Herkese merhaba... 
29 Ekim benim ülkemin doğum günü.Cumhuriyet Mahallesi Muhtarlığı'nın talebi üzerine, İzmit Belediye Meclisi'nden karar çıkmış.Cumhuriyet Mahallesi Muhtarlığı adına yakışır biçimde "Cumhuriyet Bayramı" etkinlikleri yapar olmuş. 
Bize de gelen samimi davete katılmak şart oldu. Neden mi?Çünkü, herkesin siyasi fikrini bir kenara koyup, birlik ve beraberlik ruhunu yanına alarak, ulus olma bilinciyle Cumhuriyet Bayramı'nı kutlamaya geleceğine inandım.
Ne mi yaptık? Cumhuriyet Bayramı akşamı muhtarlık binası önünde toplandık.Kim miydik biz? Sadece halk. Ülkesini milletini seven, ulusal bayramını coşkuyla birlik ve beraberlikle kutlamak isteyen halktık biz.
Yaşlısı genci, Türkü Kürdü, Çerkezi Lazı, Alevisi, Sünnisi, solcusu sağcısı, farklılıklarımızı bilip bir kenara koymuş, ortak noktalarıımızda birleşip, birlikte kurduğumuz Cumhuriyetimizin doğumgününü kutlamak için bir araya gelmiştik. 
Heyecanla birbirimizin gözünün içine bakıyorduk. Birlikte kutlamanın keyfini çıkaracaktık. Öyle de yaptık. 
Mehteran takımı eşliğinde ellerimizde bayraklarımız meşalelerimiz, Cumhuriyet Mahallesi Demokrasi Parkı Soğucak Siteleri'nin önünde kurulan sahneye kadar hep birlikte keyifle yürüdük.   
Bizler birer birey olarak toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirdiğimize inanıyorduk. Çünkü bizler düşünen varlıklarız. Bireyler düşünen varlıklar olmalıdır değil mi sevgili okur? 
Eğer bireyler düşünen varlıklar olmazsa, bir toplumu iyiye de kötüye de herkes yöneltebilir. Onun için biz bireysel ve toplumsal özgürlüğümüzü temel alıyoruz. Bireysel özgürlüğümüzü düşünürken de, her bireyin sonunda bütün ulusun ortak çıkarını ve devletin varlığını göz önünde bulundurması gerektiğine inanıyoruz.
Bireysel özgürlük mutlak olamaz, başkasının hak ve özgürlüğünün, ulusun ortak çıkarının bireysel özgürlüğümüzü sınırladığının da farkındayız. Bireysel özgürlüğümüzü sınırlamanın devletin adeta ilkesi ve görevi olduğunu da biliyoruz.
Ancak devletimizin bireysel özgürlüğümüzü sağlayan bir kurum olmakla birlikte, aynı zamanda bütün özel etkinlikleri, genel ve ulusal amaçlar için birleştirmekle yükümlü olduğunun da bilincindeyiz.
Bireysel özgürlük derecesinin devletin etkinliğini zayıf düşürmemesi gerektiği inancındayız. Üstelik devletsiz bir toplumun ya da güçsüz bir devlet yaşamının sonucunda da, herkesin herkesle mücadelesinin başlayacağının örneklerini de gördük.
Elbette bireysel özgürlüğün ne kadarından vazgeçilmesi gerekeceği, içinde bulunulan zamana ve ülkeye göre değişir.
Yurttaşların genel özgürlük ve mutluluğu için, bireylerden, ancak devlet için zorunlu olan bir kısım özgürlüklerin bırakılması da istenebilir.   
Fakat kimse şunu da unutmasın ki, Türk ulusu, baskılı yönetim ve tutsaklık zincirlerini parçalayabilmek için iç ve dış düşmanları karşısında yaşamını ortaya attı, çok kanlı ve tehlikeli mücadelelere girdi, sayısız özverilere katlandı, başardı, ancak ondan sonra özgürlüğüne sahip oldu. Bu nedenle özgürlük bizim yaşam biçimimiz.
Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki bir ulus, varlığı ve bağımsızlığı için her şeye girişir ve bu amaç uğrunda her özveriyi gösterirse, başarmaması olanaksızdır. Elbette başarır. Başaramazsa o ulus ölmüş demektir.
Öyleyse ulus yaşadıkça ve her türlü özveride bulundukça başarılı olamaması düşünülemez ve böyle birşey söz konusu olamaz. (1919)
Çağdaş bir cumhuriyet kurmak demek, ulusun insanca yaşamasını bilmesi, insanca yaşamanın neye bağlı olduğunu öğrenmesi demektir. (1931)
Türkiye tutsak olarak yok olmaktansa, son nefesine kadar savaşmaya karar vermiştir. (1922) der ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk.
Biz bir kere daha dünya aleme nasıl bir ulus olduğumuzu Cumhuriyet Mahallemizden göstermeye çalıştık.
Canım Cumhuriyet Bayramımızı siyasetlerine alet edenlere inat.
En güzel günümüzde ülkemde kriz yaratanlara inat. 
Farklılıklarımızı kullanarak bizi birbirimize düşürmeye çalışanlara inat.
Bunu başaramayıp da bizi bir arada tutan benzerliklerimize saldıranlara inat bir aradaydık. Oyuna gelmeyeceğiz. Birlik ve beraberliğimizden asla ödün vermeyeceğiz.
Dünya tarihinin en büyük başarılarından biri olan TÜRKİYE CUMHURİYETİ'nin kuruluşunun 89. yıla erişmesinin onur ve coşkusuyla "29 Ekim Cumhuriyet Bayramı"mızı kutladık. 
Bugünü canları,kanları pahasına savaşarak canım Türkiye'mi bizlere armağan eden ulu önder Atatürk ve silah arkadaşlarını şükranla, minnetle andık. Eşsiz ülkemin doğumgünü bir kez daha kutlu olsun.
Aslına bakarsanız bu hafta da bana ayrılan sütunların sonlarına geliverdik. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin sevgili okur. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
Herkese merhaba...
Bayram geldi hoşgeldi. 
Safalar getirdi.
Nedir bayram?
Annemin kokusunu doyasıya içime çekebilmektir BAYRAM.
Kaç yaşıma gelirsem geleyim babamın küçük kızı olduğumu bilmektir BAYRAM.
Ailemle birlikte yeni güne uyanmaktır BAYRAM.
Tüm sevdiklerimin sağlıklı olduğuna tanık olmaktır BAYRAM.
İçimdeki çocuğun her daim gülümsemesini görmektir BAYRAM.
Geleneksel bayram temizliği şenliklerimizin sona ermesidir BAYRAM.
Şeker toplamaya gelen çocukların yüzündeki gülümsemenin evrene yayılmasıdır BAYRAM.
Neşeli neşeli gümbürdeyen davulun sesiyle çevrenin meraklı bakışlarına aldırmadan çılgınca dans edebilmektir BAYRAM.
Başın dara düştüğünde koşup gelecek dostlarının varlığını hissetmektir BAYRAM.
Ölüm döşeğindeki dedenin hayır duasını almaktır BAYRAM.
Kabustan uyanmak, her şeyin aslında kötü bir rüya olduğunu görmektir BAYRAM.
Yıllardır huzurevinde yaşayan Ayşe Teyze'nin elini öpmek, halini hatırını sormaktır BAYRAM.
Kırgınlıklara son verip, gönül almayı başarabilmektir BAYRAM.
Acı, tatlı ne varsa aşımızda paylaşmaktır BAYRAM.
Başımıza ne gelirse gelsin birlik ve beraberliğimizden ödün vermemektir BAYRAM.
Sevgi ve saygıyla birbirine kenetlenmektir BAYRAM.
İç huzura sahip olmaktır BAYRAM.
Karnında kelebeklerin uçuşmasıdır BAYRAM.
Delice sevmek ve sevildiğini bilmektir BAYRAM.
Papatyaların baharı müjdelemesidir BAYRAM.
"Bayram  nedir diye sordum kendime
Bayram bir ömürdür benim gibi bir deliye"
Der ya üstad Can Yücel.
Ben de bayram nedir diye sordum kendime,
Aldığım cevapları paylaştım sizinle sevgili okur.
Sözün özü bana her gün bayram, ya size?

Herkese merhaba. Ekim ayı geldi. Bize tiyatroyu getirdi.
Heyecanlı bekleyişim sona erdi. Kocaeli Şehir Tiyatroları "perde" dedi.
Bizim şehir tiyatrolarında oyun izlemekten büyük keyif alıyorum sevgili okur. 
Bir oyunu en az üç kez izliyorum. Neden mi? 
Çünkü kendimi şanslı hissetmemi sağlıyorlar. 
Bunu nasıl mı başarıyorlar? Hemen anlatayım.
İnsana ayna tutan, insanın öyküsünü derinlemesine yansıtan eğitici sanat dalı tiyatro.
Kendinizi görüyorsunuz her oyunun içinde ve bu sizin 
değişiminizi ve dolayısıyla gelişiminizi  tetikliyor. Varlığınıza anlam katıyor. 
Hal böyle olunca da tiyatronun toplumunuzun eğitiminin, dilinin, kültürünün ve estetik duyarlılığının gelişmesi sürecine nasıl bir katkı sunduğuna tanık oluyorsunuz.
Toplumun bir aynası olan insanı eğitmenin en güzel yolu olduğunu keşfediyorsunuz tiyatronun, çünkü insanı düşünmeye sevk ediyor.
Topluma dolayısıyla bize, dinlemeyi, anlamayı, ince davranmayı, toplumsal kurallara uymayı öğretiyor tiyatro. 
İnsan sevgisi aşılıyor tiyatro.
Toplumun gelenek göreneklerini yaşatıyor tiyatro.
Tiyatro yaşamın bir parçası. Hem de en güzel parçası.
Çocukları, gençleri iyiye, güzele, doğruya, sevgiye yöneltiyor tiyatro.
Geçmişimizi, günümüzü, geleceğimizi algılamamıza yardımcı oluyor tiyatro.
Halkın içinden doğmuş bir sanat dalı tiyatro, insanları eğitiyor.
Eğitirken düşündürüyor, insanlara beraber gülme, beraber ağlama, beraber düşünme fırsatı sunarak insanca duygular aşılıyor.

Tiyatro bir toplumun kültür ölçüsüdür, kültür ölçüsü.
Tiyatrosuz toplum yeni doğmuş bir çocuk sayılır.
Daha dile gelmemiş, belki de henüz ilk sözlerini söylememiş bir çocuk.
Bir toplumun ilk piyesi, bir çocuğun ilk sözcüğü gibidir. Düşünsenize biz bugün 21. yüzyılda ilk çağlardaki toplumların kültürünü onlardan kalan eserlerle ölçüyor, anlamaya çalışıyoruz.
Ne şanslı bir şehiriz ki Kocaeli olarak, Anadolu’da kurulan ilk ödenekli tiyatro olan Kocaeli Şehir Tiyatroları’na sahibiz.
Bizim şehir tiyatromuz kuruluşundan bugüne kadar 86 oyun sergiledi ve kültür sanat alanında kentimizi, ülkemizin hatta dünyanın özel bölgelerinden biri olmaya taşımaya var gücüyle 
emin adımlarla koşmaya devam ediyor. 

KRAL LEAR'IN YARATICI KADROSU
Yoğun bir sezonun ardından yaz döneminde yeni sezon hazırlıklarını sürdüren ve repertuarını tiyatroseverlerin ilgiyle izleyeceği oyunlardan oluşturan Şehir Tiyatroları, Ekim ayında sezon açılışını dünya tiyatro tarihinin en önemli oyunlarından biri olarak kabul edilen “Kral Lear” ile yaptı. 
Shakespeare’in yazmış olduğu en karmaşık ve en zor oyun olarak bilinen “Kral Lear”, Özdemir Nutku’nun çevirisi ve ünlü İngiliz yönetmen Malcolm Keith Kay’in usta yorumu ile tiyatroseverleri adeta büyüledi.
Tiyatro eğitim ve öğretimine, Dünyanın en ünlü ve saygın üniversitelerden biri olan Londra The Webber-Dougles Academy of Singing and Dramatic Arts (London Institute)’ta başlayan ünlü yönetmen Malcolm Keith Kay, 40 yılı aşkın sanat yaşamı boyunca sayısı 70’in üzerinde profesyonel tiyatro oyununda başrol oynamış ve otuz sekiz oyunda sanat yönetmeni olarak görev almış. 
Tiyatro izleyicileri hatırlarlar 2000 yılında da "Üç Kuruşluk Opera" oyunumuzu yönetmişti Malcom Keith Kay. 
Oyunculuk ve yönetmenliğin yanı sıra eğitimci, araştırmacı ve danışman olarak 6 ülkede tiyatro sanatına emek vermiş Malcolm Keith Kay. Şimdi de hem de 2. kez Kocaeli’de.
Malcom Keith Kay'in enfes yorumuyla izlediğim "Kral Lear" oyununu sakın olaki kaçırayım demeyin. Muhakkak izleyin sevgili okur. Neden mi?
Çünkü, tıpkı siz de benim gibi kendinizi şanslı hissedeceksiniz.
Sadece “Kral Lear” oyunu olsa iyi daha tam 7 farklı oyunun da hazırlıkları devam ediyor tiyatromuzda. Anlayacağınız, daha bizim tiyatromuz hakkında size anlatacağım çok şey var ama, bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.

En çok beni özleyin.Hatta bir tek beni özleyin...
ÖZLEYİN...


Herkese Merhaba. Yürürken zihnim koşmaya başlar, ardından da içinde biriktirdiklerini bir çırpıda döküverir, işte bu beni mutlu eder çünkü, kuş gibi hafiflediğimi hissederim sevgili okur. 
İşte tam da bu yüzden iş çıkışı kendimi Plajyolu sahiline atıverdim. Üniversite öğrencilerimiz kente dönünce, sükunete bürünmüş Kocaeli’ye hayat geldi diye düşünürken, yolda Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı değerli büyüğüm Füsun Yıldız hanımefendiyle karşılaştım.
Sohbetimiz esnasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Sosyal Destek ve Burs Tanıtım Toplantısı haberini Kocaeli Valiliği internet sitesinde görünce ne kadar heyecanlandığımı ve bir o kadar da mutlu olduğumu dile getirdim.
Füsun hocam da en az benim kadar heyecanlı ve mutluydu. Bakın bana neler anlattı:
“Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi 2012-2013 eğitim ve öğretim yılına 1186 öğrenci ile başladı. Her geçen sene bu öğrenci sayısı artarken, bununla paralel olarak da üniversitemizde hem eğitim ile ilgili mekan ve alet ihtiyaçlarında hem de öğrencilerin barınma ve beslenme ya da yaşamlarını devam ettirme ile ilgili destek taleplerinde artışlar ortaya çıkar.
Üstelik Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilerimizin demografik özelliklerine baktığımız zaman, genellikle orta-alt sosyo ekonomik düzeye sahip, çok çocuklu ailelerden geldiklerini görmekteyiz. Bu yüzden de okulun ilk açıldığı günden itibaren öğrencilerimizin burs istekleri yoğun olur.

Daha önce Tıp Fakültemizde daha çok öğretim üyesi temelli yürütülen bu destek sistemini bu yıl yeniden yapılandırdık ve bu amaçla yeni bir burs yönergesi hazırladık.
Yönergemizde Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gören öğrencilerimizi maddi ve sosyal olarak desteklemek, eğitim sırasındaki başarıyı özendirmek ve ödüllendirmekle ilgili uygulamaların düzenli yürütülmesini sağlamak; başta fakültemiz mezunları ve öğretim üyelerimiz olmak üzere burs fonuna kaynak sağlayabilecek kişilere bir çerçeve sunarak kurum kimliğimizi güçlendirmeyi amaçladık. Yönergemizin amaçlarından da anlayacağınız üzere öğrencilerimize hem destek hem de başarılı olan öğrencilerimiz için başarı bursları planladık.
Bu arada da endüstri şehri özelliği taşıyan ve Türkiye ekonomisine çok büyük katkıları olan Kocaeli’nde iş yeri bulunan iş adamları, sanayiciler, sivil toplum örgütlerinin yöneticileri, oda başkanları ve şehirdeki hayırsever kişilerle öğrencilerimizin ve Tıp Fakültemizin buluşturulmasını hedefledik.

Bu toplantı için de kendisi genç bir hekim adayı annesi olan Sayın Valimizin eşi Sevim Topaca’dan destek ricasında bulunduk, memnuniyetle kabul ettiler. Valimiz Ercan Topaca ve değerli eşi Sevim Topaca’ya gönülden sundukları destek için çok teşekkür ediyoruz.
Hal böyleyken sevgili okur sizlere biraz da toplantıdan çıkan sonuçtan bahsedeyim.
Kocaeli Valiliği’nden 5 öğrenciye, Kroman Çelik A.Ş. Genel Müdürü Sermet Hatunoğlu’ndan 30 öğrenciye, Polisan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Bitlis’ten 10 öğrenciye, Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu’ndan 5 öğrenciye, Körfez Ticaret Odası Başkanı Mustafa Efe’den 5 öğrenciye, Alikahya OSB’den 20 öğrenciye, KOSBAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Şerif Kanık’tan 5 öğrenciye, Diş Hekimi Cem Bakırcı’dan 5 öğrenciye burs verileceği sözünü alınmış.
Kocaeli Üniversitesi öğretim üyelerimizin de öğrencilerine destek olmak için başvurmaya başladığını biliyorum. Valimiz Ercan Topaca’nın takipçisi olacağına emin olduğum geri kalan öğrenci bursları için de bu sayının hızla artacağına inanıyorum.
Bu çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi... Emeği geçen herkese sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Görüyorum ki benim kentim Kocaeli taşın altına elini sokmuş.
Bu çorbada benimde bir tuzum olsun istedim ve yazdım sevgili okur. Duyduk duymadık demeyin. Birlik ve beraberliğimizi pekiştirecek bu güzel organizasyon üstün başarıya ulaşsın, daim olsun diyorum ve müsaadenizi istiyorum sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.   

Herkese merhaba.
Ne güzel söylemiş Can Yücel.
"Şerefle bitirilmesi gereken en asli görev hayattır.
Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye 
Bir anlık eğlence için servetini tüketmeye,
Bir zamanlık mevki için el ayak öpmeye,
İnsanları ezip geçmeye,Günlük menfaatler için onurunu terk etmeye,
Bir kısım insanlara kızıp, tüm insanlara düşman olmaya, değmez.
Kimi zaman zor da olsa,
Kimi zaman çekilmez de olsa,
Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer."
Sahnesi ve perdesi olmayan hayat oyunun da düşünceleriniz neyse hayatınız da odur.
Hayatınızın gidişini değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştirin. 
Nasıl mı yapacağız onu... Siz düşünedurun ben zihnimdekileri sizinle paylaşayım.
Hayatı inanılmaz derecede seviyorum.
Hayat insanı garip bir şekilde şaşırtıyor.
Yarının neler getireceğini bilmiyorsun ama, tahmin edebiliyorsun.
Kimi zaman hayat, 
Varlığımızın yegane amacı...
Kimi zaman hayat, 
Paylaştıkça çoğalan mutluluk sebebi...
Kimi zaman hayat,
Mutlulukların paylaşımını çok gören... 
Kimi zaman hayat, 
Sevgi yükü...
Kimi zaman hayat, 
Dert küpü...
Kimi zaman hayat, 
Ömür törpüsü...
Kimi zaman hayat, 
Varlığımızın ispatı...
Kimi zaman hayat,
Gücümüzün sınayıcısı...
Kimi zaman hayat,
Tadına varmak...
Kimi zaman hayat,
Sevgiyle kucaklamak...
Yılmamak...
Yorulmamak...
Güçlü olmak...
Dik durmak...
Çoğu zaman hayat...
Hayat...
Kafaya ...
Huniyi...
Takmaktır...
Her halinle seni seviyorum hayat...
Diyorum ve bu haftada müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin... En çok beni özleyin...
Hatta bir tek beni özleyin.
Özleyin...

Blogger tarafından desteklenmektedir.