Herkese merhaba... Bir haftayı daha bitirdik sevgili okur. Ne kadar hızlı geçer oldu zaman. Bir pazartesi oluyor. Bir de cuma, sanki aradaki günleri yaşamıyoruz. Işık hızıyla geçiyor gözlerimizin önünden zaman. Yakalayabilene aşkolsun.
Bir haftasonunda daha beraberiz. Bu haftasonu ne yapacaksınız? Haftasonları hayattan ne alabilirsem kardır açgözlülüğüyle hep birşeyler yapmak, bir yerlere gitmek telaşı içinde mi olursunuz?
Yoksa haftasonu benimdir. Bütün hafta şler güçler ben evimi özledim. Kimse beni evden çıkaramaz diyenlerden misiniz? 
Siz kara kara ne yapacağınızı düşünedurun ben size bugün bahardan söz edeceğim.
Soğuk, karanlık, boğucu kış günlerinden sonra, insana yaşadığını hatırlatan mevsim bahar.. 
Yaşamımızı doğal koşullar ve olaylar doğrultusunda biçimlendiririz. Doğadaki değişimlere duyarsız kalamayız. Kalmamalıyız da...
Renk renk kırçiçekleriyle süslenmiş, yemyeşil elbisesiyle kış uykusundan uyanan doğanın canlılığı, hepimizin yaşama sevincini, coşkusunu bir kat daha arttırır. 
Çünkü, baharın gelişi ve toprağın uyanışının, insanlar için tüm kötülüklerden arındığı yeni bir dönemi temsil eder.
Baharın gelişi insana, yaşamı güzelleştirebilmek ve umutları güçlendirmek için getirdiği yeni olanakları çağrıştırır. 
İçimizdeki dostluk, sevgi, barış, birlik beraberlik, dayanışma duygularını ve yaşama sevincini ön plana çıkarır bahar. 
İnsanların özellikle de hayatını toparlamak isteyen bireylerin tüm özenli, düzenli planlarını suya düşürme potansiyeline sahip, en işveli, cilveli mevsimdir bahar. 
Aşık olma vaatleriyle kandıran, fakat garanti veremeyen, kavak yellerinin taaa yanıbaşımızda estiği mevsimdir bahar. 
Yılın bünyemize elini uzatıp da "Haydi dağıt, boşver okulu, boşver kursu, boşver işi, boşver boşver" diyen en kostak periyodudur bahar.
Söz bahardan açılmışken, baharın ikinci, yılın dördüncü ayı Nisan'a giriverdik bile göz açıp kapayıncaya kadar sevgili okur.
Nisan sözcüğü Arapça bir kelime. Süryanice nisanna,Sümerce nisag yani ilk meyveler, Akadca nisanu veee İbranice nisan sözcüğünden alındığı söylenir. Latince aperire açmak, ağaçların çiçek açmaya başladığı mevsimi çağrıştırır. 
Nisan geldi.Bahar geldi hoşgeldi. Bizim oraların tabiriyle başım gözüm üstüne geldi bahar sevgili okur.
Güzel günlerin habercisi kabul edilen, bir bayram coşkusuyla karşıladığımız baharın, dünyamıza sevginin hakim olduğu sağlık, mutluluk ve huzurun hüküm sürdüğü yaşamlar getirmesini diliyorum.
Yaşam sevinciniz daim, gözlerinizde benim köşemde olsun sevgili okur. Bugün de yine bana ayrılan sütunların sonuna geldik. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Mutlu haftasonları...


Herkese merhaba...
İşte yine yeni bir hafta sonunda daha beraberiz sevgili okur. 
Genel bir kanı vardır ya hani: Bir işe nasıl başlarsanız öyle gider! Gelin bu haftasonuna öylesine enerjik ve zinde başlayalım ki, enerjik, zinde ve verimli bir hafta bizimle olsun.
Şimdi de enerji kaynaklarımdan birini açıklayayım size o zaman.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, insanların hayatında fark yaratacağına gönülden inansın ve bu duygusunu size sonuna kadar hissettirsin.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, eline geçen her fırsatta kişisel mükemmellik felsefesini sunmaktan, paylaşmaktan büyük keyif alsın ve keyfi size de yaşatmayı başarsın.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, insanların yaşamını değiştirme konusunda kendisine güvensin ve bu güveni hissettirsin, üstelik de usta bir yol gösterici olsun.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, kendini çok iyi ifade etsin ve size de kendinizi nasıl iyi ifade edebileceğinizin yöntemlerini öğretsin.
Öyle bir öğretmen düşününki, kendine güveni tam, işini sevgiyle ve yürekten inanarak yapsın.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, başarısından şüphe duymasın ve öğrencilerine de güvensin, güven aşılasın.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, sevginin ve bilginin gücünün farkında olup, her ikisinin de paylaşıldıkça çoğaldığına inansın. 
Öyle bir öğretmen düşünün ki, kendisiyle yolu kesişen her öğrencisinin yaşamını değiştirecek yapıtaşlarına sahip olduğunu bilsin ve bunları bir bir paylaşsın.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, insanlara yardım etme şansının farkında ve savunduğu düşünceler önünüzde yol haritanız olsun.
Öyle bir öğretmen düşünün ki, yaşamınıza anlam ve değer katarak fark yaratsın.
Hayatımıza insanlar girer, çıkar ya sevgili okur. Hani kimisini hatırlamazken, kimisini de asla unutmayız. Sadece bir rastlantı mıdır yoksa ihtiyacımız olduğu için mi hayatımıza girmişlerdir bilemeyiz belki ama hissedebiliriz. 
Hayatıma dokunmayı başaran değerli öğretmenim Adem Altay'dan bahsettim size bugün sevgili okur. 
Yıldız Teknik Üniversitesi'nin genç, dinamik, başarılı, çılgın öğretim üyesi  Adem Altay'ı tanımaktan duyduğum keyfi anlatamam size. Ancak yaşadığınızda anlarsınız beni. 
Bizleri Kocaeli'de buluşturan, hayatımızda iz bir bırakacak bir öğretmenle tanışmamıza vesile olan Resa Eğitim Kurumları'na huzurlarınızda teşekkür ediyorum. 
Hal böyleyken bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin sevgili okur. Bir tek beni özleyin. Özleyin.... 


"Birbirinizin ne efendisi, ne de kölesi olun... Birbirinize eş olun eş... Eşit değil eş...
Birbirinize üstünlük taslamayın... Her birinizin yarım olduğunu ancak, bir araya geldiğinizde bir olduğunuzu, bütünleştiğinizi sakın aklınızdan çıkarmayın... 
Onun için birbirinizi sayın, birbirinize saygılı olun ve dahi her daim birbirinizi çok sevin, aşkla sevin olur mu?
Çünkü, nasıl bir maddenin bütün özelliklerini taşıyan en küçük parçasına molekül denirse, bir toplumun temel özelliklerini taşıyan en küçük birimine de aile denir.
Eğer bir toplumda aile içinde huzur yoksa, kalmamışsa o ülkede huzuru tesis edemezsiniz...
Eğer bir toplumda aile içi şiddet varsa, sokaktaki şiddeti engelleyemezsiniz.
Eğer bir toplumda aile içinde efendilik-kölelik sistemi varsa, o ülkede köleliği ortadan kaldıramazsınız...
Eğer bir toplumda aile içinde adil davranış biçimi yoksa, o ülkede adaleti hakkıyla uygulayamazsınız.
Eğer bir toplumda aile bireyleri birbirine saygı duymuyorsa, birbirini yeterince sevmiyorsa, o ülkede insanların birbirine saygı duyup, sevmesini bekleyemezsiniz.
Eğer bir toplumda aile bireyleri birbirine karşı dürüst değilse, birbirlerine güvenmiyorsa o ülkede güven ortamı oluşturamazsınız...
Velhasılı kelam; eğer bir toplumda aile içinde demokrasi yoksa, o ülkede demokrasi olmaz/olamaz... Çünkü; her toplum kendisini yönetecek olanları, kendi gibi olanların arasından seçer, vesselam... "
Herkese merhaba.. Keyifli bir haftasonun da daha beraberiz sevgili okur. 
Kocaeli Şehir Tiyatrolarımızda sahnelenen "Dişi Horoz" oyunundan birkaç satır alıntıyla başladım yazmaya bugün. Yazar ve yönetmenliğini Mehmet Beyazıt'ın yaptığı Dişi Horoz isimli oyunumuzu keyifle izledim. Sizinle de paylaşmak niyetim.Öncelikle yıllarını tiyatroya vermiş üstad Mehmet Beyazıt'ı tanıyalım biraz.
Tiyatro yaşamına profesyonel anlamda 1971 yılında Anadolu'da merhaba diyen Mehmet Beyazıt,    67 il, 400'den fazla ilçe ve 300'den fazla köyde değişik gruplarla sergilenen oyunlarda; oyuncu, yazar, yönetmen, tiyatro işvereni olarak yoğun bir tempoyla çalışır.
Üstelik tiyatro yaşamının yanı sıra televizyon, ve sinemada birçok prodüksiyonda oyuncu, yönetmen, yönetmen yardımcılığı, prodüksiyon amirliği, yapım koordinatörü ve senarist olarak da görev alır Mehmet Beyazıt.
2011-2012 sezonu itibariyle de Kocaeli Şehir Tiyatroları'mıza katıldı Mehmet Beyazıt.
Kösem Sultan, Resimli Osmanlı Tarihi, Derviş ve Ölüm adlı oyunlarından hatırlayacaksınız Mehmet Beyazıt'ı sevgili okur.
Yok hala hatırlayamadıysanız, işte size harika bir teklifim var. 
Geleneksel Türk Tiyatrosu kimliğiyle ön plana çıkan Gölcük Kazıklı Kervansaray Sahnemizde, üstad Mehmet Beyazıt'ın yazıp yönettiği "Dişi Horoz" oyununu izleyin derim.
Haftanın önerisini sunduktan sonra bugün bir de baktım ki, yine bana ayrılan sütunların sonuna gelmişiz sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Bir tek beni özleyin. Özleyin.




Herkese merhaba. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla Gebze Belediyesi kolları sıvamış. Gebze Belediye Başkanı Adnan Köşker'in değerli eşi Ragibe Köşker'in önderliğinde gerçekleştirilecek etkinlik için bakın nasıl da harika bir ekip oluşmuş.
Kimler mi var ekipte? 
Gebze Kaymakamı Salih Karabulut'un eşi Fatma Karabulut, Gebze İlçe Emniyet Müdürü Salih Demir'in eşi Günseli Demir, Gebze Belediyesi Başkan Yardımcısı Ahmet Kısbet'in eşi Şafak Kısbet, Ak Parti Kocaeli İl Kadın Kolları Başkanı Oya Tunçel,  Ak Parti Gebze İlçe Kadın Kolları Başkanı Vasfiye Aydın, Ak Parti Gebze İlçe Başkanı Cemalettin Kaflı'nın eşi Akgül Kaflı, Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Nilay Ayran, Gebze Belediyesi Meclis Üyesi Nazmiye Höbek, Gebze Kent Konseyi Kadın Meclisi Başkanı Aysel Kolsuz, SHÇEK'te Aile ve Sosyal Politikalar Gebze İlçe Müdürü Bilge Ercan Altıntaş, Çolakoğlu Kız Meslek Lisesi Müdürü Özlem Ayhan, Çolakoğlu Kız Meslek Lisesi Teknik Müdür Yardımcısı El Sanatları Öğretmeni Aycan Çalıbel ve Çolakoğlu Kız Meslek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Sevcan Aladağ ve Kaya Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Gülsen Kaya.
Birbirinden değerli kadınlardan oluşan ekip, "Gebze'de Kadın Olmak" konulu panel için geçtiğimiz hafta içinde bir araya geldi. Beyin fırtınası yaptı. Programın detayları hakkında bilgi alışverişinde bulundu. Birbirinden değerli hanımlardan oluşan ekiple birlikte olmaktan büyük keyif duydum, sizlerle paylaşmak istedim.
Programda neler mi var? Açılış kokteyli ile başlayacak programda kadın konulu resim sergisi olacak. Açılış konuşmaları ve slayt gösterilerinin ardından "Gebze'de kadın olmak" konulu panele geçilecek. 
Moderatörlüğünü Gebze Belediye Başkan Yardımcısı Nilay Ayran'ın üstlendiği panelde, Gebze'de kadın olmak ne anlama geliyor, kadınlarımızın yaşadıkları zorluklar, sorunlar ve fırsatlar masaya yatırılacak.
Ak Parti Kocaeli İl Kadın Kolları Başkanı Oya Tunçel panelde, yerel yönetimlerin kadınlarımızın gelişmesi için ne gibi imkanlar yarattığını anlatırken, tecrübelerini paylaşacak.
SHÇEK'te Aile ve Sosyal Politikalar Gebze İlçe Müdürü Bilge Ercan Altıntaş, hükümetimizin kadın ve aile sorunlarını çözmeye yönelik projelerinden bahsedecek,deneyimlerini aktaracak. 
Genç kızlarımızın eğitiminde, onların bir meslek edinerek geleceğe hazırlanmasında gördükleri eksiklikleri ve sorunları Çolakoğlu Kız Meslek Lisesi Edebiyat Öğretmeni Sevcan Aladağ'dan dinleyeceğiz. 
Ve son olarak da kadın istihdamında pozitif ayrımcılık yaparak, kadınlarımızın iş hayatına atılmaları konusunda özel çaba gösteren Kaya Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Gülsen Kaya, kadınların iş hayatına atılmaları ve başarılı, istikrarlı bir iş ve aile hayatı sürdürmeleri için önerilerde ve uyarılarda bulunacak  bir sunum yapacak. 
Ardından müzik dinletisi ile program son bulacak.
Benimde keyifle katılacağım bu güzel etkinliğe hepinizi bekliyorum sevgili okur. 5 Mart Salı günü saat 12.30'da Osman Hamdi Bey Sahnesi buluşmak dileğiyle. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Özleyin.


Herkese merhaba. İşte yine yeni bir haftasonunda daha beraberiz.
Bu hafta sizi Oyun İstasyonu'na götüreceğim sevgili okur.
Kocaeli'de 9 yıldan beridir İzmitli tiyatroseverler için perde diyor Oyun İstasyonu. İlimizin başarılı ve üretken tiyatro topluluklarından Oyun İstasyonu bu sezon Türk Tiyatrosu'nun özgün yapıtlar üreten yazarı Haşmet Zeybek'in "Düğün ya da Davul" oyununu  başarıyla sahneye koydu.
Aynı zamanda İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçısı da olan Haşmet Zeybek, "Düğün ya da Davul'u 1975 yılında yazmış.
Şimdiye kadar devlet tiyatroları başta olmak üzere pek çok ödenekli ve özel tiyatroda sahnelenen oyun "köy seyirlik oyun" geleneğine göre yazılmış.
Kökeni ilkçağ bolluk-bereket törenlerine kadar uzanan, çağlar boyu süren halk tiyatrosu geleneğinin günümüze gelen mirası "köy seyirlik oyunlar"ından Düğün ya da Davul, şarkılı, türkülü, danslı, eğlenceli bir komedi. 
Yönetmenliğini Kadir Yüksel'in yaptığı oyun oyuncularıyla, teknik ekibiyle, yönetmeniyle, sahne amiriyle, sahne arkası görevlileri ile çok dinamik, çalışkan ve başarılı bir ekibin ellerinde hayat buluyor.
Bu genç ekip içerisinde Gülabi Turan, Şebnem Telci, Alper Turna, Tufan Katırcı, Ergin Demirel, Hüseyin Demirci, Filiz Çolaklar, Evrim Zeytinoğlu, Aynur Seren, Aynur Erdoğan, Gürcan Yusuf Şahin, Anıl Acar yer alıyor.  
Oyunun başarılı müzisyenleri Ercan Büyükarman, Ersen Doğan, Hasan Çakır ve Uygar Yengin'den oluşuyor.
Düğün Ya Da Davul'un dekoru Ergin Demirel ve Gülabi Turan'a, kostümler Senem Yüksel'e ait. Danslar için Yüksel Abdikoğlu, ışıkta Mustafa Sarem görev alıyor. Yönetmen yardımcısı Tuğçe Özdoğan. Oyunun afiş ve broşür tasarımı ise Tuğba Bilici ve Gökhan Çomoğlu'na ait. 

Bu akşam saat 20.00'da Sabancı Kültür Merkezi'nde bu keyifli oyunu keyifle izleyebilirsiniz. Benden söylemesi... Bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik, yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. Özleyin.



Herkese merhaba. Hikaye oyunun başkişisi Britanya Kralı Lear'ın yaşlandığı gerekçesiyle topraklarını üç kızı arasında paylaştırmaya karar vermesiyle başlar. Bu paylaşımın eşit ve adil olması için kızlarını sınava tabii tutmaya karar veren kral, onlardan kendisini ne kadar sevdiklerini söylemelerini ister. Büyük ve ortanca kızları süslü laflarla sevgilerini ifade edip kendilerini kanıtlar, fakat gerçek sevginin süslü laflarla anlatılamayacağına inanan Cordelia cevap vermez. Buna sinirlenen Kral Lear, onu evlatlıktan reddeder ve topraklarını diğer kızları arasında paylaştırır. 
Daha fazla ipucu vermeyeyim de, iyisi mi siz de Kocaeli Şehir Tiyatroları'nda bu yıl sahnelenen, dünya tiyatrosunun en önemli yazarlarından William Shakespeare'in en önemli oyunlarından biri olan "Kral Lear"ı Özdemir Nutku çevirisiyle izleyin ve kendi gözlerinizle görün. 
İzlemelisiniz çünkü, hikayenin ne kadar tanıdık olduğunu göreceksiniz. Kral Lear oyunundaki karakterlere Türk isimleri koyduğumuzu  ve öyküyü güncelleştirdiğimizi düşünün. Mesela oyunu bir köy ağası ya da şirket patronu merkezinde kurgulasak, ortaya uzun soluklu bir televizyon dizisi çıkabilir. Eminim oyun bu yapısıyla bir Türk seyircisi olan sizin de ilginizi fazlasıyla çekecektir. Değerlendirin derim.
İzlemelisiniz çünkü, oyunumuzun içeriğinde, zamana ve bölgeye bağlı olmayan evrensel değerler ve durumlar enfes bir şekilde ifade edilmiş. 
İzlemelisiniz çünkü, oyun bize tam anlamıyla bir görsel şölen sunuyor.  Biçimsel açıdan, karşınıza sıklıkla farklı mekanlar çıkaran oyunda sinematografik bir anlatıma tanık oluyorsunuz.
İzlemelisiniz çünkü, böylesi farklı bir oyun, işinde uzman birbirinden değerli bir kadronun yarattığı bir dünyada hayat buldu sevgili okur. 
Tüm çalışmalarında görselliği ön planda tutan usta yönetmen Malcolm Keith Kay ve oyunumuzun yardımcı yönetmeni değerli eşi Gülcan Kay. Usta yönetmen Malcolm Keith Kay'in İngiliz olmasının oyunun ruhunu yakalamaktaki avantajını ve Gülcan Kay farkını Kral Lear'ı izleyin ve görün.
Bu görselliğe en iyi ifade yollarını açan tasarımcı Efter Tunç'u bilirsiniz. Aynı zamanda İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nde görev yapan Efter Tunç özgün kostüm tasarımı, işlevsel dekoru ve olağanüstü yorumuyla adeta oyunun içine çekiveriyor sizi, izlemiyorsunuz yaşıyorsunuz. Tıpkı bir zaman makinasında yolculuğa çıkmış gibi o anı yaşıyorsunuz.  
Yaratılacak dünyanın atmosferini oluşturmada çok büyük önemi olan müziği besteleyen üstad Çiğdem Erken. O bir ‘tiyatro müziği‘ bestecisi, yaptığı tiyatro oyunu müzikleri ile Türkiye’nin en aranan isimlerinden olduğunu hatırlatmak isterim sevgili okur.  
Vee ve ve sahnedeki her varlığa derinlik ile anlam katan özel bir ışık tasarımcısı olan, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’mızın pek çok büyük yapımında görev yapan Yaşar Demirkıran'ın başarısı su götürmez bir gerçek.
Dans düzeni ve dansıyla oyuna bambaşka bir tat katan Ferdi Yıldız, görsel tasarımı başarıyla üstlenen Murat Serkan Aktü, başarılı ses tasarımıyla İlker Sevüker veeeeeeee...
Sonrasında ise tutkulu oyuncularımız Cemal Aldıç, Ümit Bakış, Engin Benli, Funda İlhan, Koray Onur, Ahmet Yaşar Özveri, Ozan Şahin, Serhat Güzel, Fatih Sevdi, Esra Bezen Bilgin, Pınar Ünsal, Çağrı Mengüç, Utku Oğuz, Çağla Buldak, Tekin Ezgütekin, Volkan Dinç, Erdem Irmak, Sarper Saydam devreye girdiler. 
Uzun lafın kısası, yapımda emeği geçen, başta Genel Sanat Yönetmenimiz Veysel Sami Berikan olmak üzere, herkesi ayakta alkışlıyorum ve Kocaeli farkını gözler önüne serdikleri için içten teşekkürlerimi sunuyorum. 
Şimdi bana müsaade... Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin... Özleyin...


Herkese merhaba.  Yaklaşık 5 aydır Gebze Organize Sanayi Bölgesi'nde çalışıyorum sevgili okur. Bölgeyi yakından gözlemleme ve tanıma şansı yakaladım. Bugün sizlere Kocaeli'nin ışıl ışıl parıldayan yıldızı Gebze'den bahsedeceğim.
Çayırova, Darıca, Dilovası ve Gebze ilçeleri olarak ele alabileceğimiz Gebze bölgesi, 600 binin üzerinde daimi nüfusu ve gündüz 1 milyonun üzerindeki nüfusu itibariyle ülkemizdeki 47 ilden daha büyük.
Ülkemiz ekonomisinin yaklaşık yüzde 15'inin karşılandığı bölge, sahip olduğu avantajlarla sadece Türkiye'nin değil dünya şirketlerinin gözdesi konumunda.
Gebze'de 54 farklı ülkeden toplam 339 yabancı sermayeli şirket bulunuyor. Bölgede Almanya'dan 79, İngiltere'den 36, Fransa'dan 34, Hollanda'dan 32 ve ABD'den 24 firma yer alıyor.
Gebze'de bulunan dokuz organize sanayi bölgesinde (OSB) üretim yapan 500'ün üzerinde firmada 50 binin üzerinde çalışan var.
Bölgedeki OSB'lerin büyük bir çoğunluğu Avrupa'da örnek gösterilen OSB'ler arasında yer alıyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu istatistiklerine baktığınız zaman bölgedeki 13 bin 569 işyerinde 195 bin 534 çalışan bulunuyor.
Bunların dışında kurulacak Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi ile Gebze, Avrasya'nın Ar-Ge üssü haline gelecek. Bilişim dünyasının önemli markaları, üretim geliştirme süreçlerini bölgede gerçekleştirecek. TÜBİTAK MAM, TUSSİDE, TSE, GYTE ve Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi ile Gebze adeta açık bir laboratuvar haline dönüşecek.
Sizin anlayacağınız ülkemizin en önemli yatırım ve üretim merkezlerinden biri konumundaki Gebze, devam eden projelerin tamamlanması ile birlikte bu önemini bir kat daha arttıracak.
Halihazırdaki Körfez Geçiş Projesi ve Marmaray Projesi'ni de hesaba katarsak, 2023 Türkiye vizyonunun parlayan yıldızının Gebze olduğunu görüyoruz.
Ulaşım konusuna gelecek olursak, avantajlı bir konumda yer alan Gebze, kara, deniz, hava ve demiryolu olmak üzere tüm ulaşım biçimlerinin kullanılabildiği bölgeler arasında yer alıyor.
Körfez Geçiş ve Marmaray Projesi'nin tamamlanacağını düşünürsek ulaşımda farklı alternatiflerin kullanılabileceğini görüyoruz.
Nedir peki eksiğimiz derseniz, Kartal'a kadar uzanacak günümüzün en etkin taşımacılık şekillerinden biri olan İstanbul metrosunun bölge merkezine ulaştığını düşünsenize.
Bölgemiz için bir diğer önemli konusu ise, deniz ulaşımının daha etkin kullanımı. Düşünüyorum da Gebze Eskihisar Feribot İskelesi ve Darıca İskelesi'nden İstanbul'a deniz otobüsü seferleri başlatılması ile deniz ulaşımı konusunda başka bir önemli bir adım olabilir.
Yerel  ve genel yöneticilerimize duyurumdur. Eminim beni anlayacaklardır. Derken bir de baktım ki bu hafta da bana ayrılan sütunların sonuna geldik sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.  


Herkese Merhaba… Eğer yolunuz bir gün Kocaeli’ye düşerse ya da Kocaeli’de mi yaşıyorsunuz hiç farketmez, demiryolunun kuzeyinde kalan İzmit Saat Kulesi’nin yanında muazzam bir yapı olan Kasr-ı Hümayun namıdiğer İzmit Sarayı’nı mutlaka ziyaret edin derim.  Yok eğer edemediyseniz de dert etmeyin… Bugün sizi İzmit Sarayı’na götüreceğim… Düşün peşime…
Avlanmayı çok seven Sultan Abdülaziz, avlandığı zamanlarda kalmak düşüncesiyle Dolmabahçe Sarayı’nın bir benzerini İzmit dolaylarında yaptırmaya karar verir. 1874 yılında Mimar Karabet Amira Balyan’a bugünkü Saat Kulesi’nin hemen yanı başındaki alana, Kasr-ı Hümayun’u yaptırır. Zamanında birçok padişaha ve devlet adamlarına ev sahipliği yapan İzmit Sarayı 16 Ocak 1923'te eşsiz lider Mustafa Kemal Atatürk'ü ağırlar.
Büyük zaferden sonra çıktığı Batı Anadolu gezisi esnasında İzmit'e gelen Atatürk bir basın toplantısı gerçekleştirir. 16 Ocak 1923 Salı günü 21.30'da başlayan toplantı 17 Ocak 1923 sabahına kadar devam eder.  
Ülkemizin içinde bulunduğu şartların yanısıra, Kurtuluş Savaşı'nın değerlendirmesi ve 29 Ekim 1923'te ilan edilecek Türkiye Cumhuriyeti'nin halka anlatılması konularının konuşulduğu toplantıyı Adnan Adıvar organize eder. 
Toplantıya Tevhid-i Efkar Gazetesi'nden Velit Ebüziyya Bey, Vakit'ten Ahmet Emin (Yalman) Bey, Akşam'dan Falih Rıfkı Atay, İleri'den Suphi Nuri İleri, İkdam'dan Yakup Kadri Bey (Karaosmanoğlu),Tanin'den İsmail Müştak Bey, Halide Edip Adıvar ve Kızılay Başkanı Hamit Bey ve İleri Gazetesi'nin İzmit Muhabiri Hakkı Kılıçoğlu katılır.
Bu toplantı Erzurum ve Sivas Kongreleri kadar önemli bir toplantı olarak tarihe geçer. Çünkü İzmit'teki basın toplantısında ülkemizin yeni rotası çizilir, cumhuriyetimizin temelleri atılır. 
Atatürk'üm Kurtuluş Savaşı boyunca yazılarıyla, yaptıkları haberlerle milli mücadeleye katkılar sunan gazeteci ve yazarlarla ülkemizin geleceğini konuşur, onların fikirlerini alır.
Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti bugünü 1988 yılından beri "Basın Onur Günü" olarak kutlamaya başlar.
İşte biz basın mensupları da Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti’nin önderliğinde her yıl Basın Onur Günü’nde özel bir organizasyonla “Ata”mızla İzmit Sarayı’nda buluşuruz.
Sarayın içine adımımı attığım an kalbim delice bir hızla çarpmaya başlar. İçim içime sığmaz sevgili okur. Çünkü sarayın içine girdiğimde bütün basın mensupları içerideki konuklarla ilgilenirken, birbiri üzerine flaşlar patlarken, ben o günün tarihini solurum. Muhteşem özel kokuyor saray. Adeta 16 Ocak 1923'e yolculuk yaparım. Atatürk'ümle olduğumu hisseder, mesleğimi yaparken duyduğum keyifle bir kez daha gurur duyar kendimi özel hissederim.
Sarayın içindeki odalara bir bir girip çıkarım. Sonra Atatürk’ümün orada olduğunu hayal ederim. Heyecandan kalbim fırlayacakmışcasına çarpar. Girişteki merdivenlerden birkaç basamak yukarı çıkarım. Toplantı masanın başında oturan geçmişten çıkıp gelmiş basın mensuplarını birbir selamlarım.Bir yandan da Atatürk’ümün sesini duyarım. Heyecanını paylaşırım. Eşsiz liderimizin insanlara değer veren, gönlümüzün derinliklerine işleyen o masmavi bakışlarının verdiği güven hissiyle huzur bulup, basın mensuplarının sorularına verdiği içtenlikli cevapları dinlerim. Mesleğime bir kez daha aşık olurum.
Bu özel günü Kocaeli'ye armağan eden değerli gazeteci büyüklerime huzurlarınızda bir kez daha sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 
Hal böyleyken bugünde bana ayrılan sütunların sonuna geldik sevgili okur, yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin… Hatta bir tek beni özleyin… Özleyin... 


Herkese merhaba...
Bir sosyal medya lafıdır almış başını gidiyor.
Bugün hep birlikte bakalım ülkemizde sosyal medya neymiş ve ne durumdaymış?
Sosyal medya internet teknolojilerini kullanarak iletişim kurmayı, bilgi paylaşmayı ve içerik üretmeyi sağlayan bir platformdur.
Sosyal medya bireylerin internette yazdıkları yazılar, fotoğraflar, videolar ve diğer materyallerden oluşur. 
Kısacası sosyal medya içeriğini kullananların oluşturduğu bir platformdur.
Yeni nesil popüler web yaklaşımları arasında facebook, twitter, linkedin'i görüyoruz. 
Şimdi gelelim istatistiklere, IAB ölçümleme partneri Gemius datasına göre online alışkanlıklarına göre ölçümlenebilen 26.204.641 kişi ülkemizde dijital medya kullanıcısıymış.
Türkiye'de 32.1 milyon facebook, 14.2 milyon da mobil facebook kullanıcısı varmış. Facebook kullanıcılarının da yüzde 63'ü erkek, yüzde 37'si de kadınmış.
Facebook dünya sıralamasında, ABD, Brezilya, Hindistan, Endonezya, Meksika ve Büyük Britanya'dan sonra Türkiye, son güncel verilere göre en fazla üyeye sahip ülkeler arasında 7. sırada buluyormuş.
Socialbaker'a göre ülkemizde Twitter'ın ise 32 milyon kullanıcısı varmış ve Comscore göre de Türkiye'den Twitter'ı ziyaret eden 7.9 milyondan fazla ziyaretçi varmış.
Facebook'u etkin kullanan Türkiye'nin fan siteleri sıralamalarına bakıldığında, markalar arasında ilk beşte Turkcell, Avea, Volkswagen Türkiye, Nokia Türkiye ve Turkish Airlines'ı görüyoruz. Sayfalarda da ilk beşte Galatasaray, Fenerbahçe, Cem Yılmaz, Emre Aydın ve Beşiktaş yer alıyor.
Markalar arasında facebookta fan sayısını en hızlı artıran Turkcell, Teknosa, Vodafone, Turkish Airline ve Nestle Çikolata facebook fan sayfaları olurken, yine en hızlı düşüş yapan markalar ise Kültür Dershaneleri, Adam gibi bira Tuborg, Plato Meslek, Vision Türkiye, İpana Türkiye olmuş.
Tayland Bangkok, Endonezya Jakarta, Brezilya Sao Paulo şehirlerinden sonra İstanbul, facebook kullanıcı sıralamasında dünyada 4. sırada yer alıyormuş.
Dünyada en fazla facebook üyesine sahip 7. ülke olan ülkemizde yaş aralıklarına göre kullanıcılara baktığımızda en çok kullanan 18-24 yaş arasını 25-34 yaş aralığı izlerken, 35-44, 16-17, 13-15, 45-54 ve son sırada da 55-64 yaş arası izliyormuş.
Twitter'da da 7.9 milyon Türk kullanıcı online yani çevrimiçiymiş.
Dünyadaki 174 milyon LinkedIn kullanıcısı varken, ülkemiz 1 milyon 700 bin üye sayısı ile dünya sıralamasında 17. sırada yer alıyormuş.
Görüldüğü üzere ülkemiz sosyal medyada ciddi yol katetmiş. Devir bilgi çağı. Peki siz sosyal medyanın neresindesiniz? 
Siz yazdıklarımı düşüne durun ben yine müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.




Herkese merhaba...
2011 yılındaki SGK istatistiklerine göre; kayıtlı iş kazası sayısı 69.227.
İş kazalarında ölen işçi sayısı 1710, yani günde 5 kişi iş kazalarından dolayı hayatını kaybediyor. 
1710 ölümün 570’i inşaat iş kolunda gerçekleşiyor. Bu demek oluyor ki, iş kazalarının yüzde 33’ü inşaat sektöründe meydana geliyor. 
İnşaat sektöründe toplam çalışan sayısının 1.4 milyon olduğu düşünülürse ölümlü kaza oranı 100 binde 40.
Ölümlü iş kazalarının illere dağılımına bakacak olursak, İstanbul’da 302, Ankara’da 172, İzmir’de ise 127 iş kazası olurken, dördüncü sırada da 47 kaza ile Kocaeli geliyor. 
İş kazalarının nedenlerine göre dağılımının cisimlerin sıkıştırması, ezmesi, batması ve kesmesi 23.999, düşen cisimlerin çarpıp devirmesi 12.933, kişilerin düşmesi 9.871, makinelerin sebep olduğu kazalar 9.261, trafik kazaları 2890, diğer iş kazalarının ise 5.855 adet olduğunu görüyoruz.
İş kazalarının işyeri çalışan sayısına göre dağılımı ise şöyle gerçekleşiyor: Zorunlu sigortalı 6.8 milyon çalışanın olduğu, 50’den az çalışanı olan işyerlerinde 35.583 kaza olurken; 3.8 milyon zorunlu sigortalı çalışanın olduğu, 50’nin üzerinde çalışanı bulunan işyerlerinde 34.643 kaza yaşanırken meslek hastalıklarını henüz tespit edemiyoruz.
İş kazalarının yaş gruplarına göre dağılımını incelediğimiz zaman, 25-29 yaş grubu 15.877, 30-34 yaş grubu 15.200, 35-39 yaş grubu 11.440 ve 18-24 yaş grubunun ise 10.810 iş kazası vakası olduğunu görüyoruz.
1.601.720 kişilik nüfusa sahip Kocaeli’de, 35.405 işyeri, toplam sosyal güvenlik kapsamında 1.600.021 kişi ve aktif çalışan kişi sayısının 486.014 olduğu yani nüfusun yüzde 30.34’ünün çalıştığı görülürken, Kocaeli’de meslek hastalığından dolayı hiç ölüme rastlanmamış. 
Üstelik 2011 yılında ülkemizde Zonguldak 4, Sivas’ta 2, Bursa’da 1 ve Ankara’da 3 olmak üzere toplam 10 kişinin meslek hastalıklarından dolayı öldüğü tespit edilmiş. Bir başka değişle; iş kazalarını ölümlü olmadıkça kayıt altına almıyoruz.
Ülkemizin inşaat sektörü risk haritasına baktığımızda İstanbul, Ankara, Bursa, Kocaeli, İzmir ve Antalya’yı görüyoruz.
Ülkemizde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından tutulan istatistiklerin yalnızca sigortalıları kapsadığı, sigortalıların sayısının da yaklaşık 10 milyon kişi olduğu, buna karşılık toplam istihdamın yaklaşık 22.5 milyon kişi olduğu düşünülürse, gerçekte iş kazaları ve buna bağlı olarak ölümlerin, meslek hastalıklarının çok daha fazla olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek sevgili okur.
Neden mi anlattım bunları sevgili okur. Ülkemizde ilk defa geçen sene haziran ayında "iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları", müstakil bir kanunla düzenlendi. Çıkan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'muz 1 Ocak 2013 itibariyle büyük ölçüde yürürlüğe girdi. 
Uzun lafın kısası 1 Ocak 2013 itibariyle ülkemizde yeni bir dönem başladı. 
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile 2013 yılında iş hayatında kamuda dahil olmak üzere hem işveren, hem de çalışanlar için ciddi değişiklikler olacak. Duyduk duymadık demeyin.
Detaylar başka köşe yazımın konusu sevgili okur çünkü, bugün de bana ayrılan sütunların sonuna geldik. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. 
Blogger tarafından desteklenmektedir.