Herkese merhaba... Şükür kavuşturana, bu hafta da buluştuk sevgili okur.
Marmara Bölgesi'nin doğusunda, İzmit Körfezi'nin kuzey kesiminde yer alır.
Zengin bir tarihi geçmişe sahiptir.
Ekonomisi, tarım, hayvancılık ve sanayiye dayalı ülkemizin hızla gelişen ve büyüyen ilçesidir.
Kocaeli endüstrisinin büyük bölümünü, ülke sanayisinin yüzde 15'ini barındırır. 
Kara, deniz ve demiryollarının birbiriyle kesiştiği önemli kavşak noktasında bulunur.
Limanlara yakınlığının yanında E-5 ve TEM karayollarının birbirine çok yakın bir alanında kurulmuş olması, havalimanlarına ve demiryollarına yakınlığı, hem Avrupa'ya yapılacak ticarette hem de Anadolu, Orta Asya ve Orta Anadolu'ya geçiş için taşıma kolaylıkları sunması, Türkiye'nin en fazla kalkınmış üç büyük kentinin ortasında ve onlara yaklaşık olarak 45 dakika uzaklıkta olması da yatırımcıların dikkatlerini bu bölge üzerinde yoğunlaştırmasının temel nedenleri arasındadır.
Körfez kıyı şeridi üzerindeki yerleşim yerlerinde, tabiatın oluşturduğu birbirinden güzel koyları ve doğal plajlarıyla farkını hissettirir size.
Tüm bu güzelliklerinin yanısıra yoğun sanayisi ile dikkatleri üzerine çeker.
Sürekli yükselen bir nüfus grafiği çizer.
Haydi bilin bilin bilin.
Hangi ilçemizden bahsediyorum sevgili okur. 
Hangi ilçemiz bu anlatmaya çalıştığım?
Gebze... Gebze... Gebze...
Neden Gebze?
Ciddi ulaşım sorunları var Gebze'nin lakin kimsenin bu sorunları çözesi yok anlaşılan.
Eee dedim benim de şu çorbada bir tuzum bulunsun.
Yeterki niyetiniz çözmek olsun. 
Son iki haftadır dikkatimi çekti, büyükşehir belediyemizin en eski araçları Gebze'ye konulmuş.
Nedenini öğrenebilir miyim acaba çok değerli Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ulaşım Daire Başkanlığı'ndan dedim ve işte buradan sorumu sordum ve cevabını beklemeye koyuldum. 
Gebze kooperatifinin araçları var ya diyeceksiniz sevgili okur biliyorum. Sizi duyar gibiyim.
Evet, evet onları da biliyorum. O konuya hiç girmeyeceğim bile söyleyecek o kadar çok yanlış var ki neresinden tutsam elimde kalıyor.
Ciddi bir başıbozukluk söz konusu. Kimin ne yaptığı belli değil. Anladığım kadarıyla Büyükşehir Belediyesi de konuya hakim olamıyor.
Gebze belediye otobüsleriyle 1 saat yolculuk yapıyorsunuz. Arabalar hurda. Koltuklar kırık ve hal böyleyken bir de aşırı kalabalık olması insanı çileden çıkarıyor çok değerli kent yöneticilerimiz.
Sesimizi duyan yok anlaşılan. Dalga geçer gibi Derince'ye en yeni belediye otobüslerini gönderiyorken vicdanınız sızlamıyor mu hiç merak ediyorum.
Biz İstanbul'da yaşamıyoruz ki ayakta seyahate alışalım.
Burası İzmit ve çözümü de basit Sayın Karaosmanoğlu ve değerli yönetici ekibi.
Yapın Gebze halkına bir güzellik ve 2-4 arası Gebze'ye gidip gelen insanları yol ücreti olarak 5 TL değil de 4 TL ödesin.
Ne olacak sayın başkan ne olacak.
Bu haberi duyan vatandaş cebini düşünecek ve bu saatler arasında İzmit'e gidip dönmüş olacak. Az da olsa indirimli binmek, çalışmayan insanlar için tercih sebebi olacak.
Hal böyle olunca 5 ile 7 arasında da otobüslerdeki insan yoğunluğu azalacak ve işten çıkan insanlar bir de otobüslerde ve minibüslerde ayakta seyahat ederek helak olmayacak.
Bir de eğer Gebze'ye gelen otobüslerinize bakıp en yenilerini göndermeyi başarabilirseniz. İnanın sizden iyisi olmaz.
Nasıl fikir ama sevgili okur. Nasıl fikir?
Yazık değil mi bu insancıklara, neden onları yollarda helak ediyorsunuz?
Çözüm bu kadar basitken ne duyuyorsunuz "Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanlığı"...
Yok eğer bu kadar basit bir öneriyi uygulayamıyorsanız neden o koltuğu işgal ediyorsunuz sorarım size?
Dedim ve müsaadenizi istedim sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
Herkese Merhaba...
Herkese Merhaba...
Herkese Merhaba...
Taptuk Emre'nin Yunus'a söylediklerini bilir misiniz sevgili okur. Bilirsiniz ya da bilmezsiniz hiç sorun değil.
Bir de benden okuyun bakalım nasıl da hoşunuza gidecek.
Yunus Emre ve mürşidi bakın ne konuşmuşlar.Ben yeni öğrendim çok da hoşuma gitti.
Hemen sizinle paylaşmak istedim.
"Siyaset kini, kin düşmanlığı doğurur.
Bizim işimiz sevgi ve kardeşliği yaymak.
Savaşçının öğretisi adam öldürmek.
Bizim işimiz bilim ve sanat.
Sen sen ol, savaşçının ayağı altında, siyasetçinin gözü önünde dolaşma.
Sen sen olarak kalmaya bak."
İşte bu siyasetçiler var ya bu siyasetçiler.

Alın birini vurun ötekine ne yazık ki.
Başımıza gelenler hep onların yüzünden hatta yüzsüzlüğünden sevgili okur.Bakın bunu nasıl yapıyorlar.
Öncelikle bizleri binlerce parçaya bölüyorlar.
Sen türbanlısın.
Senin başın açık.
Haydi ayrılın bakalım.
Sen Türksün.

Sen Kürtsün.
Haydi ayrılın bakalım.
Sen Alevisin.
Sen Sünnisin.
Haydi ayrılın bakalım.
Sen Atatürkçüsün.

Sen değilsin.
Haydi ayrılın bakalım.
Sen doğulusun.
Sen batılısın.
Haydi ayrılın bakalım.
Sen solcusun.

Sen sağcısın.
Siz de ayrılın bakalım. Haydi. Haydi. Haydi.Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar sevgili okur.
Sakın ola ki dolmuşa binmeyelim.
O-cu, bu-cu, şu-cu diye birbirimize kin gütmeyelim.
Aman ha dikkatli olalım.

Aklımızı başımıza alalım.
Her şeyden öce biz insanız insan. İnsan. İn-san.Düşünebilen akıl sahibi varlıklarız.
Her ne kadar kimimiz var olan aklını yeterince kullanmayı beceremezse de, kendi aramızda onlara da insan diyoruz unutmayın.
Bizi farklılıklarımızın yanısıra benzerliklerimiz de biraraya getirdi. Onları görelim.Etle tırnak gibiyiz.
Yaşadıklarımızdan ders çıkaralım.
Geçmişte birilerinin yanlış siyaseti bizi birbirimize düşürmedi mi?
Kim çekti acısını kim... Kim... Kim...
Bir zahmet hatırlayalım lütfen.
Yeterince akbaba var zaten memleketimizin başına üşüşmek için bekleyen, bir de biz birbirimize düşersek kolay lokma olur, bir çırpıda yutuluveririz.

Bu da bize yakışmaz sevgili okur. Bize yakışmaz... Yakışmaz.Şimdi hem birlik ve beraberlik zamanıdır, hem de sizinle benim için ayrılık vaktidir sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
Herkese merhaba... 
İşte beklenen Eylül geldi.... 
Eylül geldi hoşgeldi.
Nasıl bilirsiniz Eylül'ü sevgili okur... Nasıl bilirsiniz? 
İyi bilirsiniz iyi bilirsiniz ama, iyisi mi siz bir de benden okuyun.
Eylül, miladi takvimine göre yılın 9. ayı olup 30 gün çeker. 
Arapça Eylül, Süryanice "üzüm" anlamındaki aylul'den (üzüm ayı) gelir.
Hıristiyan Türkler  Eylül'e "İstavroz ayı", "haç ayı" derler. 
Bizim Karadeniz'de de değişime uğrayarak "istavrit ayı" adını alır Eylül.
Eylül adının İngilizce karşılığı olan "september" latince 7 anlamına gelen "septem"den gelir.
Peki şimdi de benim güzel dilim Türkçem'le bakalım Eylül'ü nasıl tanımlayacağız onu görelim. 
Bir kere öncelikle Eylül ayı bir bebeğin dünyaya gözlerini açması için en güzel aydır sevgili okur. Neden mi?
Neden olacak sevgili okur, tabiki içinde benim doğumgünümü barındırdığı için dünyanın en güzel ayıdır Eylül.
Denizi, güneşi, kumu doyasıya seven ben aslında tam bir sonbahar çocuğuyum.
Eylül'de doğanın kışa hazırlanmasına tanık oluruz, belki de ağaçların çıplaklığıdır sizi hüzne davet eden.
Belki siz de hüzünlenmek için sebep arıyorsunuzdur. Sakın suçu Eylül'e atmayın.
Gördünüz mü hüzün sizin içinizde sevgili okur sizin içinizde, Eylül ayında hiç değil...
Kimileri hüzün ayı olarak tanımlasa da Eylül'ü aslında bu tanımlama Eylül'e yapılmış en büyük haksızlıktır.
Çünkü, Eylül'ün gelmesiyle hayat canlanır ve gürül gürül akmaya başlar.
Çünkü, Eylül insanı değişime zorlar.
Çünkü, hayata yeniden başlamanın tam zamanıdır Eylül.
Çünkü, bir bakarsınız Eylül kanımıza girer...
Çünkü, Eylül 'de üşüyeceğiz, üşüdükçe sarılmak isteyeceğiz, sarılmak istedikçe aşık olacağız.
Çünkü, adına bir sürü şiir yazılan Eylül ayı AŞK'ı da beraberinde getirecek. Demedi demeyin...
Çünkü, Eylül'le birlikte sabahları hafif bir serinlik olacak, içimiz titreyecek kendimize geleceğiz.
Çünkü, yılın en güzel ayı Eylül, ne yaza ne de güze ait hisseder kendini, o başına buyruktur, davetkardır.
Artık ne yazın kavuruculuğu, ne de kışın soğuğu yoktur, çünkü kendine özel bir aydır Eylül.
Hem Ağustos'un ılık günlerini, hem de Ekim'in serinliğini barındırır içinde AŞK mevsimi Eylül.
Kalpler biraz daha hızlı çarpar Eylül'de.
Eylül, tatlı yaz rehavetinden uyanışı simgeler.   
İnsan ömrünün en güzel dönemi 30'lu yaşlarla özdeştir Eylül.
Bazen olumlu ve ılımlı bir düş gibidir Eylül.
Bazen de deli doludur Eylül.
Zamanı durdurmaya, yersiz yurtsuz hissettirmeye en müsait aydır Eylül.
Eylül ayı içinde ilkleri barındırır... Mehmet Rauf'un kaleme aldığı Türk Edebiyatı'nın ilk psikolojik romanıdır Eylül.
Bitişlerin ve yeni başlangıçların ayıdır Eylül.
Telaşların, hayallerin, vedaların,  "merhaba"nın ayıdır Eylül.
Sarıdan kızıla dönecek yaprakların ve yağmur kokusunun o enfes hazzıdır Eylül. 
Eylül, yazın bittiğini kabul edebilmektir. 
Eylül, kapının eşiğinde bekleyen kışa hazırlıklı olmaktır.
Eylül, umut ayıdır. Eylül, özlem ayıdır. Eylül yaza özlem, güneşe özlem, hayalini kurduğun sevgiliye özlemdir.
Unutmayın Eylül, son da olsa "bahar"dır bahar... Öyle size dayattıkları gibi hüzün değildir Eylül... Sakın ola ki Eylül'e hüzün yüklemeyin.
Herkese ve her şeye inat seni her halinle seviyorum Eylül. Hoşgeldin Eylül Hoşgeldin.
Ama seni uyarıyorum Eylül iyisi mi hiç azdırma ruhumu. İş açma başıma son"bahar".
Git işine yoldan çıkarma beni Eylül, yoldan çıkarma.
Siz söylediklerimi düşünedurun sevgili okur ben bu hafta da müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.

Blogger tarafından desteklenmektedir.