpalım ve onları gerçekleştirecek zamanı ayıralım kendimize sevgili okur.
Çünkü seksenli yaşlarında dahi dans edeceğini iddia edenler belki bastonla, belki de tekerlekli sandalyeleriyle müziğe ritm uydurduklarında, yirmili yaşlarında oturanlar boşa geçirdiklerini anlayacaklar koskoca güzelim hayatı.
Ve her sene sadece içinde yaşama sevinci olanlar görecek ve bilecek yeni yılın heybetini veee kıymetini... Yaşam merdiven, her yeni yıl olgun mutluluğa bir basamak.
Dilerim ki yeni yılın getireceği sağlık, mutluluk ve huzur, bizlere geçmiş yılların tüm kötülüklerini ve acılarını  unutturur.
Yeni yılda hiç kimsenin ümitsiz kalmaması, herkesin hayallerinin, dileklerinin ve ve ve umutlarının hayat bulması dileklerimle her şey gönlünüzce olsun sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.  
Herkese merhaba. Bugün 24 Aralık. 
Neşe doluyor insan. Neden mi? 
Bilirsiniz günlerdir bizi 21 Aralık'ta kıyamet kopacak safsatasıyla oyaladılar. 
Yaşamlarımızdan çaldılar.
Oysa bugün 24 Aralık ve yine günlerden "Her Şeye Maydanoz" ve biz buluştuk. 
Evet şükür kavuşturana sevgili okur. Şükür kavuşturana...
Neymiş efendim, milattan önce yaşayan Maya Uygarlığı'nın takvimine göre 21 Aralık 2012'de dünyadaki yaşam son bulacakmış.
Neymiş efendim, hayatta kalmak için gerekli sır iki bölgede gizliymiş. 
Bunlardan biri Güney Fransa'daki Bugarach Köyü, diğeri ise benim canım memleketimin güzeller güzeli ili İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı şirin mi şirin köyü Şirince imiş.
Nedenine gelince de; Maya Uygarlığı'na göre Şirince'nin sırrı, sırtını dayadığı Maden Dağı'nda gizliymiş.
Ayrıca Maden Dağı dumandır... Deloyloy deloyloy kibar yarim... Diye de bir şarkı vardır. Bilirsiniz sevgili okur bilirsiniz. 
Ne alaka demeyin. En az Mayalar'ın takvimi kadar önemsiyorum bu şarkıyı bu nedenle sizinle paylaşmak geldi içimden... Yok canım niye kafayı yiyeyim. Gayet iyiyim...
Peki şimdi siz çok merak ettiniz. Şirince'deki dağın gizemi neymiş? O vakit ben de anlatmaya devam edeyim. 
İnanışa göre M harfi şeklindeki Maden Dağı 21 Aralık'ta yıkılmayacakmış. Nuh Tufanı'nda bu tepeye oturan gemi, 21 Aralık günü tekrar ortaya çıkacak, dağın ortasına oturacakmış. O vakit Şirince'de bulunup bu gemiye binenler kıyametten kurtulacakmış... Nasıl ama hikaye.. 10 numara 10...
1999 depremi sonrası yayılan "Milenyum"u göremeyeceğiz safsatasını unutmadık değil mi? 
Dilerseniz sizi daha eskilere götüreyim. 80'li yıllarda kıyametin kopacağının belirtisi olan sakallı bebek doğdu haberini daha dün gibi hatırlıyorum.
Allah bu Mayalar'dan razı olsun ne diyeyim. Benim canım ülkeme torpil geçtiler. Ülke tanıtımımıza katkıda bulundular. Daha ne olsun sevgili okur.
Yeraltı Fıstığı Takvimi der ki 21 Aralık, günlerin uzamaya başladığı tarih olduğuna göre yazın gelmeye başladığının bir göstergesidir. Yaşasın bugün itibariyle bahar yola çıktı demektir. Yaz mevsimine çok az kaldı.
Hadi bakalım çıkın işin içinden çıkabilirseniz sevgili okur, herkes gibi ben de kuyuya bir taş atayım dedim. 
Bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik, siz söylediklerimi düşünedurun ben müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Bir tek beni özleyin.  


Herkese merhaba...  Nitelikli dolandırıcılar hepimize bir telefon kadar yakın sevgili okur. Derler ya teknoloji gelişti, mertlik bozuldu. Bizim halimizde o misal.
Bir gün cep ya da ev hiç fark etmez, telefonunuz çalar ve açarsınız. Telefonun ucundaki ses polis olduğunu söyler, size isminiz ve soy isminizle hitap eder hatta daha ileri gider aile bireylerinizin ismini sayar ve devam eder.
Kullanmış olduğunuz cep telefonundan emniyet görevlisi, askeri rütbeli ve hakim-savcı konumundaki şahısların eşlerinin rahatsız ve taciz edildiğini iddia eder. Bu şahısları yakalamak için çalışma yapıldığını ve bu çalışma için sizden kimlik numaranızdan tutunda, kredi kartı bilgilerinize varana kadar her şeyi öğrenmeye çalışır. Ya da;
Telefonunuzun sim kartının kopyalandığı, hattınız üzerinden yüksek miktarda görüşmeler yapıldığı ve yüklü miktarlarda borcunuz olduğu söylenir. Bir anda bunları duyunca şok olursunuz. 
Telefonun ucundaki ses devam eder, bu kişilerin tespiti için kimlik ve kredi kartı kullanıyorsanız onun bilgilerini talep eder. Yok eğer onu dinlemeye devam ediyorsanız ve soru sormuyorsanız, daha da ileri giderek, sizden peşin para alarak bu işi çözebileceğini söyler.
Bir başka numarası ise şudur: Telefonunuzu teröristlerin kullandığını, çok konuşma yapıldığını, sizin teröristlere yardım ve yataklık ettiğinizi iddia eder. Şok olur, dinlemeye devam eder ve saf saf inanır soru sormazsanız; telefonun ucundaki ses, faturanızın çok yüksek olduğunu söyleyip size ikinci şoku yaşatır. Ardından tüm bu durumların çözümlenebilmesi için sizden falanca bankaya para yatırmanızı talep eder.
Hatırlarsanız son birkaç yıldır cep telefonlarımıza ödül kazandınız mesajları sıkça gelirdi. Eğer bu mesajlara inanıp, mesajın peşine düştünüz mü bu yandığınızın resmiydi. Sizden yüklü miktarda kontör ya da para talep eden, haksız kazanç elde etmek için türlü türlü bahanelerle sizi arayan nitelikli dolandırıcıların eline düştünüz demektir.  
Hatta sosyal medya kullanıcısı iseniz, orada da sizi bulabiliyorlar. En yakın arkadaşınızın facebook adresini ele geçiriyorlar ve onun adına sizden para ya da kontör istiyorlar. Hesapta siz de arkadaşınızla konuştuğunuzu zannedip, her türlü şahsi bilginizi paylaşıyorsunuz. Ya da size verilen hesaba, arkadaşınız olduğunu düşünerek, istenilen parayı alelacele yatırmak için internet bankacılığını bile kullanabiliyorsunuz, şayet şüpheci bir yapıya sahipseniz arkadaşınızı telefonla ararsanız, dolandırılmak üzere olduğunuzu görebilirsiniz.
Her şey bu kadar basit. Her söylenene inanmayalım, araştıralım sevgili okur. Kolay para kazanmıyoruz ne de olsa değil mi? Aklımızı başımıza alalım lütfen.
Son bir haftadır yakın çevremden bu tür telefon alan o kadar çok insan oldu ki sizinle paylaşmak ve uyarmak istedim. Dikkat edelim lütfen.
Bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik, bana müsaade. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Keyifli hafta sonları diliyorum.
Herkese Merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Ülkemizde yürütülen kurumsal sosyal sorumluluk projelerini incelediğimizde genelde kurum çalışanlarından ziyade topluma yönelik projelerle karşılaşıyoruz.
Bu projelerin topluma fayda sağlamanın yanı sıra, kurum isminin akılda kalıcılığını artırarak, kurumun tanınırlığına da hizmet ettiğini görüyoruz.
Dünyaya baktığınızda Kurumsal Sosyal Sorumluluğun bir standardı olduğunu görürsünüz. 
SA 8000, WRAP, ETI Base Code gibi sosyal sorumluluk standartları daha çok kuruluşların çalışanlarına karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediğini sorgular. 
Social Accountabiliy (SA 8000) Standardı, bir kuruluşta sağlık ve güvenlik koşullarının tesis edildiğini; çalışanların yaşlarının çalışmaya uygun olduğunu ve zorla çalıştırmanın yapılmadığını; adaletli disiplin uygulamalarını, ırk, cinsiyet, din vb sosyal ayrımcılığa konu uygulamaların bulunmadığını; ücretlendirmede farklılık gözetilmediğini ve yeterli ücret ödendiğini; çalışma ve mesai saatlerine uygun çalışıldığını; örgütlenme ve toplu sözleşme hakkının sağlandığını sistemli olarak güvence altına alır. Bu konuların yönetilmesi için kuruluştan politika ve yönetim sistemi bekler.
Kurumsal sosyal sorumluluk kapsamında topluma yönelik projeler yürüten kurumların, SA 8000 Standardı şartlarını tam olarak karşılayacaklarının garantisi yoktur. Ancak paydaşlarından biri olan topluma karşı duyarlı olan bu kuruluşların, kendi içlerinde çalışanlarına karşı da duyarlı olmaları beklenir.
Araştırdığınızda ülkemizde bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda firmanın SA 8000 Standardı'na sahip olduğunu görebilirsiniz.
Standardın kuruma sağlayacağı faydalar nelerdir derseniz, bu standart yürürlükteki yasaların eksik bıraktığı yönlerine karşı sosyal sorumluluğu güvence altına aldığını, bunun firmanın imajını güçlendirmekle birlikte uluslararası alanda firmanın kredibilitesini artırdığını ve her şeyden önemlisi çalışanların uzun süreli istihdamı ile yeni işgücü yetiştirme sürecinden tasarruf edilmesine olanak sağladığını görebilirsiniz.
SA 8000 kurumlarda çalışma koşullarının etik düzenlemeleri için 9 temel konuyla ilgili gereklilikleri ortaya koyar: Çocuk çalıştırma, zorla çalıştırma, İş Sağlığı ve Güvenliği, Örgütlenme Özgürlüğü, ve Toplu Sözleşme Hakkı, Ayrımcılık, Disiplin Uygulamaları, Çalışma Saatleri, Ücretlendirme, Yönetim Sistemi.
Niçin mi anlattım bunları sevgili okur. Elbette Toplumsal Sosyal Sorumluluk projeleri önemli. Ancak ondan daha önemli bir ayrıntıyı da atlamadan toplumsal sosyal sorumluluk projelerini hayata geçirmeliyiz diye düşünüyorum. O da Kurumsal Sosyal Sorumluluk.
Benim canım ülkemde olduğu gibi, kurumsal sosyal sorumluluk ile toplumsal sosyal sorumluluk projelerini birbirine karıştırmamak ve gerekli sorumlulukları tam olarak, hakkıyla üzerimize alınmamız gerekiyor. 
Büyük büyük kurumların reklamlarla boy boy toplumsal sosyal sorumluluk projelerini duyurmaktan öte, önce kurumsal sosyal sorumluluklarının farkına varıp, dünyada insana dair uygulanan kriterleri birbir yerine getirmelerini beklediğimizi hepimiz adına ifade etmek istedim. 
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana "Her Şeye Maydanoz"unuzun davulu az bilirsiniz sevgili okur. Güm be de güm güm güm güm.  Hal böyle olunca siz yazdıklarımı düşünedurun, ben bu hafta da müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin... Hatta bir tek beni özleyin... Özleyin...
Herkese merhaba... Herkese Merhaba... Herkese merhaba...
Ne şanslı bir şehir ki Kocaeli, Anadolu'da kurulan ilk ödenekli tiyatroya Kocaeli Şehir Tiyatroları'na sahip.
Şehir tiyatromuz kuruluşunda bu yana kültür sanat alanında kentimizi, ülkemizin hatta dünyanın özel bölgelerinden biri olmaya taşımaya, var gücüyle emin adımlarla, her türlü zorluğun özveriyle üstesinden gelerek, ekip ruhunu hiç kaybetmeden, devam ediyor.
Geçen sezonu politik tartışmaların gölgesinde kapatan "Şehir Tiyatroları" öyle bir "perde" dedi ki, milletin parasıyla millete tiyatro yaptığını açıkça ifade etti.
2012-2013 sezonu repertuvarımız olabildiğince farklı beğenilere sahip izleyicilere göre oluşturulmuş. Kocaeli Şehir Tiyatroları repertuvarına baktığınızda bunu rahatlıkla görebilirsiniz.   
Hadi hep birlikte bu sezon izleyeceğimiz oyunlara bir göz atalım.
Geçen sezonun açılış oyunu  “Kösem Sultan” oyunu, mevkilerin makamların mezata çıktığını, parasını verenin istediği yere tayin olduğu, ekonominin berbat olduğu, paranın düştüğü, altının fırladığı, hazinenin tamtakır ama bey-paşa konaklarının tavanlarına kadar altın dolu olduğu, rüşvete karışmayana "deli" gözüyle bakıldığı, Anadolu'da isyanın birinin bastırılmadan diğerinin çıktığı ve halkın akın akın İstanbul'a göçtüğü, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dönemini ele alıyor.
Yoksa siz hala izlemediniz mi? Üzülmeyin, Kösem Sultan oyunu bu yılda devam ediyor. Muhakkak izleyin, çünkü Kösem Sultan zamanında yaşamadığınız için bugünümüze şükredeceksiniz sevgili okur şükredeceksiniz.
Çağdaş Dünya Tiyatrosu'nun en önemli eserlerinden biri “Kafesten Bir Kuş Uçtu (Guguk Kuşu)” bu sezon da sahnelenmeye devam ediyor. İnsanın kanını donduran bir ustalıkla yazılmış roman “Kafesten Bir Kuş Uçtu namıdiğer Guguk Kuşu” önce sinemaya uyarlanır, 1976 yılında 9 dalda oskara aday olur ve dört büyük ödülü alarak sinema tarihine geçer. Lakin, filimini de izleyen biri olarak, tiyatroda izlemenin keyfini asla vermediğini üzerine basa basa söylemek isterim.
Kocaeli Şehir Tiyatroları'nın bu eşsiz oyununu hala izlemediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü dünyanın en iyi tekslerinden biri Kocaeli'de, eminim çok beğeneceksiniz.
Geçen yıldan devam eden oda tiyatrosu oyunlarımız “Seneye Bugün” ve "Eski Fotoğraflar"ı da mı izlemediniz? Şiddetle tavsiye ederim.
“Seneye Bugün” evlilik kurumunu farklı bir açıdan ele alırken, “Eski Fotoğraflar” ise kadının toplumdaki yerini değerlendirip hayata farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Tavsiye ederim. 
Bu yıl 16. sezon açılışını yaptığımız şehir tiyatrolarımız, dünya tiyatrosunun en önemli yazarlarından Shakespeare’in yazdığı en önemli oyunlarından biri, yani tam anlamıyla bir tiyatro klasiği "Kral Lear" ile "PERDE" dedi.
Ünlü İngiliz yönetmen Malcolm Keith Kay'in usta yorumu,  oyunculuk performansları ve özellikle dekor tasarımıyla adeta bir görsel şölen niteliğindeki "Kral Lear" oyununu kaçırmamanızı tavsiye ederim.
Öte yandan geçtiğimiz hafta prömiyeri yapılan “Dişi Horoz” adlı oyunumuz ise, Geleneksel Türk Tiyatrosu türüne bir örnek olarak, Gölcük Kervansaray Sahnesi'nde sergilendi. Üstelik oyunumuz kurum sanatçılarımızdan biri tarafından yazılıp, yönetildi.
 Bu oyunla birlikte, Gölcük Kervansaray Sahnemiz Türkiye’de ilk kez hayata geçecek olan Geleneksel Türk Tiyatrosu Sahnesi olması özelliğiyle ön plana çıkacak. Demedi demeyin. 
16. yüzyıldan kalma Gölcük Kazıklıkervansaray'da "Dişi Horoz" oyununu izlemeyi ihmal etmeyin. Farklı bir tat alacağınızı garanti ederim.
Yine oda tiyatrosu oyunlarımızdan “İtirafçı Yürek” ise bu yıl sahneye çıktı. Görselliği ile dikkat çeken oyun, ünlü bir yazarı faklı bir anlatım ile seyirci ile buluşturması açısından önem taşıyor.
"İtirafçı Yürek", korku, gerilim ve polisiye türlerinin öncülerinden ünlü yazar Edgar Allan Poe'nin birden fazla eserinden uyarlandı. Korkularının doruk noktasında hastalığıyla yüzleşen, çıldırmakla yaşama tutunmak arasında gidip gelen ve sonuçta hayatı altüst olan bir adamın bilinçaltı yolculuğu son derece çarpıcı görsel efektlerle gözler önüne seriliyor. Ben keyifle izledim,  size de öneririm sevgili okur.
Siz yazdıklarımı değerlendiredurun ben bu hafta da müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin... Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
Blogger tarafından desteklenmektedir.