"Rivayete göre zamanın birinde kentte hüküm süren bir kralın dillere destan güzelliğe sahip kızıyla yaşadığı bilinirmiş.
Bunu duyan barbar bir komutan, kalabalık ordusuyla birlikte krallığı yerle bir edip güzel kızla evlenmek için Eğil Kalesi'ni işgal etmiş.
Uzun süren savaş sonucunda Eğil Kralı, halkının artık zarar görmesini istemediği için yenilgiyi kabul eder.
Ancak kralın güzel kızı, hem yenilgiyi kabul etmez hem de sevmediği biriyle beraber olmamak için plan yapar.
Barbar komutanı tanımak için onunla konuşmak istediğini elçi aracılığıyla iletir.
Barbar komutan krallığın teslim olacağı sevinciyle şatafatlı karşılama hazırlar.
Kralın kızı ihtişamlı giysi ve takılarıyla gelir, tüm askerler ve barbar komutan, bu güzellik karşısında adeta dona kalır.
Eğlenceden sonra kralın kızıyla bir an önce yatmak isteyen barbar komutan, askerlerini göndermeye çalışır.
Ancak kralın kızı, barbar komutana kendisiyle beraber olabilmesi için bir şartının olduğunu, kendisiyle savaşacak ve kendisini yenecek biriyle evlenebileceğini söyler.
Bu talep karşısında şaşıran barbar komutan, kralın kızının bu teklifini alaylı bir şekilde kabul eder.
Ancak kız ihtişamlı elbisesi ve takılarını çıkararak savaşçı elbisesini giyer. Daha sonra tüm askerlerin de olduğu bir ortamda barbar komutan ile kavgaya tutuşur.
Kısa bir süre sonra kralın kızı barbar komutanın kellesini gövdesinden ayırarak galip gelir.
Bu davranış karşısında barbar komutanın askerleri, kralın kızı karşısında diz çöker ve egemenliğini kabul eder.
Kız bu kez kanlı elbiseleri ile sala biner, kaleye döner ve gizli geçitten yukarı çıkar. Müjdeli haberi babasına ve halkına verir.
Kral da bu haber karşısında 7 gün 7 gece süren kutlama yaparak, özgürlüğü halkıyla paylaşır."
Efsane de burada sona erer sevgili okur.
Size doğduğum topraklardan bir efsane anlattım.
Diyarbakır'ın Eğil ilçesindeki Eğil Kalesi ve Kralkızı figürü ile anlatılan efsanesi bir rivayete göre böyleymiş.
Posta Gazetesi'nin 28 Nisan Cumartesi günü verdiği "Diyarbakır'ın Yıldızları" isimli ilavesinde okuduğum bu efsane çok hoşuma gitti, sizinle de paylaşayım dedim.
Benim memleketimin kızları nasıl olurmuş görün istedim.
Diyarbakır'ın 8 peygamber ve evliya ile onlarca kral mezarının bulunduğu Asur, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok medeniyete evsahipliği yapan Eğil İlçesi, Dicle Baraj Gölü'nde su tutulmasından sonra keşfedilmeyi bekleyen saklı bir cennet haline geldi.
Baraj Gölü'nün hemen üstünde bulunan ve 3 ayrı gizli geçitle çıkılan Eğil Kalesi ve Kralkızı figürü ile anlatılan efsanesi, Diyarbakır'ın Eğil İlçesi'nin gizemin bir kat daha arttırıyor.
En kısa zamanda gidip görebilmeniz dileğiyle...
Mutlu haftasonları sevgili okur...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yok canım unutmadım sevgili okur. Unutur muyum hiç?
Sakarya'yı gezip gelen çılgın yazar Erdal Demirkıran imzalı, "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabımız için yeni bir çekiliş yaptım ve günün talihlisini belirledim.
Sizinle paylaşayım dedim.
Kitabımız, değerli takipçim Yılmaz Şahin'e gidiyor.
Sayın Şahin'in bugünkü şansının bir ömür boyu devam etmesini diliyorum.
Veee sevgili okurun kitap hakkındaki yorumlarını beklemeye koyuluyorum.
Bu haftaki çekilişimiz de sona erdi sevgili okur.
Haftanın talihlisi Yasemin Atmaca oldu.
Her daim şansınız bugünkü kadar çok olsun sevgili Atmaca.
Çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabıyla ilgili yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız çok mutlu olacağım.
Yeni çekilişlerde buluşmak üzere...
Hoşça ve dostça kalın...
Bugün 23 Nisan...
Bugün 23 Nisan... 
Neşe doluyor insan...
Hakikaten neşe doluyor insan...
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun...
Atatürk'ümün önderliğinde 1923 yılından bu yana her 23 Nisan'da evrene "barış ve sevgi" mesajları yollamaya devam ediyoruz. Hiç yılmayacağız.
Çünkü bir gün "barış ve sevgi"yi tüm dünyaya hakim kılacağımıza eminiz.
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Çocuklar bizim gözbebeğimiz... Çocuklar geleceğimizin teminatı...
Bunları hep söyleriz de, esas önemli olan çocuklar için gerçekten ne yaptığımızdır.
Şimdi sizinle Diana Loomans'a ait "Mümkün olsaydı" isimli yazıyı paylaşacağım.
"Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı:  Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmasını öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim."
Çocuklar bizim her şeyimiz.
Onlar narin birer çiçek. Koklarken canlarına kıymayalım lütfen.
Geleceğimizi kendi ellerimizle karartmayalım ne olur?
Çocuklar bizim geleceğimiz, çocuklar bizim her şeyimiz.
Özellikle annelere seslenmek istiyorum.
Sevginizi kimseden özellikle de çocuklarınızdan sakın olaki esirgemeyin.
Diyeceksiniz ki kim sevmez ki çocuğunu, senin de söylediğin laf şimdi sayın yazar.
Hayır sevgili okur. Elbette herkes sever çocuğunu ama sevgisini göstermez.
Diyeceğim o ki sevdiğinizi çocuklarınıza sadece hissettirmeyin. Tam anlamıyla gösterin.
Düşünsenize en son ne zaman çocuğunuza onu ne kadar çok sevdiğinizi söylediniz?
Hatırlıyor musunuz?
Sevgiyi paylaşmadıktan sonra, kendi kendinize hissetmenin bir anlamı var mı sevgili okur?
Çocuklarımızın en büyük ihtiyaçları sevgi.
Sevginin olmadığı yerde, bezginlik, bencillik, yorgunluk, yılgınlık, usanç, yaşamdan tat almama ve yaşama küsme vardır.
"Bir insanı sevmekle başlar her şey" diye ne güzel demiş Sait Faik.
Öyleyse başta çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki insanlara sevgimizi hissettirmekle kalmayıp, gösterelim. Hem de hiç vakit kaybetmeden sevgili okur. Yarın her şey için çok geç olabilir.
Şimdi ne yapıyorsunuz sevgili okur ne yapıyorsunuz?
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. Hatta bir tek beni özlüyorsunuz. BİLİYORUM.
Herkese merhaba. Herkese merhaba. Herkese merhaba.
Biliyorsunuz ki sevgili okur 30 Mart Cuma günü haftanın çekilişini yapıp, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" adlı kitabını "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının belirttiği adrese Sakarya'ya yollayacağımı beyan etmiştim.
Bloğun yazarıyla maille irtibata geçtim. Adres bilgilerini aldım. Pazartesi günü kitabını kendisine yollayacağımı söyledim ve takip etmelerini rica ettim.
2 Nisan Pazartesi günü heyecanla kendimi PTT Kargo'da buldum. Ve kitabı şanslı okura postaladım. Kendisine maille bildirdim, "kitabınız yola çıktı" diye...
Sonra beklemeye koyuldum. Aradan biraz zaman geçti kitap elime ulaştı haberi gecikince, "herseydenbirtutam" bloğunun yazarına tekrar yazdım, "kitabınız geldi mi?" diye.
Ancak bana gelen cevap, "hayır kitap elime ulaşmadı"ydı. O zaman da kendilerine kargo takip numarasını yolladım ve takip etmelerini rica ettim.
Bir süre daha bekledim yine "herseydenbirtutam" bloğunun yazarından ses seda yok. Üşenmedim bir daha yazdım, "noldu kitabınızı aldınız mı?" dedim.
Gelen cevap bu sefer, "takip numarasından bilgiye ulaşamadı"mdı.
Üşenmedim kendim girdim takip numarasını PTT kargo takip merkezi internet sitesine ve kitabın Sakarya'ya "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının evine götürüldüğünü, evde kimseye ulaşılamadığından PTT kargoya geri gönderildiğini, kargo şubesine gidilip alınması gerektiği yazıyordu.
Bunu da yine mail yoluyla bildirdim "herseydenbirtutam" bloğu yazarına, PTT kargo linkini gönderdim kargonuzu gidip şubeden alacaksınız dedim ve yine beklemeye koyuldum.
Bugün maillerime bir baktım, günler sonra bu sefer de "herseydenbirtutam" sayın yazarı verdiğiniz link çalışmıyor diye mail atmış.
Açıkçası gelen bu mail, "herseydenbirtutam" bloğu yazarının ilgisizliği karşısında, beni çılgına çevirdi, tam sakinleşmeye çalışıyordum ki, kapım çalındı. Ve bilin bakalım ne oldu?
Gelen PTT Kargo görevlisiydi. Sakarya'ya gönderdiğim imzalı kitap, bana iade edilmek için kapıma kadar gelmişti. Hazır yeri gelmişken, PTT kargoya verdikleri düzgün ve ucuz  hizmet için teşekkürlerimi sunuyorum.
Biliyor musunuz sevgili okur, kitabıma kavuşmak beni sakinleştirdi. Çünkü, bu kadar ilgisiz bir insana imzalı kitap hediye etmek beni üzecekti.
Keyifli paylaşımlar, yeni güzel dostluklar için başlattığım bu uygulama, son 15 gündür yaşadıklarım nedeniyle beni yordu ve akabinde yeni bir karar almaya itti sevgili okur.
Gerçek kitapokurları için yeni çekilişler yapmaya devam edeceğim elbette vazgeçmek yok ancak, bugünden sonra yapacağım çekilişlerde göndereceğim kargolar karşı taraf ödemeli olacak.
Yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler işte bunlar olsa gerek sevgili okur. 
Sizinle paylaşayım istedim.
Şimdi bana müsaade sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
İzmit'te bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı festivali başladı sevgili okur.
Çok mutluyum çok. İçimdeki çocukta çok mutlu çok.
Festival kapsamında birbirinden harika programlar hafta boyunca bizi bekliyor. Üstelik festival başlangıcı kiminle yapıldı biliyor musunuz?
Atatürk'e benzerliğiyle tanınan sinema sanatçısı Göksel Kaya ilimize gelerek kentimiz çocuklarını okullarımızda ziyaret etti.
Hal böyle olunca okul kapısında gözlerini açmaya çalışan öğrenciler, karşılarında Atatürk'ü görünce çılgına döndüler.
Kimi sıkıca sarıldı Atatürk'üne.
Kimi doyasıya öptü Atatürk'ünü.
Kimisi soluğu Atatürk'ünün kucağında aldı.
Kimisi şok geçirdi. Olduğu yerde öylece kalakaldı.
Bir başkası gözyaşlarına hakim olamadı Atatürk'ünü karşısında görünce, sicim gibi gözyaşları süzülüverdi yanaklarına.
Atatürk'ünü karşısını gören bir diğerinin heyecandan dizlerinin bağı çözüldü.
Şaşkınlıklarını gizleyemeyen kimi çocuklar gözlerini Atatürk'ten alamadılar.
İlk şoku atlatan çocuklar ise sohbet etmeye başladılar Atatürk'le. Bakın neler söylediler:
"Herkesin derdi AB'ye girmek Atatürk'üm. Halbuki AB'ye girmeye çalışmadan önce ülkemizin dertlerine derman bulmalıyız değil mi?
Kimi aç, kimi evsiz, kimi işsiz, kimi okulsuz insanlarımız var. Ben televizyonda yarı aç, yarı çıplak çocukları görünce çok üzülüyorum.
Sen de onları görünce üzülüyorsun biliyorum.
Önce onlar için birşeyler yapalım Atatürk'üm nolur.
Kapkaçlar, hırsızlıklar, cinayetler olmasın. İnsanlar öldürülmesin.
Yurtta sulh, cihanda sulh derdin ya Atatürk'üm, haydi buradan tüm dünyaya hep birlikte seslenelim.
Yeter artık beyinlerimizi ve kalbimizi kin, nefret ve kötülüklerle doldurmasınlar.
Savaşlar olmasın.
Dünyaya barış hakim olsun.
Biz barışla, sevgiyle büyümek istiyoruz.
Söyle de Atatürk'üm insanlara kendilerine gelsinler.
Neyi paylaşamıyorlar ki anlamıyorum.
Eğitim görmek bizim en temel haklarımızdan biri, elimizden almasınlar onu Atatürk'üm.
Çocuk yaşta evlendirilmesin kızkardeşlerimiz, arkadaşlarımız buna nasıl engel olacağız bize yardım et Atatürk'üm.
Senin matematiğin çok iyiymiş Atatürk'üm, bir de kitap okumayı çok severmişsin, öğretmenim söylemişti bir keresinde. Ben de senin gibi olacağım Atatürk'üm sana söz veriyorum
Keşke hiç ölmeseydin de bizi hep sevseydin Atatürk'üm.
Biliyor musun daha hiçkimse senin gibi sevemedi bizi biliyor musun?
Bir daha gitmeyeceksin değil mi Atatürk'üm gitmeyeceksin.
Şaka şaka zaten hiç gitmemiştin ki sen Atatürk'üm, ben ölene kadar da gitmeyeceksin.
Kalbim seninle çarpıyor daima Atatürk'üm.
Ben ölene kadar da seninle çarpacak kalbim Atatürk'üm.
Seni çok seviyorum.
Çok seviyorum.
İşte benim memleketimdeki Atatürk sevgisi böyle birşey.
Atatürk'ümün kalbimizdeki yeri hiçbir şeyle doldurulamaz.
Ne şanslı bir nesiliz ki bu sevgiyle büyüdük.
Büyümeye de devam edeceğiz sevgili okur.
Siz yazdıklarımı düşünedurun şimdi bana müsaade...
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin.
Herkese merhaba...
Sahi sevgi nedir?
Yüreğinin sevgi için ilk kıpırdanışını hatırlayanınız var mı?
Ne zaman sevgilerimiz paralarımızdan önce tartılırdı?
Ya ne zaman pazara çıkardık sevgilerimizi biliyor musunuz?
En son ne zaman onu ne kadar çok sevdiğimizi söylemiştik sevgiliye?
Her gün bir parçamızı daha tüketen teknoloji çağında, sevgiye en son ne zaman yürekten bir "merhaba" demiştik acaba bir düşünün.
Sahi sevgi nedir?
İçinizi ısıtan sımsıcak bakış mı?
Kalbinizin deli gibi çarpmasına vesile olan bir gülüş mü?
Sahi sevgi nedir?
Açıkken gözbebeğimize yerleşen de, göz yumduğumuzda gönlümüze sızan da sevgi değil miydi bir vakitler?
Bir dudağın kıpırdanışından yanağımıza akseden pembelikler, utanmalar, sevgi değil miydi yoksa?
Sevgiliyi düşünmek adına uykumuzu terk ettiğimiz günlere geri dönmek o kadar zor mu?
En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk, ya da dinlemiştik hatırlar mısınız?
Sahi sevgi nedir?
Bir bebeğin süt kokulu tenine kondurduğunuz bir öpücük mü?
Sabah evden çıkar çıkmaz özlemeye başladığınız o güven veren ses mi?
Sahi sevgi nedir?
Yoksa sevgi bir mektubun özlem kokan ilk satırında,
Bir tren düdüğünde,
Bir dalganın hışırtısında,
Bir kuşun kanadında mı kaldı sevgi?
Sahi sevgi nedir sorarım size?
Siz yazdıklarımı düşünedurun sevgili okur ben müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
"Özgeçmişimi yazmak isterdim ama benim özgeçmişim yok.
CV'm de yok!!!
Ben dünle değil, daha çok bugün ve yarınla ilgilenirim.
Çünkü düne bakarsam yaşadığım negatif olayları referans alabilir ve hareket alanımı daraltabilirim.
Örneğin mezun olduğum okul en iyisi değilse en iyi okuldan mezun olan birini benden daha iyi görme gafletine düşebilirim.
Oysa ben henüz hiçbir negatifliğe bulaşmayan bugün ve yarınla ilgilenirim.
Bu beni daima en öne götürür.
Çünkü geleceğimi şekillendiren dünün geyiği değil, yarının hayalleridir.
Ben bugün en iyisi olduğuma eminim.
Yarın da benden daha iyisi olmayacak.
Göreceksin!!!"
Der çılgın yazar Erdal Demirkıran.
Ve arkasından da ÖZGELECEK'ini yazar "ben dünyanın en akıllı insanıyım" isimli kitabında.
Eğer yazdıklarım ilginizi çektiyse ki çektiğine eminim, o halde belki de şanslı takipçim siz olabilirsiniz sevgili okur.
Yoğun istek üzerine çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" isimli kitabını tekrar armağan edeceğim.
Artık ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Öncelikle bloğumun takipçisi olacaksınız.
Eğer çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" isimli kitabını kazanma şansını elde etmek istiyorsanız, bu yazının altına yorum yapmanız, ancak yorumunuzun sonuna adınızı, soyadınızı, mail adresinizi eklemeyi ihmal etmemeniz gerekiyor ki çekilişe katılabileceksiniz.
Ayrıca bloğunuzda çekilişimizi duyurduğunuz taktirde  +1, facebook ve twiter'da da duyurarak +1'er, çekiliş hakkı daha yakalamış olacaksınız.
23 Nisan Pazartesi günü blog mesai bitimi saatime kadar burada yorumlarınızı bekliyor olacağım. Sonrası malum şanslı okurumu hemen sizinle paylaşacağım.
Ardından da günün şanslısına kitabını postalayacağım...
Haydi bakalım, süreniz başladı... Şansınız bol olsun...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Geçen ay gazetelerde yayınlanan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi ilanı ilgimi çekti.  
Araştırdım, daha fazla bilgi alıp size ulaştırmak istedim. Bu konuda bana destek olan sevgili Carolin Hanım'a teşekkürlerimi sunup benimle paylaştığı değerli bilgileri size aktarmak istiyorum.


"Vakko kurulduğu günden bugüne, moda ve sanatı ayrılmaz bir bütün olarak gördü. Türkiye’de modanın sanatla ve diğer yaratıcı disiplinlerle bir araya geldiği ve birbirine değer kattığı süreçlere ev sahipliği yaptı. 
Hem sanatçılarla kurulan dostluklar, hem de eserlerine verilen destekle her zaman sanatın yanında oldu. Gerçekleştirdiği ulusal ve uluslararası etkinliklerle Türkiye'de plastik sanatların gelişmesine katkıda bulunan öncü markalardan biri olmanın onurunu yaşadı. 
Moda dünyasının yanı sıra, sanat dünyasında da birçok ilke imza attı. Üretim merkezlerinde, ofislerde, en değerli alanlar birçok büyük sanatçının eserlerini sergilemek ve paylaşmak için kullanıldı. 
Türkiye'nin ilk büyük özel sanat galerileri Vakko mağazalarında yer alarak sanatseverlerle buluştu. İlk moda müzesini Vakko açtı.
... Ve şimdi de Vakko,  Türkiye'nin ilk "Kreatif Endüstriler Kütüphanesi"ni hizmete sunarak yaratıcılara yeni ufuklar açıyor.


Kreatif Endüstriler 
Yaklaşık on yıl önce Avrupa Birliği’nin gündemine giren "Kreatif Endüstriler" kavramı son birkaç yılda daha da hızlı bir ivme kazanarak ülke ekonomileri içindeki payını giderek arttırdı.
Günümüzde devletler, yerel yönetimler, ticari ve üretici kuruluşlar küresel rekabette farklılaşmak, güçlenmek için yaratıcı endüstrilere yatırım yapıyor.
Kreatif Endüstriler, rekabetçi bir artı değer üretirken, yaşam kültürüne ve kentlerin markalaşmasına da büyük katkı sağlıyor. Bu nedenle özel sektör, yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil inisiyatifler arasındaki işbirliği giderek artıyor. Her biri bu kavram çerçevesinde kendi alanında harekete geçiyor.
Bu kavramdan yola çıkarak, Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi'ne varıyoruz.
Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi, Türkiye'nin en kapsamlı ve güncel kavramsal/uygulamalı sanat kitapları ve belgelerine sahip kütüphanesi olma özelliğini taşıyor. 
İçerdiği koleksiyon Frankfurt, Londra, New York ve Paris gibi dünyanın en önemli kitap fuarlarından beslenerek, prestijli ve değerli yayınevleriyle sürekli etkileşim içinde kalarak güncelleniyor ve zor bulunan eserleri okuyucuyla buluşturmayı hedefliyor. 
Türkiye'de ilk kez bir moda markası, bu denli kapsamlı ve güncel bir koleksiyonla, bir özel kütüphaneyi halka sunuyor. 
Dünyada da sayılı benzeri bulunan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi ile Vakko yeni bir alanda daha öncü olmanın gururunu taşıyor.


Kreatif Endüstriler’in Türkiye’deki ilk kütüphanesi
“Kreatif Endüstriler”in küresel rekabette farklılaştırıcı bir unsur olduğu ve toplumlar arasındaki kültür alışverişine katkıda bulunduğu bilinciyle Vakko bugün de bu yeni ve önemli kavramın ülkemizdeki potansiyelinin harekete geçmesinde bir öncülük üstleniyor. Çünkü bu endüstrilerin yaratacağı fırsatlara, Türkiye’nin ve İstanbul’un her gün artan önemine inanıyor.


Dünya’nın önde gelen müze ve yayınevleriyle işbirliği
Thames&Hudson, Taschen, Rizzoli, Phaidon, V&A, HarperCollins, Berg, Yale, Oxford, Assouline, The Museum of Modern Art, Prestel, Steidl, Random House, Little Brown, Teneues, Guggenheim Foundation, Frieze,Vendome Press, Braun, Flammarion, Laurence King, The British Museum Press, Royal Academy, Skira, Didier Millet...

Kitap, sanat, kültür ve yaşam dolu modern bir ortam 

Kütüphanenin yanı sıra, özel olarak tasarlanmış kafe ve oditoryumla da, Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi; modern, canlı ve konukları sanatın sarıp sarmaladığı bir ortam sunuyor.
Vakko oditoryum yazarlar, sanatçılar, akademisyenler ve editörler tarafından verilecek paneller, workshoplar, sempozyumlar, imza günleri ve film gösterimleri gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak ve tüm bu etkinliklere ilişkin DVD kayıtları kütüphanede yer alacak.


Vakko oditoryum yazarlar, sanatçılar, akademisyenler ve editörler tarafından verilecek paneller, workshoplar, sempozyumlar, imza günleri ve film gösterimleri gibi etkinliklere ev sahipliği yapacak ve tüm bu etkinliklere ilişkin DVD kayıtları kütüphanede yer alacak.
Kütüphanenin yanı sıra, özel olarak tasarlanmış kafe ve oditoryumla da, Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi; modern, canlı ve konukları sanatın sarıp sarmaladığı bir ortam sunuyor.
Dilerseniz sakin bir mola vermek için, dilerseniz diğer kitap meraklılarıyla karşılaşmak ve buluşmak için harika bir kafenin keyfini çıkarabilirsiniz.
Ayrıca hem bireysel olarak, hem de gruplar halinde düzenlenecek kütüphane araştırma seminerleri de Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi'nde sizi bekliyor.
Pazartesi – Cuma 10.00 – 17.00 arasında açık olan kütüphaneyi (216)554 08 54’ü arayarak veya kutuphane@vakko.com.tr adresine mail atarak randevu ile ziyaret edebilirsiniz."

Röportajımızın ikinci bölümünde usta sanatçı Zuhal Gencer Erkaya'yla hayata dair sohbet ettik. Kadına şiddet, insana şiddet, canlıya şiddet hayatta tahammül edemediğim şeylerden biridir diyen başarılı sanatçı Zuhal Gencer Erkaya,  "Şiddet uygulayan insanların çok büyük, caydırıcı cezalar alması gerektiğine inanıyorum. Bunu yapanların yanına kalmamalı şiddet", şeklinde konuştu.



Zuhal Gencer Erkaya kendini üç kelimeyle nasıl tanımlar?
Her şeyden önce insan olmaya çalışan, duyarlı bir insanım. Bencil değilim. Ailesine çok bağlı, çocuklarına aşırı düşkün bir kadınım.

Sevmediğiniz yönleriniz?
Bazen insanlar beni kırsa bile onları kırmamaya çalışıyorum. Bazen kendimi gereksiz yere insanların yerine koyuyorum. Aşırı iyi niyetliyim.

Ve sevdiğiniz?
Herkes iyi olsun istiyorum. Mutlu olsun istiyorum. Her şeyi idare edelim istiyorum. Mutlu, huzurlu ve sağlıklı olmayı her şeyden önemli sayıyorum. Bunlar için çaba sarf ediyorum. Anlayışlı, disiplinli, çalışkan ve sevgi doluyum.

MUTLULUK KAYNAĞIM SEVGİ

En son okuduğunuz kitap?
Elif Şafak’ın "Aşk" isimli kitabını severek okudum.


Tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?
Bir anneyim, ailem ve çocuğum var. Birlikte yemek yapmaktan, sinemaya gitmekten, dolaşmaktan keyif alırız. Özellikle seyahat etmekten, en çok da bir arada olmaktan keyif alan bir aileyiz.



MUHTEŞEM YÜZYIL’I TAKİP EDERİM
En son hangi tiyatro oyununu izlediniz?
Esra Bezen Bilgin’in oynadığı “Önce bir boşluk oldu kalp gidince ama şimdi iyi”yi izledim. Mehmet Ergen sahneye koymuş. Esra Bezen Bilgin tek kelimeyle muhteşem. Bence herkesin mutlaka gidip izlemesi gereken bir oyun. Tavsiye ederim.

Dizi izler misiniz? Hangisi?
Mesleğim icabı, bir dizi ilk başladığı zaman muhakkak bakmaya çalışıyorum. Ancak dizilere baktığınız zaman birbirlerine fazlaca benzediklerini görüyorsunuz. Çok düzenli olamasa da her hafta takip etmeye çalıştığım Muhteşem Yüzyıl dizisi var. Çünkü farklı bir dizi.

Son izlediğiniz sinema filmi?
Ten Ten’i oğlumla birlikte izledik.

Sporla uğraşır mısınız?
Bol bol yürürüm. Yüzmeyi seviyorum. Kısa bir süre önce de Pilates’e başladım.

Güzelliğinizi neye borçlusunuz?
İnsanın hayatında sevgi çok önemli. Ailemin olması, eşimin beni çok sevmesi, benim onu çok sevmem mutluluk kaynağım. İşte bu mutluluk güzel kılıyordur.

KÖSEM SULTAN KADININ GÜCÜNÜ SİMGELİYOR

Kösem Sultan karakterini kendinize ne kadar yakın hissediyorsunuz?
Kösem Sultan karakteri benim kişiliğime ters. Şöyle ki, bir annenin çocuklarını öldürebileceğine benim aklım ermiyor. İmkansız bir şey. Ancak aynı zamanda kadının gücünü simgelemesi açısından önemli bir karakter. Toplumda kadının kuvvetli olması gerektiğini vurguluyor.

Kadın ve şiddet konusunda neler söyleyeceksiniz?
Kadına şiddet, insana şiddet, canlıya şiddet hayatta tahammül edemediğim şeylerden biridir. Şiddet gösteren insanların çok büyük caydırıcı cezalar alması gerektiğine inanıyorum. Bunu yapanların yanına kalmamalı şiddet.

Son olarak küçük bir oyun oynayalım. Size birkaç kelime söyleyeceğim, aklınıza gelen ilk şeyi söyleyeceksiniz?
Sahne: İşim
Şöhret: Saçmalık
Para: Gerekli
Kadın: Çok önemli
Sanat: Olmazsa olmaz
Seyirci: Besinimiz




Sahnede kendimi rahat, güvende, ben hissederim diyen usta oyuncu Zuhal Gencer Erkaya ile tiyatro üzerine sohbet ettik. Sorularıma samimiyetle cevap veren başarılı sanatçı Zuhal Gencer Erkaya, bakın neler söyledi: "Geçen gün kocam dedi ki Zuhal “Kösem”leşme. Laf içime oturdu tabi. Yapacağım rol hep aklımda olduğu için, evde de kendimi rolüme kaptırdığım oluyor."


Neden tiyatroyu seçtiniz?
Çocukluğumdan beri sahne sanatlarına ilgim vardı. Aileme konservatuar okumak istediğimi ifade etmiştim. Öyle de yaptım.

Ailenizde tiyatrocu var mıydı?
Yok ama, babam gençlik dönemlerinde Beşiktaş’ta tiyatro yapmış. Annemin sesi harikaydı, çok güzel şarkı söylerdi. Ailemden gelen yetilerim olduğuna inanırım.

Destek oldular mı?
İlk önce bale yapmak istedim ancak ailem karşı çıktı. Daha sonra tiyatro eğimi almak isteyince destek olmak durumunda kaldılar, çünkü ben kararımı vermiştim. Bir bakıma beni kendi halime bıraktılar. Ama daha sonra başarılarımı gördükçe çok mutlu oldular.

Tiyatronun başka bir alanı ile ilgileniyor musunuz?
Hayır, benim işim sadece oyunculuk.

"OYUNUN BÜTÜNÜNE BAKARIM"
Nasıl bir izleyicisiniz?
Zor bir izleyiciyim. İnce eleyip sık dokuyup, keyifle seyredebileceğim oyunlara gitmek isterim. Kötü bir şey izlemeye tahammülüm yok. Bu nedenle de önlerde oturmam. Arka sıraları tercih ederim. Oyunu beğenmediysem sonuna kadar beklemem, çıkar giderim.

Nedir izlerken dikkat ettikleriniz? Neler ararsınız bir tiyatro oyununda?
Oyunculara dikkat ediyorum. Ne anlatmış diye. Yönetmenin yorumu nasıl diye bakarım. Işık, müzik, dekor kısacası her şeye bakıyorum. Tiyatroda bu saydıklarımın tek birinin iyi olması bir şey ifade etmiyor. Birbirini tamamlaması gerekiyor. Dolayısıyla oyunun bütününe bakarım.

Sahne sizin için ne ifade ediyor?
Sahnede kendimi rahat, güvende, ben hissederim. Sahnede olmaktan mutluluk duyuyorum.

Bugüne kadar kaç karakter canlandırdınız? En sevdiğiniz ve en sevmediğiniz karakterlere birer örnek verir misiniz?
Çok karakter canlandırdım. "Çöplük" adlı oyununun "ay melek" karakterini çok sevdim. Işık Kasapoğlu’nun yönettiği Hamlet'te oynamaktan keyif aldım. Roberto Zucco’da canlandırdığım "manyak anne" rolü en zorlandığım karakterdir. Öyle bir anne olduğum fikrine alışmak zor oldu.

YOLCU OYUN DEĞİL
Sevmeden oynadığım, "Yolcu" adlı Mevlana öğretisini anlatan oyundaki rolümdü. Mevlana öğretisini severim. Ancak Yolcu’nun bir oyun olmadığını düşündüğüm için oynamaktan keyif aldığımı söyleyemeyeceğim.

Sahnede bulunmak için fedakârlıkta bulundunuz mu?
Bugün Kösem Sultan oyunu öncesi düştüm. Ayağım ağrıyor, ancak izlediğiniz oyunda bunu hissettiniz mi? 40 derece ateşle de oyun oynadım. Kösem Sultan oyununun provalarında babamı kaybettim. Ama işime devam etmeme gibi bir lüksüm olamaz. Kaldı ki çalışmasaydım yaşadığım acıyı daha zor atlatacaktım. Yani anlayacağınız bizim için sahneye çıkınca her şey bitiyor.

Tiyatro ve dizi oyunculuğu arasındaki fark?
Oyunculuk açısından fark yok. İşinizi seviyorsanız, tiyatroda nasıl oynuyorsanız, dizilerde de rolünüzün hakkını vermeye çalışıyorsunuz. Yalnız dizilerde film çeker gibi yoğun tempoda, uykusuz, sabahlara kadar çalıştığımız için, oyuncu olarak birçok şeyi kaçırabiliyorsunuz. Duyguyu kaçırabiliyorsunuz, karakterden kaymış olabiliyorsunuz.

"ŞANSLI BİR OYUNCUYUM"
Tiyatronun rolü nedir hayatta? Mesaj vermeli mi?
Tiyatro insana insanı insanla anlatır. Kişilerin durumlara daha geniş bakmasını sağlar. Hayatta yaşarken göremediği şeyleri görmesine vesile olur. Düşünmediğimiz şeyleri düşündürten bir sanat dalıdır tiyatro. Mesajı kendi içindedir.

Oynamak istediğiniz bir karakter var mı?
Yok. Şanslı bir oyuncuyum. O kadar değişik karakterler oynadım ki, güzel bir yelpazem var. Ama daha canlandıracağım çok karakter de var…

"KENDİMİ ROLÜME KAPTIRIRIM"
Tiyatro sanatçılarının televizyon oyunculuğuyla ön plana çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oyuncuların bu duruma yapabileceği bir şey yok. Keşke seyirciler tiyatro oyunlarına gelseler de bizi orada tanısalar. Ancak tiyatro zaman ve emek ister. Seyirci evine, ayağına kadar gelen dizilerdeki bir rolle sanatçıyı tanıyor. Tiyatroda, sinemada oyuncu neler yapmış buna bakmıyor. Üzülüyorum. Tiyatronun az izlenilmesi beraberinde bunu getiriyor malesef.

Oynadığınız karakteri günlük yaşantınızda yansıttığınız oldu mu?
Geçen gün kocam dedi ki Zuhal “Kösem”leşme. Laf içime oturdu tabi. Şaka bir yana bir rolü çıkarmaya çalışmak sancılı bir süreç. Yapacağım rol hep aklımda olduğu için, bir şey yaparken o kadın olsaydı ne yapardı diye düşünürüm. Rolümü bürünmeye çalışırım. Evde de kendimi rolüme kaptırdığım oluyor.
Osmanlı tarihinde “kadınlar saltanatı” olarak geçen dönemin önemli karakterlerinden Kösem Sultan’ın yaşamı, kalabalık oyuncu kadrosu ile Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Kösem Sultan karakterini Şehir Tiyatroları’nın başarılı kadın sanatçısı Zuhal Gencer Erkaya oynadı. Kösem Sultan’ın hırsı, neler yapabileceği, devlet erkine, geleneğine karşı kendi erkini var etme çabasının anlatıldığı oyunda bütün ruhuyla var olan, karakteri içine sindiren, rolünün hakkını fazlasıyla veren Zuhal Gencer Erkaya, Kösem Sultan’ın yaşamını tümüyle kabul edip, sahiplenmiş. 




Tiyatro üzerine sohbet ettiğimiz usta oyuncu Zuhal Gencer Erkaya bakın bize neler anlattı: Zor bir izleyici olduğunu dile getiren başarılı oyuncu Zuhal Gencer Erkaya “İnce eleyip, sık dokurum. Keyifle seyredebileceğim oyunlara gitmek isterim. Kötü bir oyun izlemeye tahammülüm yoktur. Bu nedenle de önlerde oturmam. Arka sıraları tercih ederim. Oyunu beğenmediysem sonuna kadar beklemem, çıkar giderim”, dedi.

DEVAMI GELECEK...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Bugün sizlerle, arılar ve sinekler ile ilgili olarak aldığım bir maili paylaşacağım. Eminim en az benim kadar beğeneceksiniz.
"Bir grup arıyla sinekleri bir kavanoza koyuyorlar. Şişenin tabanını ışığa, açık olan kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.
Arıların hepsi ışık olan tarafa üşüşüyor. Ama şişenin tabanı cam ve onların yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.
Bu arada sinekler şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar.
Ağzı açık olan şişeden karanlık olan tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar.
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor öyle değil mi sevgili okur? Öyle değil işte okumaya devam edin hak vereceksiniz.
Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Sinekler ise, malum hayvanlar.
Arılar ne kadar temizse, adı üstünde sinekler de o kadar pis.
Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz. Onlar engellere rağmen ışıktan vazgeçemeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.
Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Bu kendine saygı, yaşadığı topluma saygıdır.
Sinekler karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir. Şişenin ağzının karanlığa açılmasının onlarca hiçbir önemi yoktur. Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Sadece kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir.
Engellere rağmen ışığa yürüyenlere, ışığa ulaşmak için çabalayanlara, ışık saçanlara tüm kalbimle sevgilerimi sunuyorum.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır ve değerleri için ölür.
Ama sinekler, kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler, kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla gezerler yaşadığımız her yeri."
Size daha ne söyleyebilirim ki sevgili okur. Seçim sizin...
İsteyen istediğini istediği kadar üstüne alınabilir.
Nasıl olsa anlayana sivrisine saz, anlamayana "her şeye maydanoz"unuzun davulu az gelir. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm güm güm...

Günlerden 19 Kasım 2011 Cumartesi... Münih’in doğusundayız. Eski bir patates fabrikasının bir kültür alanına çevrildiğini öğreniyoruz.
Bu patates fabrikası 1993 yılında daha büyük bir şirket tarafından satın alınmış ve patates müzesine çevrilmiş.
Kocaman bir alanı bar ve diskolara ayırmışlar. Gençler gelip burada eğleniyorlarmış. Kentteki etkinliklerin yüzde 10’u buraya yönelik yapılıyormuş.
Bunun dışında etkinliklerin yüzde 90’ında sergi salonları ve müzikhol kullanılıyormuş. Baskıevi, akdeniz ürünleri satan bir yiyecek firması, sanatçıların toplandığı bir merkezin yanısıra çocuklar için yapılan etkinlikler için ayrılmış yerler de varmış.  
(Geçen hafta belediye bu alan için bir karar almış. Bu bahsettiğimiz merkezler kalacak ancak bunların yanısıra belediye burayı yeniden dizayn edecekmiş. Buraya müzikhol, otel, konferans salonu, gökyüzü barı yapılması ve ayrıca metronun yakınına da yaşam alanları planlanıyormuş.)
Burada ayrıca okulu yarım bırakmak zorunda kalan insanlara çeşitli imkanlar sağlamak için çalışmalar yapılıyormuş. Eğitimini yarıda bırakmış ya da alamamış çocuklara burada meslek edindirme eğitimleri veriliyormuş.
Patateslerin dilimlenip, küçük paketler halinde satıldığı bu alan, önce disko bar sonra da 8 yıl önce sanat galerisi yapılmış, o da yetmemiş eğitim merkezine dönüşmüş.  
Burası Münih için eşsiz bir alanmış. Güzel değerlendirilmiş. Burada ünlü ressamların, özel kişilerin sergileri açılıyormuş. 2004’te Beatles üyelerinin eşleri sergi yapmışlar. Sadece sergi salonu da değil, aynı zamanda birçok etkinliğin yapılabileceği bir alanmış burası.
Aşağı katta monopoli oyunu oynanıyormuş. Ancak bu oyunun özelliği izleyenlerinde oyunun içine dahil ediliyor olmasıymış.
Bu alandaki etkinlikleri anlatan bir dergi hazırlamışlar. Derginin önü gündüz etkinlikleri ile, arkası ise gece etkinliklerini anlatıyordu. Güzel bir tasarım örneğiydi.   
Burası gece yaptığı aktiviteleriyle Avrupa’nın en büyük gece kulübü ve diskoların bulunduğu yermiş. Bir gecede 8 bin ziyaretçisi oluyormuş.
Okul çağındaki bütün gençler buraya gelirmiş. Onlarla iletişime geçilebilecek en ideal yer burasıymış. Amacımız burada işverenlerle, girişimci gençlerle bir araya getirmek diyor yetkililer. Gençleri, iş yaşamı hakkında bilgilendirmek için girişimcilerle bir araya getiriyorlarmış. Aynı zamanda işverenlerle bir araya gelmesi gereken küçük girişimci firmalar için de burası iyi bir fırsatmış. Haftada en az bir öğleden sonra firma sahipleri ve gençleri bir araya getirmek için çalışıyorlarmış.
Ayrıca burada 21. yüzyılın kütüphanesi de gerçek boyutuna iniyor. Herkesin birçok kitabı var. Kimse kitaplarını atmaz ve bir yere de vermez. Bu noktada da şöyle bir fikir ortaya çıkıyor. Etrafa raflar yaptırmışlar. Bu raflara insanlardan gelen kitap bağışlarını alıyorlarmış. Bir kitap bağışlayan kişilere bir kitap alma seçeneği sunuyorlarmış. Bu Almanya’da yeni trendmiş. Hedef şuymuş, insanlara kamuya mal olmuş sergi salonlarından kitap alma şansı sunuyorlarmış. Kamu da sahip çıkıyormuş. Ne mutlu.
Aynı zamanda bu etkinlikler insanların birbiriyle tanışıp, konuşmasına olanak sağlıyormuş. Kamuya açık alan olduğu için her kesimden insanlar burada bir araya gelebiliyormuş. Ulaşımı kolay olduğu için eğitimi düşük insanların da kolay ulaşabileceği bir yermiş burası. 
Ayrıca kitaba ilgi çekmek için farklı etkinlikler de yapıyorlarmış. Mesela halka açık yerlerde sesli kitap okunuyormuş. Birisi okuyor, diğerleri dinliyormuş. Kuzey bölgesinde bu sistem çok iyi çalışıyormuş. Burada önemli olan amaç insanlarla kitapları buluşturmakmış.
İsviçre’de şöyle bir etkinlik yapmışlar. Yetişkin eğitimi haftasında insanları sarı ve yeşil renkte otobüse bindirmişler. Ellerinde kitaplar sesli okuyorlar ama şarkı gibi okuyorlar. Sonra ellerindeki kitapları havaya kaldırıyorlar. Dikkat çekmek için farklı farklı şeyler yapılabilir. Yapılmalıdır da...
Neden mi böyle bir alan yaratmışlar, çünkü bazı insanlara kütüphaneye gidip kitap okuma fikri cazip gelmiyormuş. Onları da böyle yaşam alanlarında kitapla buluşturuyorlarmış sevgili okur.
Siz anlattıklarımı hayalededurun ben müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin... 
"Hayalimdeki Kütüphane" projemizin 3. durağında nereleri gezdik birazda ondan bahsedeyim sevgili okur.
Harika tarih kokan bir yere geldik.
Münih’in merkezi 18. yüzyılda burasıymış.
Almanlar burayı görmeyeni Münihli saymazlarmış.
Sağa dönsek Barok tarzı yapılar, sola dönsek barok tarzı yapılar görüyoruz.
Yoğun İtalyan etkisi hissediliyor.
Almanya’nın en pahalı kenti Münih. Düşünsenize 3 odalı bir yerin kirası 3 bin Euroymuş. Her şey pahalı ama, zamandan tasarruf yapabiliyorsunuz.
Çünkü Münih'te bir yerden bir yere gitmek en fazla 35 dakikanızı alıyor.
Söylenilene göre Berlin’de yaşamak daha zormuş.
Bölgenin güneyinde Katolikler, kuzeyinde Protestanlar yaşıyormuş.
Rehberimiz Münih hakkında şu bilgileri de aktarıyor:
Nüfusun yüzde 8’i İtalyan, yüzde 12’si Türkler'den oluşuyor.
Daha önce okul olan tarihi bir binadayız.
Burası Münih Edebiyatevi’ne dönüştürülmüş.  
Bina bir vakıf binası imiş. Belediye kendilerine tahsis etmiş.
Edebiyatevinin giriş katı kafeterya yapılmış. Her ne kadar bizim damak tadımıza ve cebimize çok hitap etmese de, görünümde güzel tatlılar ve kahve kokusu karşılıyor sizi. Unutmadan söyleyeyim bir de köpek kokusu var içeride, oldukça ağır adeta genzinizi yakıyor.
Kahve molasının ardından yukarıya çıktığımızda, burasının konferanslar ve farklı sanat etkinlikleri için kiraya verilebildiğini öğreniyoruz.
Edebiyatevi'nde görevli bir hanım, bakın bize neler anlattı:
"1997 yılından beri Münih’te Edebiyat Festivali yapılıyor. 8 gün sürüyor. 
Festival kapsamında 50’den fazla yazar geliyor. 
Tartışmalar oluyor. Sergiler düzenleniyor.
Asıl amaç farklı ülkelerden yazarlar getirmek.
Festival 3 ana bölüme ayrılarak yapılıyor:
1-Münih kitap gösterisi:
Her türlü aktivite yapılıyor. Münih Book Show kapsamında atölye çalışmaları, oyunlarla etkinlikler düzenleniyor. Yazarlar istedikleri herkesi çağırarak kendi konseptlerini oluşturup savunmalarını yapıyorlar. Amacımız Almanya’daki yazarların tanınmalarını sağlamak.  
2-Aile ve çocuk üzerine eğlence ve etkinlikler yapıyoruz.
Yazarlar çocuklarla sohbet ediyorlar. Bilgi alışverişinde bulunuyorlar. Örneğin yazarlar her gün saat 4’te Münih üniversite öğrencileriyle söyleşi yapıyorlar.
3-Yazarlar forumu yapıyoruz.
Pek çok yazar buraya geliyor edebiyat evinden ücretsiz yararlanabiliyor. İlk içki bedava, ancak sadece yiyip, içtiklerinin parasını ödüyorlar."
Aslında Edebiyat Festivali'nin amacının Amerikan yazarlarının karşısında, Alman yazarların tanınırlığını artırmak diyorlar. 
Hemen soruyoruz, hiç Türk yazar davet etmediklerini öğreniyoruz.
Ama ardından bize önümüzdeki sene bir Türk yazar davet edebileceklerini söylüyorlar. Mutlu oluyoruz.
Sorularımız çoğaldıkça açıklama yapmak durumunda hissediyorlar kendilerini...
Kendi kültürümüzü tanıtmak için kendi yazarlarımızı tercih ediyoruz. Amacımız Almanlar'la edebiyatı buluşturmak, turist çekmek değil.
Almanya’nın yazar yetiştirdiğini, edebiyatta nasıl ilerlediğini göstermeyi hedefliyorlarmış. Etkilemeye çalıştığımız hedef kitle kitap okuyucusu diyorlar.
Festivalin her sene bir ana teması oluyormuş. Mesela suç festivali yapmışlar. 
Geçen sene festivalin 20 bin ziyaretçisi olmuş. Bu yıl sadece edebiyat etkinliğine katılan kişi sayısı 5 binmiş. 
Daha ne olsun sevgili okur. Daha ne olsun. Böylelikle "Hayalimdeki Kütüphane" projemizin 2. gününün de sonuna geliyoruz.
Son gününde buluşabilmek dileğiyle. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin. 


(NOT: Projemizin İngiliz temsilcileri, festivalin Alman odaklı olduğunu ifade ettiler. Oysaki 22. yüzyılın edebiyat festivalinin uluslararası olması gerektiğini dile getirdiler. Bunu da dipnot olarak sizinle paylaşayım dedim.)
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
"Hayalimdeki Kütüphane" gezisine devam ediyoruz sevgili okur. Münih sokaklarındayız.
7 gün 24 saat açık bir kütüphane düşünün. İşte o merkez kütüphanesi. Münih Gasteig Merkez Kütüphanesi'ni görünce adeta dilim tutuldu. Kütüphane değil de sanki 7 yıldızlı otel. 
Meğer "Hayalimdeki Kütüphane" Giesing'de değilmiş, bunu Gasteig Merkez Kütüphanesi'ni gezince anladım. 
Gezimizin ikinci gününde rehberimiz Kütüphaneci Margareta Lindner Türkoloji eğitimi almış ve oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.
Bakın Kütüphaneci Margareta Lindner bize neler anlattı: 
"Bütün kütüphane sisteminin bağlı olduğu merkez kütüphanesindesiniz. 
22 semt kütüphanesi, 5 gezici kütüphane, 5 hastane kütüphanesi merkeze bağlı.
Ayrıca engelliler, hasta olup evden çıkamayanlar ve yaşlılar için evlerine istedikleri kitabı ulaştırdığımız bir sistemimiz var.
Bütün kütüphanelerimizde otomat sistemi var. Bu otomatlar 2006 yılında sistemimize girdi. İlk biz uyguladık. Otomatik sistemle kitap ödünç alıp, geri iade edebiliyorsunuz.
Kütüphanemiz, yetişkinlere eğitim veren halk yüksek okulu ve Münih Belediyesi ile koordineli çalışır.
Kitaplar ve kütüphaneler belediyeye ait. Bütün masraflarımızı belediye karşılıyor.
Toplam 1.5 milyon yayına sahip kütüphanemizin, arşivinde 3 milyon kitabı daha var. 350 bin diaya sahibiz.
Sadece burada 116 kişi, 45 uzman kütüphaneci, laborant, geri kalanı ise kitapları raflara diziyor. Bütün kütüphanelerimizde toplam 500 kişi çalışıyor. 
Bu bina 25 yıl önce kuruldu. 5 katlı bu binada, konser salonu ve müzik okulu ile orkestrası bile var.
Müzik katında müzik ve film arşivi görürsünüz. Kabinlerde film izleyip, müzik dinleyebilirsiniz. Bunun yanı sıra 50 kişilik bir sinema salonumuz var. DVD filmleri izleyebilirsiniz. Doğum günü partisi verebilirsiniz.

2010 yılı Gastek Merkez Kütüphanemizde,
1.552.000 kütüphanede bulunan yayınlar
176.500 yetişkinler için açık kütüphane, ansiklopediler
22.300 sözlük, kılavuz, referans kitaplar (Bunlar ödünç verilmiyor.)
44.700 müzik Cd'si
13.000 video-dvd
7.200 sesli kitap (cd)
128.700 nota, müzik
525.000 pul
59.000 çocuk ve gençler için kitap ve cd ve dvd’ler
796 dergi
56 gazete
3 okuma salonu
570 çalışma masası
856.500 ziyaretçi
1.723.400 ödünç alınan yayınlar
286 etkinlik (Bunun 61’i çocuklar için. Yazarlar gelip atölye çalışması yapabiliyor.)
17633 etkinliklere katılım
9 sergi
329 kütüphane gezisi
5.867 geziye katılanların sayısı


Kütüphanenin kullanımı hakkında bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Birinci sınıftan itibaren öğrencilerimiz için kütüphane tanıtım günleri düzenliyoruz. Bunu her sınıfa göre farklı bir konsept uygulayarak yapıyoruz.
Görme engelliler için bilgisayarda farklı bir eğitimiz var. Kullandığımız bu programı öğretmek için gönüllü arkadaşlarımız var.
Merdivenlerde asılı olarak etkinlik duyularımızı görebiliyorsunuz. 
Pul koleksiyoncuları için özel kataloglarımız var.

Bünyemizdeki dergilerin en son sayılarının dışında, bütün sayılarını burada bulabilirsiniz. Ödünç alabilirsiniz.
Bilimsel kitapları ödünç vermiyoruz.
Gelecekte dünyada olan bütün gazeteleri internette yayınlayacağız. Ücretini ödeyerek okuyabileceksiniz.
Gençlik kütüphanesi bölümü 12-25 yaş grubuna hitap ediyor.
Okul öncesi çocuklarımıza özel kütüphane tanıtım günleri yapıyoruz. Masal saatleri düzenliyoruz. İstiyoruz ki her sınıftan, her yaştan çocuk tanıtım günlerinde kütüphaneye gelsin.
Bu yıl kütüphaneye sadece okullardan 90 kez gezi düzenlendik.
İnternetin doğru kullanımı için facebook dersleri veriyoruz.
Kütüphanemizde günde 1200 ürün ödünç veriliyor.




Bir bölüm düşünün ki, 10 yayın evinin kitabı bir sergide duruyor. Burada kitap satışı yok, sadece gösterimi var. Yayınevleriyle böyle ortak çalışmalar yapıyoruz. Kitaplarını getirip burada tanıtabiliyorlar.
Ortaçağdan kalma kitaplar görebilirsiniz. 
Sanat ve kültür kitapları yayınevlerine göre tasnif edilmiş.
Çocuklara ait kitaplar bir başka bölümde yer alıyor. Mesela yayınevleri çocuklar için en iyi 100 eseri belirliyor, sunuyorlar.
Yayınevleri stand kiralıyor. Kitaplarını sergiliyorlar, tanıtıyorlar.
Çocuklar için gezici kütüphanelerimiz var. Okulların bahçesine gidip çocukları kitapla tanıştırıyoruz. Kitapla tanışan çocuklarda, ailelerini kütüphaneye getiriyorlar.
Masalarda kalemler var. Telle masaya monte edilmiş kalemler…


Münih Gasteig Merkez Kütüphanesi tek kelimeyle harika... 
Darısı benim ülkemin başına, dilerim Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz bu kütüphanelerin daha güzelini Kocaeli'ye yapar. Ve bir gün ben size buradan kendi kütüphanemizi anlatırım.
Kocaman alan gez gez bitmiyor 
Günlerce burada aç susuz kalabilirim J
Neyse sevgili okur, son bir şey daha anlatayım da bugünkü gezimizi sona erdireyim.
Almanya’da yaşayan Türkler ve Almanlar ortak, Türk Edebiyatı hakkında bilgi veren, araştırmalar yapan bir dernek kurmuşlar, 1970-1980 yılları arasında dernek faaliyet göstermiş, o dönemde derneğin elinde bulunan ürünler kütüphane içinde bir teşhirde sergileniyor. İçlerinde Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Yüksel Pazarkaya gibi isimler var. 
Yaban ellerde bir çok kitabın arasında bize ait teşhiri görmek çok güzel, bir başkadır benim memleketim diyorum ve bugünlük de müsaadenizi istiyorum. 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
Blogger tarafından desteklenmektedir.