Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yepyeni bir yastık hikayemi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Günlerden bir gün köylerin birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın, eşek bu. 
Düşmüş işte.
Belki kör bir kuyuydu, belki ağzı tahtayla kapatılmıştı, belki de üzerine toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm.
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde.
Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. 
Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız, köylüleri yardıma çağırdı.
Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı.
Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez.
Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar.
Zavallı hayvan üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü.
Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükseldi.
Ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu.
Köylüler ağzı açık bakakaldı.
Hayat bazen bizim de üzerimize abanır.
Ne bazeni sevgili okur, hayat çoğu zaman üzerimize abanır.
Üzerimizi toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu,
Yakınıp sızlanmak değil,
Düşünüp, silkinmek ve kurtulmak,
Aydınlığa adım atmaktır.
Kör kuyuda olsak bile...
Siz yazdıklarımı düşünedurun sevgili okur, ben müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin.
En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin.
Özleyinnnn...
Herkese merhaba...
Herkese merhaba...
Herkese merhaba...
Bu haftanın çekilişini de yaptık sevgili okur.
Çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" adlı imzalı kitabı "herseyden birtutam" bloğunun yazarı Zehra Hanım'a Sakarya'ya gitti.
Şansınız her daim bol olsun Zehra Hanım... Dilerim beğeniyle okursunuz. Kitapla ilgili düşüncelerinizi benimle de paylaşırsanız sevinirim.
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Aile yadigarı bir köşkün mutfağında düğün hazırlığı içerisinde buluverdim kendimi.
Gelin, gelinin annesi, anneannesi, en yakın arkadaşı, damadın annesi, damadın ablası, evin emektar yardımcısı ve düğün için ayarlanmış bir yardımcı kızın bulunduğu bir tiyatro oyunu düşünün.
8 kadının oynadığı Düğün'de oyun ilerledikçe her iki ailenin sırlarına bir bir tanık oluyorsunuz. Hayat hikayelerini duydukça bu 8 kadının aslında hiçbirinin birinden farkı olmadığını görüyorsunuz.
Kadınların hikayelerinin anlatıldığı bu oyunun bir özelliği de yazanı, yönetmeni, oyuncuları ve teknik ekibine varana kadar tüm kadrosunun kadınlardan oluşması.
İşte bu ekip içerisinde olan kadınların başarıları ilgimi çekince, kendimi Mask Organizasyon'un sahibi Ahmet Caloğlu'yla telefonla konuşurken buldum. Ve oyunu izlemeye gittim. Harika bir akşam geçirdim. Size de tavsiye ederim.  
2010 yılında Tiyatro Dergisi'nin yılın oyun yazarı ödülünü alan genç yazar Ayşe Bayramoğlu kaleme almış 'Düğün'ü.
Hayatın gerçeklerini bir bir sunan yazar Ayşe Bayramoğlu, isteyenin istediği mesajı verebileceği bir son bıraktı oyun sonunda kucağımıza, tıpkı seçim sizin kadınlar der gibi... Tarzı çok hoşuma gitti. Yüreğine sağlık.
48. Altın Portakal Film Festivali en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü alan Tilbe Saran, ilk yönetmenlik deneyimi Düğün'de, sade anlatım tarzıyla kadınların hayat hikayelerini, tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Emeğine sağlık.
Usta oyuncu Yıldız Kenter'in ilk öğrencilerinden, tiyatro ve sinemada birçok başarılı yapımda yer alan, Düğün'ün baskın karakteri Güler Ökten'in başarılı performansı görülmeye değerdi. 
Sakin görünümünün yanısıra lafı gediğine oturtan tarzını başarıyla sunan usta oyuncu Zerrin Sümer'i Düğün'deki Şerbet karakteri ile canlı izlemenin keyfi bir başkaydı benim için.
Sevilen komik kadın karakterlerin altına imzasını atmış usta oyuncu Şebnem Sönmez'in ve genç ama tiyatro aşığı Eda Çatalçam, Evren Ercan, Serpil Göral ve Maria Akgüllü'yü Düğün'deki ayrı ayrı başarılı performanslarından dolayı tebrik etmek istiyorum.
Başarılı sahne tasarımı Başak Özdoğan, ışık tasarımı Ayşe Ayter ve müziklerinin Serpil Günseli'ye ait oyunu kadın elinin değdiği fazlaca belli olan oyunu izlemekten müthiş keyif aldım.
İzlememe vesile olan Mask Organizasyon'un değerli sahibi Ahmet Caloğlu'na teşekkür ediyorum.
Ve müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin... Özleyinnnn...

Herkese merhaba... Herkese merhaba.. Herkese merhaba...

Kütüphane Haftası devam ediyor...
Buradan da duyurduğum üzere bu sene Kütüphane Haftası'nda bir ilk gerçekleştirildi.
Türk Kütüphaneciler Derneği 81 ilde "Kitabını alan meydana gelsin" çağrısı yaptı.
Biz de kitabımızı aldık meydana koştuk.
Kocaeli'de o gün hava çok kötüydü. Yağmur yağdı yağacak.
Gerçek kitap okurlarını hiçbir şey durduramaz dedik veee.
Yeğenim Eylül'le beraber, Sabancı Kültür Merkezi'nin yolunu tuttuk heyecanla.
Şöyle bir etrafa bakınca kitap okurlarını gördük.
Daha bir yaklaşınca İzmit İlçe Milli Eğitim Müdürümüz Sezgin Çuhadar, İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Adnan Zamburkan ve müdür yardımcısı Ercan Yamen ve İl Halk Kütüphanesi Müdürümüz Adil Üğüten'in de bu etkinliğe önderlik ettiğini fark ettik.
Hemen kendimize bir masa bulduk ve kitaplarımızı okumaya koyulduk.
Eylül 4 yaşında konuşmayı çok da seven bir hatun, bir yandan kitaba bakıyor, bir yandan da sohbet edecek bir arkadaş arıyordu ki, bir de baktık masamıza 2 konuk geldi.
Zeynep ve annesi Ceyda Hanımı tanımaktan büyük keyif aldık.
Kitap okuma saatinin bitimiyle beraber Eylül ve Zeynep'i alıp Kocaeli İl Halk Kütüphanesi'ne gittik.
Çocuk bölümüne giden Eylül'le Ceyda çok eğlendiler. Birer kitap seçtiler. Ödünç aldılar.
Ayrıca kütüphaneci Ahmet abileri onlara birer kitap da armağan etti.
Bizim kızlar şimdi kütüphane üyesi. Kitaplarını alan kızlarla birlikte gayet mutlu hoplaya zıplaya Sabancı Kültür Merkezi içindeki sergiyi de gezdik. Ulugazi İlköğretim Okulu öğrencilerinin kitap kapaklarını resimlediği sergiyi çok beğendik.
Ardından kızlarla parkta biraz vakit geçirip arkadaşlığımızı pekiştirdikten sonra, Zeynep ve annesi Ceyda Hanım'dan ayrılıp evimizin yolunu tuttuk.
Tüm bu yaşadıklarımıza vesile olan Türk Kütüphaneciler Derneği'nin fikrine sağlık demek ve sizlerle paylaşmak istedim.
Şimdi bana müsaade yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyinnnn.
Erdal Demirkıran
Herkese Merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Ben dünyanın en akıllı insanıyım desem, ne dersiniz?
Aaaa öyle mi icadın nedir diye sorarsınız değil mi?
İşte çılgın yazar Erdal Demirkıran "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" dediğinde dostları da ona: "Madem bu kadar akıllısın neden sen de Edison gibi, Einstein gibi, Newton gibi... birşeyler icat etmiyorsun?", demişler.
Onları haklı bulmakla beraber çılgın yazar Erdal Demirkıran, galiba biraz yanlış anlamış olacak ki, ampul icat etmek yerine Edison icat etmeye karar vermiş.
Bugün Kashna adını verdiği kendi öğretileriyle dahi yetiştiriyor çılgın yazar Erdal Demirkıran...
Nedir bu Kashna Öğretileri derseniz?
İşte o zaman size bir müjdem var...
26 Mart-1 Nisan 2012 Kütüphane Haftası'na özel size, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın imzalayıp yolladığı "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" isimli kitabını armağan edeceğim.
Artık ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz ama bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Eğer değerli yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" isimli kitabını kazanma şansını elde etmek istiyorsanız, bu yazının altına yorum yapmanız yetiyor.
Ancak yorumun altına adınızı, soyadınızı, mail adresinizi eklemeyi ihmal etmeyin ki çekilişe katılabilesiniz.
Çekiliş şansınızı artırmak mı istiyorsunuz, o halde bloğumdaki kitap çekilişini dünya aleme duyurarak bunu başarabilirsiniz.
Üstelik sizin de bloğunuz varsa orada da duyurduğunuz taktirde  +1, facebook ve twiter'da da duyurarak +1 çekiliş hakkı daha yakalamış olacaksınız.
29 Mart Perşembe günü blog mesai bitimi saatime kadar burada yorumlarınızı bekliyor olacağım. Sonrası malum şanslı okurumu hemen sizinle paylaşacağım.
"Burnunun dikine git! Kendi bildiğini oku.
Asla taviz verme! Asla vazgeçme!
Ve anneni babanı çok sev!
Unutma onlar bir daha asla olmayacak!
Ve tüm sahip olduklarını çok sev!
Çünkü onlar senin... Ve kendini çok sev, kendini en sev, kendini öte sev...
Asla Unutma! Sen varsan her şey anlamlı, sen varsan her şey önemli. 
Sen yoksan hiçbir şeyin, hiçbir anlamı yok!
Güneşin bile..." 
Der çılgın yazar Erdal Demirkıran kitabının son sözünde...
Benden söylemesi...
Şans melekleri sizinle olsun sevgili okur...
Kitap geçmişimizi aydınlatandır.
Kitap, geleceğimize ayna tutandır.
Kitap, bugünümüze anlam kazandırandır.
Kitap kimi zaman bir dost.
Kimi zaman bir arkadaş.
Kitap kimi zaman da sırdaştır.
Kitap aklımızın ilacı.
Kitap yazılı hayallerimiz.
Kitap hayattır.
Sözkonusu kitap olunca kendimi kaybediyorum sevgili okur.
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yarın Kütüphane Haftası başlıyor bilgilerinize.
Kamuoyunda kütüphane konusunda olumlu çağrışım oluşturmak, kitap, kütüphane ve okuma kültürü konularında toplumsal algıyı yükseltmek, dünya kütüphaneciliğindeki önemli gelişmeleri paylaşmak üzere her yıl mart ayının son haftası yurt çapında Kütüphane Haftası olarak kutlanıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü ile Türk Kütüphaneciler Derneği işbirliği ile hazırlanan 48. Kütüphane Haftası'nın bu yıl ki ana teması " Bilgi toplumu çoğullaştırır."
48. Kütüphane Haftası etkinlikleri kapsamında yarın 12.30-13.00 saatleri arasında 81 ilde şehir merkezlerinde, büyükşehirlerin ilçelerinde toplumun kitap ve kütüphaneye ilgisini çekmek, toplumda okuma alışkanlığı konusunda farkındalık yaratmak için kütüphaneciler, bilgi ve belge yönetimi bölümü öğrencileri, akademisyenler, yazarlar, çizerler, yayıncılar, okurlar hep birlikte kitap okuyacak.
Kimin ya da kimlerin fikriyse akılarına sağlık..
Öğrenince çok mutlu oldum ve sizlerle paylaşmadan edemedim.
Kütüphane Haftası'nın açılış günü, 26 Mart 2012 tarihinde saat 12.30-13.00 arasında 81 ilde eş zamanlı gerçekleşecek olan kitap okuma etkinliği herkese açık.
Aynı gün aynı saatler arası nerede kitaplar okunacak bir de onları yazayım size.
Adana-Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Bahçesi
Ağrı-İl Halk Kütüphanesi Önü
Ankara-Abdi İpekçi Parki-Sıhhiye
Ankara-Bilkent Üniversitesi Kütüphane Bahçesi
Antalya-Manavgat Cumhuriyet Meydanı/Kültürevi önü
Ardahan-İl halk Kütüphanesi Önü
Artvin-Çokkatlı otopark ve Spor Kompleksi Binası Boğa Heykeli yanı
Aydın-İl Halk Kütüphanesi karşısı
Balıkesir-Valilik Hizmet Binası Önü/Dinlenme alanı
Bartın-Bartın Orman İşletme Müdürlüğü Bahçesi
Bursa-Uludağ Üniversitesi Mediko Sosyal Merkezi Önü
Bilecik-Bozöyük Atatürk Anıtı önü
Bilecik-İl Halk Kütüphanesi önü
Bingöl-Kültür Merkezi Binası önü
Bitlis-Şehir Merkezi
Burdur-Cumhuriyet Meydanı Anıt Alanı
Çanakkale-Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Anafartalar Kampüsü
Çorum-Çorum Kültür Sitesi Meydanı
Denizli-Denizli Belediyesi önü
Diyarbakır-İl Halk Kütüphanesi Bahçesi
Edirne-Saraçlar Caddesi
Erzincan-Cumhuriyet Meydanı
Erzurum-Yakutiye Medresesi önü
Eskişehir-ESPARK AVM Önü
Gaziantep-Kırkayak Parkı/İl Halk Kütüphanesi Karşısı
Hakkari-Atatürk Kültür Merkezi
İstanbul-Beyoğlu Galatasaray Lisesi önü-İstiklal Caddesi-Taksim/Beyoğlu
İstanbul-Üsküdar Şemsipaşa Meydanı Radar Kulesi önü
İzmir-Konak Meydanı Saat Kulesi önü
İzmir-Bornova Cumhuriyet Meydanı
Karabük-halk Eğitim Merkezi önü
Karaman-Piri Reis Kültür Merkezi önü
Kilis-Recep Tayyip Erdoğan Meydanı
Kırıkkale-Cumhuriyet Meydanı
Kocaeli-Sabancı Kültür Sitesi önü
Kocaeli-Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Yerleşkesi Cumhuriyet Meydanı
Malatya-İl Halk Kütüphanesi önü-Kernek Meydanı
Manisa-İl Halk Kütüphanesi (KİTAPSARAY) Bahçesi
Muğla-Hoca Mustafa Efendi İl Halk Kütüphanesi önü
Muş-Ceylan Alışveriş Merkezi önü
Niğde-Niğde Üniversitesi Kampüs Yerleşkesi Çınar Kafe yanı
Niğde-Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi önü
Ordu-Atatürk Parkı'nda Teleferik İstasyonu yanı
Osmaniye-Park 328 AVM
Sakarya-Atatürk Bulvarı AKM önü
Sinop-Valilik önü
Şanlıurfa-Cengiz Topel Meydanı
Tokat-Zile İlçe Halk Kütüphanesi önü
Uşak-Tiritoğlu Parkı
Kitap etkinliğini destekleyen kurumlar arasında Okul Kütüphanecileri Derneği, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği, Çocuk Vakfı, Edebiyatçılar Derneği, BUĞDAY Ekolojik yaşamı Destekleme Derneği, Bir Dolap Bir Kitap, Çizgi Roman Okurları Platformu, Koza Çocuk Kitaplığı ve Oyuncak Atölyesi, Türkiye'nin birçok üniversitesinde okuyan Toplum Gönüllüsü Gençler yer alıyor.
Bu hafta her şey çok güzel olacak sevgili okur.
Mevla görelim neyler. Neylerse güzel eyler.
Şimdi bana müsaade. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...

Herkese merhaba...
Herkese merhaba...
Herkese merhaba...
İlk kitap çekilişimiz sonuçlandı sevgili okur.
Değerli yazar Erdal Demirkıran'ın "Parayı bulursam alayını..." isimli kitabı sizin olabilir başlıklı yazıma yorum yapan takipçilerim arasında yaptığım çekilişi Sedin Dünyası isimli kardeşimiz kazandı.
Sevgili Sed kardeşim seni tebrik ediyorum.
Dilerim bir ömür boyu şans meleklerin yanıbaşında olur.
Mail adresi vasıtasıyla irtibata geçtiğim sevgili kardeşim Sed'in Şanlıurfa'da bir lise öğrencisi olduğunu öğrendim.
Sed kardeşim tam bir kitapkurdu olduğunu ifade etti.
Benim de mutluluğum ikiye katlandı.
Amacıma ulaştığımı hissettim.
Huzurlarınızda bana mutlu olma ve mutlu etme şansını tanıyan Kashna Yayınevi'ne, çılgın yazar Erdal Demirkıran'a ve bu kitapların bana ulaşmasında her türlü desteği esirgemeyen sevgili baş muhalif Cem Vargün'e teşekkürlerimi sunuyorum... İyiki varsınız.
Funda İlhan
Herkese Merhaba...
Herkese Merhaba...
Herkese Merhaba...
Hayat eski fotoğraflardan oluşmaz mı sevgili okur.
Oluşur oluşur...
Üstelik içiçe geçmiş hayat hikayelerini de bu "Eski Fotoğraflar"da görürüz.
İşte Dinçer Sümer'in yazdığı "Eski Fotoğraflar" oyunu tam da böyle bir şey.
İlk olarak 1976 yılında sahneye konulan "Eski Fotoğraflar" Türk Tiyatrosu'nun en çok izlenen oyunlarından biri olmakla kalmayıp, aynı zamanda 2008 yılında sinemaya da uyarlanmış.
Ne şanslı bir iliz ki geçtiğimiz şubat ayında da Kocaeli Şehir Tiyatroları "Eski Fotoğraflar" oyununu sahneye koydu. 
Yönetmenliğini Ahmet Yaşar Özveri, ışık tasarımını Cafer Yiğiter'in yaptığı oyunun ses efekt tasarımı Mehmet Cebe, dekor tasarımı Rona Topçuoğlu ve kostüm tasarımı Veysel Çıracı'ya ait.
Birbirinden değerli oyuncular Funda İlhan ve Utku Oğuz'un oynadığı "Eski Fotoğraflar"ı izlemenizi tavsiye ederim. Ancak bir şartım var. 
Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nin izleyeceğiniz günkü programına çok dikkat edin. Yoksa benim gibi olursunuz, tiyatroyu izleyeceğinize tiyatro sizi izler.
Neden mi sevgili okur?
Funda İlhan-Utku Oğuz
Çünkü "Eski Fotoğraflar" oyunuyla aynı gün aynı saatte SDKM'de Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Aşık Veysel'in ölümünün 39. yılı nedeniyle bir anma düzenlemişti ve o program içerisinde sahne alan Onurşan birbirinden güzel türküler söyledi.
Ne olacak demeyin. Evet aynı salonda yapılmadı etkinlik ama, oda tiyatrosunun tam da üstünde ve aynı zaman diliminde büyük sahnede yapıldı anma etkinliği.
Haliyle tiyatro izlemek için gelen seyirci bir taşla iki kuş vurdu. Hem türkü dinledik hem de "eski fotoğraflar" oyununu izledik.
Kendi tiyatro sanatçısını hiçe sayıp, tiyatro seyircisini kaale almayıp, Allah'ın o gün başka saati yokmuş gibi oyun akşamına türkü gecesi programı yaptıkları için Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ni tebrik ediyorum. 
Bu keyifli akşamı bize yaşattıkları için kendilerine en derin sevgilerimi sunuyorum...
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana Her Şeye Maydanoz'unuzun davulu az.  Güm be de güm güm... Güm be de güm güm... Güm güm güm...
De dedikten sonra bana müsaade. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin... Özleyin...
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Bahar geldi hoşgeldi.
Bizim oraların  tabiriyle başım gözüm üstüne geldi Bahar.
Yaşamımızı doğal koşullar ve olaylar doğrultusunda biçimlendiririz.
Doğadaki değişimlere duyarsız kalamayız.
Kalmamalıyız da...
Renk renk kır çiçekleriyle süslenmiş, yemyeşil elbisesiyle kış uykusundan uyanan doğanın canlılığı, hepimizin yaşam sevincini, coşkusunu bir kat daha artırır.
Baharın gelişinin ve toprağın uyanışının, insanlar için tüm kötülüklerden arındığı yeni bir dönemi temsil ettiğini biliyor muydunuz?
Baharın gelişi insana, yaşamı güzelleştirebilmek ve umutları güçlendirmek için getirdiği yeni olanakları çağrıştırır.
İçimizdeki dostluk, sevgi, barış, birlik beraberlik, dayanışma duygularını ve yaşama sevincini ön plana çıkaran bahar, yüzyıllardır Anadolu'da, Orta Asya'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da Nevruz kutlamalarıyla karşılanır.
Geçmişle gelecek arasında köprü kuran, sevgi ve barış ortamında toplumlar ile insanları birbirine yakınlaştıran, birlikteliğimizi güçlendiren, kültürel zenginliklerimizi korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak en önemli görevimiz. 
Güzel günlerin habercisi kabul edilen, bir bayram coşkusuyla karşıladığımız baharın dünyamıza sevginin hakim olduğu sağlık, mutluluk ve huzurun hüküm sürdüğü yaşamlar getirmesini diliyorum.
Yaşam sevinciniz daim, gözleriniz de benim bloğumda olsun sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Osmanlı İmparatorluğu ihtişamı dizilere konu olmaya devam ediyor.
Muhteşem Yüzyıl'ın ardından geçen hafta da "Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam" isimli dizi başladı.
Geçen hafta bugün dizinin galasına katıldım. Nişantaşı sinemalarında dizinin ilk bölümünü dizi ekibiyle birlikte izledim.
Keyifli bir geceydi. Emeği geçenlere teşekkürler.
Sizinle bu keyfi paylaşayım istedim.
Davetliler ve sanatçıların şıklık yarışı içinde "ben", "ben", "ben" dediği galada benim için geceye damgasını vuran yapımcı Burhan Özkan'ın üzerine basa basa her cümlesinde "biz", "biz", "biz" diyerek projeyi ilk günkü heyecanını yaşayarak anlatmasıydı.
Şimdi size yapımcı Burhan Özkan'ın heyecanını paylaşarak, bizlere aktardıklarını bir bir anlatayım.
Ne yazık ki popüler tarih algımızı oluşturan oryantalist bakış açısı der ki; 18. yy'da Avrupa, bilim, sanat ve felsefede ilerlerken, ekonomik ilişkiler yapısal değişiklikler yaşarken; Osmanlılar helva sohbetlerinde, lale bahçelerinde gününü gün etmekteydi.
Bizim baktığımız yerden durum böyle değil. Bu bakış bir cihan devleti olan Osmanlı'yı ve tarihimizin bir dönemini doğru kavramamızı engelliyor.
18. yy gerçekten de Avrupa'nın atılım yaptığı bir yüzyıldır. Rönesans ve reform hareketleriyle silkinen ve yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşen Fransız İhtilali'nin filizlendiği bir çağdır.
Dünya düzenindeki bu değişimleri fark eden Osmanlı Devleti, döneme Sultan III. Ahmet'in başlattığı değişim çabası ile cevap verdi. 
Tarihte Lale Devri diye bilinen bu dönem, Osmanlı'nın kendi entellektüel kaynaklarına dayanarak kendini her alanda yenileme çabasını ifade eder.
Kıyam, III. Ahmet'in tahtta olduğu, Osmanlı'nın Avrupa'yla ilişkilerini savaş alanlarından diplomasi alanına kaydırma çabalarının yaşandığı bir dönemde geçmektedir. 
Her geçiş ve yenilenme dönemi gibi bu dönemde de, kışkırtmalara açık duran statükocularla ve yenilenmenin iyileşme olduğunun farkında olan değişim yanlıları arasında kanlı bir hesaplaşmaya doğru gitmektedir.
Patrona Halil İsyanı, Osmanlı tarihinin geniş kitleler tarafından bilinen ilginç olaylarından birisidir. Bizim yorumladığımız biçimiyle bu bir halk hareketi olmaktan çok imparatorluğun Lale Devri ile başlayan yenilenme çabalarına karşı gelişen bir İstanbul darbesi niteliğindedir.
Dizimizin üzerine yerleştiği ana eksen, bu isyanın başlama, gelişme ve sonlanma sürecidir.
Ancak hikayemiz tarihten esinlenen bir kurmacadır ve tamamiyle hayal gücümüzün ürünüdür. Bu nedenle tarihi olaylara ve kişiliklere karşı sorumluluğumuz, Osmanlı tarihini ve onun temel imgesini incitmemekle sınırlıdır."
Galada tarihimize tutulan ışık gözlerimi kamaştırmışken, kentimle bir kez daha gurur duydum.
Çünkü, Avrupa'nın en büyük film platosuna dönüştürülen Seka 3. Kağıt Fabrikası'nda çekiliyor "Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam" dizisi.
İlklerin buluştuğu kentim Kocaeli'nin, Türk televizyon ve sinema sektörünün endüstrileşme ve küreselleşme sürecini hızlandırmak adına, hem de seve seve, öncülük ediyor olduğunu görmek gurur vericiydi...
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ni böylesine sıradışı bir projeye imza attıkları için kutluyorum.
Bir gün Avrupa'nın en büyük film platosunu gezme imkanım olursa söz size detaylarıyla anlatacağım buradan ama, söz İzmit'ten açılmışken, galada birlikte olmaktan mutluluk ve gurur duyduğum aile dostumuz Cumhur Küçükbalkan'ın başarılı oğlu Tan Küçükbalkan'dan bahsetmek istiyorum.
5. sınıf öğrencisi Tan Küçükbalkan'ı Şehir Tiyatroları'nın Kösem Sultan oyunundaki başarılı performansıyla tanıdı Kocaeli. Şimdi de "Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam" dizisinde şehzade Mehmet rolünü başarıyla oynayan Tan Küçükbalkan'ı tüm Türkiye tanıyacak ve sevecek.
Kısacası geleceğin kendinden başarılarıyla söz ettiren sanatçılarından biri olarak görürsek hiç şaşırmam Tan Küçükbalkan'ı. Yolun açık olsun sevgili Tan Küçükbalkan.
Şimdi bana müsaade sevgili okur sizi bayağı lafa tuttum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.  Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Öyle bir kitap düşünün ki 3B tekniği ile yazılmış olsun.
3B tekniği de neymiş diye düşünmeyin.
Bilemezsiniz.
Çünkü, 3B tekniği dünyada bir ilk.
Üstelik de Kashna Yayınevi'nin buluşu.
Dünyada bir ilk 3B tekniği ile yazılmış Erdal Demirkıran'ın "Parayı bulduğum an alayını" kitabında ayrıntıları bulabilirsiniz.
Ben daha fazla anlatmayacağım. Sadede geleceğim.
Daha önce "Parayı bulduğum an alayını" kitabını okumuş sizinle de paylaşmıştım.
Şimdi "hayat paylaşınca güzel" felsefesinden yola çıkarak kitabımı şanslı takipçime armağan etmek istiyorum.
Eğer değerli yazar Erdal Demirkıran'ın "Parayı bulduğum an alayını" kitabını kazanma şansını elde etmek istiyorsanız,  bu yazının altına yorum yapmanız gerekiyor.
Ancak yorumun altına adınızı, soyadınızı, mail adresinizi eklemeyi ihmal etmeyin ki çekilişe katılabilesiniz.
Çekiliş şansınızı artırmak mı istiyorsunuz, o halde bloğumdaki kitap çekilişini dünya aleme duyurarak bunu başarabilirsiniz.
Eğer sizin de bloğunuz varsa orada duyurduğunuz taktirde  +1, facebook ve twiter'da da duyurarak +1 çekiliş hakkı daha yakalamış olacaksınız.
23 Mart Cuma günü blog mesai bitimi saatime kadar burada yorumlarınızı bekliyor olacağım.
Sonrası malum şanslı okurumu hemen açıklayacağım.
Benden söylemesi...
"Farklı olmak için çabalama!
Çünkü, herkes bunu yapıyor.
Ve...
Hepsi de bu yüzden birbirine benziyor.
Sen sadece fabrika ayarlarına geri dön, yeter!
Eşsizsin bunu fark et." 
Der sevgili yazar Erdal Demirkıran "Parayı bulduğum an alayını" adlı kitabının ilk notunda.
Ben eşsiz olduğumun bir kez daha farkına vardım. 
Sizinle de paylaştım.
Hadi şimdi sıra sizde...
Çekilişe katılın siz de farkı fark edin.
Siz hem gelin onca sperm arasından sıyrılın, yaşam bulun.
Hem de mutsuz olun...
Olacak şey değil,
Tabiki hepimiz şanslıyız.
Hem de doğuştan...
Hayat bir yanıyla piyango çekilişi.
Her yeni gün yeni bir çekiliş.
Üstelik ne kazanacağınızı da siz belirliyorsunuz.
Mutluluk da sizin seçiminiz...
Mutsuzluk da...
Siz hayatınızın çekilişini düşünedurun, benim size diyeceklerim var...
2 Mart günü duyurduğum çekilişimizin sonucu belli oldu.
Günün şanslısını açıklıyorum.
Takipçim Cüneyt Alim ve değerli eşi 20 Mart Salı akşamı saat 20.00'de İzmit Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde "Denizden Gelen" isimli muhteşem dans gösterisini izleyecek.
Kendilerini tebrik ediyorum.
"İlk nefesinizden son nefesinize kadar sizlerle beraber.
Onlar her daim yanınızda.
Sizi korumak, kollamak,
Size tavsiyelerini, sevgi dolu sözlerini iletmek,
Gerektiğinde size cesaret vermek,
Gerektiğinde sizi avutmak ve hatta her şeyin düzeleceğini, hatta çok iyi olacağını söylemek için varlar.
Aslında kulağınıza fısıldıyorlar çoğu kez doğru yolu.
Ama biz genellikle onları duyamıyoruz,
Ya da "bana öyle geldi" diyip geçiyoruz.
Melek mesaj getiren anlamındadır.
Meleklerimiz de tamamen bunu yapıyorlar.
Kalbinizi meleklerin mucizelerine açın!
Meleklerinizi duymak.
Meleklerinizden yardım istemek.
Meleklerinizin irili ufaklı mucizelerini hayatınıza çekmek için hazır mısınız? der" Beki İkala Erikli.
Ne dersiniz sevgili okur meleklerinizin irili ufaklı mucizelerini hayatınıza çekmek için hazır mısınız?
Eğer hazırım diyorsanız...
Öyleyse doğru yerde ve doğru zamandasınız...
İnançlarınızı pekiştirecek, farkındalığınızı artıracak içsel yolculuğunuza da hazırsınız demektir.
Beki İkala Erikli
Derhal bir kitapçıya uğrayın ve Beki İkala Erikli'nin "Meleklerle Yaşamak" kitabını satın alın.
Bir solukta okuyuvereceksiniz.
Bitirdiğiniz andan itibaren hayata bakış açınız değişecek.
Yüreğinizin sesini keşfedeceksiniz.
Sevgi dolu bir yaşamın ta içinde bulacaksınız kendinizi.
Çünkü meleklerin sesine kulak verdikçe, egonuzun sesi kısılacak.
Bu sizi her zamankinden daha güçlü kılacak.
Hiç darda kalmayacaksınız.
Melekleriniz siz istedikçe her daim yardımınıza koşacak.
Nasıl yardım isteyeceğimiz ve daha fazlası "Meleklerle Yaşamak" kitabının sayfalarında okunup, hatırlanmayı ve pek tabiki sizi bekliyor.
Benden söylemesi.
"Mutluluk uçucudur. Onu yakaladığınız zaman bırakmayın. O kadar mutluydum ki, mutluluğumun doruğundayken ölmek istemiştim. Yaşamın kokusu yoktur, ama ölümün varmış", der Emile Ajar."
Herkese merhaba. Herkese merhaba. Herkese merhaba.
Başarılı yazar Emile Ajar'ın hikayesini merak ettim. Araştırdım. Sizinle paylaşayım istedim.
Paris 1975. Fransa'nın en büyük edebiyat ödüllerinden biri olan Goncourt ödüllü genç bir yazarın kitabı olan "Onca Yoksulluk Varken"e verilir.
Birkaç gün sonra kitabın yazarı Emile Ajar, avukatı aracılığıyla ödülü geri çevirir.
Gazetecilere görünmeyen, edebiyat çevrelerinde dolaşmayan bu genç yazarı kimsenin tanımadığı ortaya çıkar.  Ancak, "Onca Yoksulluk Varken"in ilk basımı kısa zamanda tükenir.
Ajar hala ortaya çıkmayınca, söylentiler ve dedikodular etrafta dolaşmaya başlar. Bazılarına göre Emile Ajar, ünlü Fransız yazar Romain Gary'nin yeğenidir.
Romain Gary, 1914'te Moskova'da doğmuş bir Tatar Yahudisi. 1948'de yayımladığı ilk romanı "Cennetin Kökleri"yle ödüller almış, edebiyat çevreleri ve özellikle Jean Paul Sartre tarafından göklere çıkarılmış olan yazar, ünlü sinema oyuncusu Jean Seberg'le evlenmiş ve ondan bir oğlu olmuş. 
Seberg'in intihar etmesinden bir yıl sonra 1980'de Romain Gery de Paris'te yaşamına son vermiş, ama yazıp bıraktığı vasiyetname edebiyat dünyasına bomba gibi düşmüş.
"İyi eğlendim. Hoşça kalın ve teşekkürler" cümlesiyle biten vasiyetnamesinde Gary, Emile Ajar'ın kendi takma adı olduğunu açıklayarak büyük bir skandala sebep olmuş. 
Onca Yoksulluk Varken, kendi kendini bile gölgelemeyi göze almış, edebiyata sevdalı bir yazarın ürünü olduğu için çok önemli bir eser.
Çeşitli dillere çevrilmiş bu romanın filmini izlemiş olanlar da efsane yıldız Simone Signoret'in eşsiz oyunculuğunu unutmazmış.
Nedim Saban
Ben de geçtiğimiz haftasonu izlediğim, Nedim Saban'ın Tiyatrokare'nin 20. yılı şerefine sahneye uyarladığı ve rejisini yaptığı "Onca Yoksulluk Varken"i hayatım boyunca unutamayacağım.
Neden mi? Çünkü, "Onca Yoksulluk Varken'in konusu o kadar dokunaklı ki... Dünyaya bakış açınızın yıkılmaz kalelerini titretiyor. Hayattan nasibinizi almanız için adeta sizi kendinizle başbaşa bırakıyor. İç dünyanızı darmadağın ediyor. Farkındalığınızı artırıyor.
Yahudi Madam Rosa, toplama kampından kurtulduktan sonra fahişelik yaparak hayatını kazanmış, yaşlandıktan sonra evinde fahişelerin çocuklarına bakarak geçinmeye çalışan bir kadın.
Madam Rosa'nın baktığı çocuklardan biri ise takma adı Momo olan Muhammed. Babası Muhammed'i Madam Rosa'ya bırakırken sıkı sıkıya tembih ediyor, oğlunun İslam geleneklerine göre büyütülmesini talep ediyor. 
Yıllar içinde Yahudi Madam Rosa ile Arap Momo arasında tarifsiz büyük bir sevgi bağı oluşuyor.
Daha fazla konudan bahsedeceğimi zannediyorsanız sevgili okur yanılıyorsunuz, zaman kaybetmeden Profilo Kültür Merkezi'ne gidin izleyin görün derim size başka bir şey demem.
Bu hikayede din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her insanın eşit olarak dünyada yaşam hakkının olduğu üzerine vurgu yapılırken ilk hayat dersini alıveriyorsunuz. Yoksul insanların basit kelimelerle yüklü anlatımları, sağduyuları, kocaman yürekleri repliklerle birbir usulca önünüze serilirken, içiniz acımaya başlıyor.
Oyunun sonunda hayatta bize çizilen sınırların nasıl da hayali olduğunu, insanların birbirlerini nasıl ötekileştirdiklerini, yeryüzünün kurallarının bir bir alaşağı edildiğini görüyorsunuz.
Tüm bu gerçekler suratınıza tokat gibi bir bir çarparken, içiniz acıyor ancak merheminiz Madam Rosa'yla Momo ikilisinin katıksız sevgi ve engin hoşgörüleri oluyor.
Yaşadığımız yüzyılda dünyaya damgasını vuracak "Onca Yoksulluk Varken"i bizimle buluşturan sevgili Nedim Saban'a huzurlarınızda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İyiki varsınız.
Rami Çakır-Rüçhan Çalışkur-Gökçer Genç
Özellikle sanatçılar Rüçhan Çalışkur, Gökçer Genç ve Rami Çakır oynamıyor adeta rollerini yaşıyor ve seyirciye yaşatıyorlar. Değerli oyuncular Halit Karaata ve Soner Ansal'ın da aralarında bulunduğu bir ekipten tiyatro oyunu izlemek bir ayrıcalık. Eğer hala izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz demektir sevgili okur bilesiniz. Benden söylemesi.
Oyunun gizli kahramanları arasında yer alan dekorda Özhan Özdil, kostüm tasarımında Tuğçe Çaldıran, ışıkta Kemal Yiğitcan, müziklerde Semih Önyel, yardımcı yönetmen Bilge Can Göker, yönetmen yardımcısı Gökhan Karakaya'ya da ayrı ayrı teşekkürü bir borç bilirim.
Onca Yoksulluk Varken Profile Kültür Merkezi'nin yanısıra Caddebostan Kültür Merkezi'nde, Ataköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde, Kozyatağı Kültür Merkezi'nde Ankara Cüneyt Gökçer Kültür Merkezi'nde, İzmir Atatürk Kültür Merkezi'nde de sahne alacak duyduk duymadık demeyin de dedikten sonra bana müsaade sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Işık Öztorun ve  İrem Kahyaoğlu 
 "...Ulu Tanrım ne olur bu gece her şey yolunda gitsin.
Bay Bamberger heykellerimi beğensin ve satın alsın.
Carol'ın canavar babasına şirin görüneyim.
Komşum Harold'da kıymetli mobilyalarını habersizce aldığımızı asla öğrenmesin. 
AMİN."
Repliğinin ardından elektrikler gider.
Hayatınızın en önemli gecesinde tüm elektriğiniz kesilse ne yaparsınız?
Karanlıkta işlerinizi ne kadar idare edebilirsiniz? 
Ya da her şeyi birbirine ne kadar karıştırırsınız?
Peki ya ışığın gitmesi, gelmesinden daha büyük bir felaketse sizin için.
Usta yazar Peter Shaffer'in tüm bunları kaleme aldığı "Karanlıkta Komedi" adlı oyun, fars türünün başarılı bir örneği.
Kalın çizgili, kaba esprilere ve hareketlere dayandırılarak salt eğlence amacıyla geliştirilen kaba güldürü Karanlıkta Komedi...
Yıldız Serpen'in Türkçe'ye çevirdiği Karanlıkta Komedi'yi Serdar Biliş yönetmiş.
Başarılı dekor-kostüm tasarımı yapan Gamze Kuş'u özellikle tebrik etmek istiyorum. Emeğine sağlık.
Müzikler Çiğdem Borucu'ya, ışık ise Cem Yılmazer'e ait. Kendilerinin de yüreğine sağlık.
Birbirinden başarılı oyuncular Barış Falay, Erdem Irmak, İrem Kahyaoğlu, Işık Öztorun, Volkan Dinç, Çağrı Mengüç, Senem Akman ve Cemal Aldıç sahne aldılar.

Bize de keyifle izlemek düştü sevgili okur. Laf aramızda izlerken, oyuncuların da en az biz seyirciler kadar keyifli olduğunu gözlemlemek ayrı bir zevkti. 
Tavsiye ederim. Şimdi de sizde sıra. Ne yapıp edip, Kocaeli Şehir Tiyatroları'na gidip bu keyifli
Erdem Irmak ve Barış Falay 
oyunu izleyin.
Ancak küçük ama önemli bir ayrıntıyı da sizinle paylaşmam gerek.
Ayıptır söylemesi tüm oyunlarımız kapalı gişe oynuyor, bilginiz olsun. En az bir ay önceden gideceğiniz oyuna bilet almayı ihmal etmeyin.
Tiyatro biletiniz cebinizde heyecanla günün gelmesini beklemek gibisi yok.  Benden söylemesi.
Haydi dostlar ruhunuzu beslemeyi ihmal etmeyin de buyrun tiyatroya... İyi seyirler..
Herkese merhaba. Herkes merhaba. Herkese merhaba.
Siz 40'ında 40 kadını bir arada düşünebiliyor musunuz sevgili okur bilmem ama gazeteci Tuluhan Tekelioğlu 40'ında 40 kadını bir arada düşünmüş.
Hatta düşünmekle kalmamış 2 yıl ciddi bir çalışma yaparak, 40'ında 40 kadının hikayesini dinlemiş. Bu hikayeleri bir araya getirmiş, belgesel yapmış.
Dün de 40'ında 40 kadının fotoğraf sergisini ve belgeselini alıp İzmit'e geldi Tuluhan Tekelioğlu. Çok da iyi yaptı.
Evlisi, bekarı, sarışını, esmeri, okumuşu, okumamışı, her meslek grubundan, farklı hayat tecrübelerinden gelen 40'ında 40 kadın.
İstanbul'un farklı semtlerini mesken edinmiş, farklı kültürlerden gelmiş 40'ında 40 kadın bizimle aşklarını, sevgilerini, mutluluklarını, hüzünlerini, yalnızlıklarını, korkularını samimiyetle paylaştılar.
40'ında 40 kadının hayatlarından kesitler sunan Tuluhan Tekelioğlu belgeselinde, "Bir kadın değişirse her şey değişir" mesajını verdi.
Sunumun ardından yaptığı söyleşide, kadında meydana gelen değişimin toplumu dönüştüreceğini ifade eden Tuluhan Tekelioğlu adeta İzmitli kadınlara güven ve güç aşıladı.
İzmit Belediye Başkanı Nevzat Doğan ve İzmit Kadın Meclisi Başkanı Asuman Sert'in ev sahipliği yaptığı etkinlikte bulunmaktan müthiş keyif duydum.
Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.
Sizinle de paylaşmak istedim sevgili okur.
Eğer, tüh ben bu etkinliği nasıl kaçırdım diyorsanız üzülmeyin.
Çünkü, Tuluhan Tekelioğlu 40'ında 40 kadın belgeselini aynı zamanda kitaplaştırmış. Okumanızı tavsiye edebilirim.
Şimdi siz paylaştıklarımı düşünedurun ben müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...
Yıl 2011. Günlerden 8 Mart.
Dünden beri her önüme gelen kadınlar günümü kutluyor yaaa...
Dünya Kadınlar Günümüz Kutlu Olsunmuş.
Hangi kadınların gününden bahsediyorsunuz siz kuzum. Hangi kadınların gününden.
Özellikle kadınlar günümü kutlayan erkekleredir sözüm.
Efendim neymiş "Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun"muş.
Yahu siz erkekler değil misiniz kadınlara şiddet uygulayan.
Yine siz değil misiniz kadını köle gibi kullanan.
Siz değil misiniz kadın kuyruk sallamasa erkek peşinden gitmez diyen.
Siz değil misiniz üç kuruş para kazanacağım diye kızını sevdiği adama vermeyip, yaşlı ama zengin ağaya satan.
Siz değil misiniz kızım evlendin baba evinden çıktın artık, ancak kefeninle bu eve bir daha geri dönebilirsin diyen.
Siz değil misiniz kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin diyen.
Siz değil misiniz dul kadına hayat kadını muamelesi yapan.
Siz değil misiniz evlenince ben sana bakarım, senin çalışmanı istemiyorum hayatım, aslında gel karın tokluğuna benim kulum, kölem ol diyen.
Siz değil misiniz ya benim ya kara toprağın olacaksın diyen.
Siz değil misiniz, saçı uzun aklı kısa diyen.
Siz değil misiniz başınız yere gelmesin diye kızını tecavüzcüsü ile evlendiren.
Siz değil misiniz mayolu bikinili kadın fotoğraflarının teşhirini yapıp derginizin, gazetenizin satış rekorları kıracağını iddia eden.
Siz değil misiniz okumak senin neyine fotoroman okuyup aşık mı olacaksın kızım diyen.
Siz değil misiniz iş hayatında sadece kendisinin yorulduğunu zannedip, eve gelip iki seksen uzanan, suyunu bile sizinle aynı şartlarda çalışan eşinizden isteyen.
Siz değil misiniz eşini defalarca aldatıp aldatıp gelen af dileyen.
Yine iz değil misiniz eşim şımarır diye, "eline sağlık hanım, yemek ne kadar güzel olmuş" demekten gocunan.
Siz değil misiniz daha suçunun ne olduğunu bile bilmeyen kızlarınızı erkek kardeşlerine öldürten. Sonra da adını intihar koyan.
Siz değil misiniz sokak ortasında kadını saçından sürükleyerek öldüresiye döven.
Siz değil misiniz kadını bu halde dayak yerken görüp görmemezlikten gelip geçip giden.
Ya yeter ya yeter. Siz kimin kadınlar gününü kutluyorsunuz yaaaa...
Hangi kadınların günü bu ya. Hangi kadınların günü.
Kuşunuz, köpeğiniz, otomobiliniz ya da silahınız kadar değer vermediğiniz annenizin, eşinizin, kızınızın ya da gelininizin kadınlar gününü mü kutluyorsunuz.
Bu kadarına da pes doğrusu pes.
Ben bu yazdıklarınızın hiçbirini yapmadım, söylemedim, içimden dahi geçirmedim diyen erkek varsa ki olduğunu zannetmiyorum, onları da erkek egemenliği altında yaşadığımız dünyada tüm bu olanlara engel olmak gibi bir çabaları olmadığı için kınıyor, yazıma dahil ediyorum.
Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana "Her Şeye Maydanoz"unuzun davulu az sevgili okur.
Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm güm güm güüüüümmmm.
Bugün ise 8 Mart 2012 Perşembe gününün ilk saatlerinden sesleniyorum size. Aradan koskoca bir sene geçti ama, yukarıda kaleme almaya çalıştığım, ülkemdeki kadının yaşadığı dramlar zerre kadar değişmedi.
Dolayısıyla geçen sene yazdığım bu zehir zemberek yazıdan sonra kadınlar günümü kutlayacak bir babayiğit çıkmadı karşıma.
Tüm bu anlattığım zihniyetler değişinceye kadar da mümkünse kimse karşıma kutlama mesajıyla çıkmasın.
Bugünlük de benden bu kadar sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyinnnn...
"İnsanoğlu, yeryüzünde var olduğundan beri, en büyük dostu ve düşmanı hiç değişmedi. Aynadaki kişi.
Tek başına neler yapabileceğini keşfet." 
Der Deneyimsel Tasarım Öğretisi.
İşte bu söz beni harekete geçirdi.
Neymiş efendim "Deneyimsel Tasarım Öğretisi" dedim ve araştırmaya koyuldum.
Bulduklarım çok hoşuma gitti.
Kendisine ve zamanına yatırım yapmak isteyen,
Dününden daha güçlü ve mutlu olabilmenin yöntemlerini öğrenmek isteyen,
Sosyal ilişkiler, özel ilişkiler, aile içi ilişkiler, iş yaşamı, öğrenim hayatında dönüşüm yapmak isteyen herkes bu eğitime katılabilir diyordu sanal notlarda.
Bu hayatta bizi isteğimize ulaştıracak düşünce, davranış ve iletişim modellerini öğrenmek ve uygulayabilmek fikri oldukça cazip geldi.
Ve kendimi Ahmet Elginkan Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi'ndeki Deneyimsel Tasarım Öğretisi seminerinde buldum.
Eğitmenimiz Elmacini Eğitim Danışmanlık'tan Ayhan Acar, Deneyimsel Tasarım Öğretilerinden biri olan "Pozitif Yaşam Becerileri"ni aktardı.
2 günlük eğitim sürecimiz muhteşem keyifli geçti. Herkese tavsiye ederim. Neden mi tavsiye ederim?
Çünkü bir eğitmen düşünün ki, "Pozitif Yaşam Becerileri"ni anlatırken kurduğu kilit cümleler şöyle olsun:
"Dünyaya gelme hakkı tanındı.
Sana yaşama hakkı tanındı. 
Her şey olabilirdin. 
Ama insan oldun. 
Ne zaman geleceğimizi ve ne zaman gideceğimizi bilmiyoruz.
Doğacağımız net değildi, öleceğimiz net."
İşte bu cümleler eğitmenimiz Ayhan Acar'ın farkını ortaya koyuyordu. Üstelik içindeki güzelliklerinin farkında olmayan İzmit halkı sayesinde öyle şanslıydık ki, 10 kişilik bir eğitim salonunda özel ücretsiz bir eğitim aldık.
Bu eğitimi almamıza vesile olan, 
"Allah'tan bütün dileğim, kurduğum bütün müesseselerin devamlılığının sağlanması, memlekete faydalı birer kuruluş olarak insanlara iş imkanı yaratması, devlete vergi vermesi ve bizden sonra gelecek olanlara da örnek olmasıdır", diyen E.C.A markasının yaratıcısı ve aynı zamanda Kocaeli'mizdeki Ahmet Elginkan Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi'nin sahibi merhum Hüseyin Ekrem Elginkan ve ailesinden Allah razı olsun.
Da dedikten sonra ben yüksek müsaadelerinizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. 
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyinnnnn.
Herkese merhaba. Herkese merhaba. Herkese merhaba.
Baharın kapımızı çalmaya yeltendiği bu günlerde, büyüklerimizden "cemre düştü" lafını hepimiz duyuyoruz.
Baharın müjdeleyicisi olarak kabul edilen "CEMRE" neymiş bakalım.
Cemre "kor"dur.
Cemre "ateş"tir.
Peki bu cemre, nereden düşer?
Niye düşer?
Nasıl düşer?
Orası bilinmez ama...
Eskiden yıl, "kasım, 180 gün" ve "hızır, 185 gün" olmak üzere ikiye ayrılırmış.
Cemrelerin ilkinin kasımın 105'inde (19-20 Şubat) "havaya",
İkincisinin kasımın 112'sinde (26-27 Şubat) "suya",
Üçüncüsünün de kasımın 119'unda (5-6 Mart) "toprağa" düştüğüne inanılırmış.
Cemre, ilkbahara doğru önce havada, sonra suda, nihayet toprakta yedişer gün aralıklarla meydana gelen sıcaklık yükselişi.
Cemreler havaların ısınmaya başladığının ve kışın soğuk günlerini geride bırakmak üzere olduğumuzun müjdecisi.
Peki bahar mevsiminin müjdecisi olan cemre sadece havaya, suya ve toprağa mı düşer sevgili okur?
Düştüğü yeri ısıtan, canlılık ve neşe getiren kor bir ateş olan CEMRE, aslında dördüncü ve son olarak da yüreklere düşer baharla birlikte.
Bu da nereden çıktı demeyin.
Bilmiyor olabilirsiniz.
Ama olsun sorun yok bilmemek değil, öğrenmemek ayıp.
Dediğim gibi son cemre yüreklere düşer.
Üstelik son cemre öyle havaya, suya, toprağa düşen gibi de değildir.
Bu kor parçası bir kez düştü mü yüreğinize, ruhunuz uyanır.
Ilık ılık akan kanınız kaynamaya başlar.
İçiniz içinize sığmaz. 
Karnınızda kelebekler uçuşur.
Gönlünüzde rengarenk çiçekler açar.
Yeter ki teniniz güneşle bir buluşuversin, bu size yaşam enerjisi verir.
Kendinizi daha pozitif hissedersiniz.
Tüm hücreleriniz yaşam sevinciyle dolar.
Bayram çocukları gibi yüzünüzden gülümseme eksik olmaz.
Şöyle bir dönüp kendinize baktığınızda adeta kuşlar gibi cıvıldadığınıza tanık olursunuz.
Ve en çok da bu haliniz hoşunuza gider.
Çünkü ilkbahar çıkagelmiştir ve sürprizlerle doludur.
Siz baharın bize getireceği sürprizleri düşünedurun, ben müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin. Özleyinnnn...
"Alacadır AŞK'ın denizi.
Alacadır denizden gelen.
Saçları rüzgarın yelesi.
Sesi Tanrı'nın nefesi.
Yıldızların dalgalarla dansıdır.
Tek kol ile sarmalanan yaşam
Yalancının en sadık dostu.
Dudakta kalan son öpücüğün tadı gibi yalan.
Zamansız bir doğum.
Acele bir ölüm.
Ve lakin kıyıda da olsa yaşamlar..."
Neden mi bahsediyorum?
Hemen söyleyivereyim sevgili okur.
Alaca Performans Art sizleri müthiş müziği, dansları ve hikayesi ile bir deniz bir ada yolculuğuna davet ediyor.
Balık çarşısında başlayan bir aşkın köpüklü dalgalar üzerinde yol almasını izlemek isterseniz, İroni Yapım ve Organizasyon 20 Mart Salı akşamı saat 20.00'da İzmit Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde "Denizden Gelen"i ağırlayacak.
Sıkı durun şimdi size bir sürprizim var. Eğer benim gibi "Denizden Gelen" isimli 17 kişilik muhteşem dans gösterisini merak ettiyseniz, işte size bu harika gösteriyi izleme imkanı.
Ne mi yapmanız gerekiyor? Çok basit.
Hala bloğumun izleyicisi değilseniz daha ne duruyorsunuz, öncelikle hadi siz de gelin izleyicim olun.
Sonra "Denizden Gelen" yazımın altına yorumunuzu bırakıp çekilişimize katılma hakkı kazanın.
Çekiliş hakkınızı arttırmak mı istiyorsunuz? Tamam o halde bir de bloğunuz varsa onda duyurarak +1, twitter ve facebookta duyurarak +1 çekiliş hakkı daha kazanabilirsiniz.
Yorumlarınıza adınızı soyadınızı ve size ulaşabileceğim mail adreslerinizi eklemeyi unutmayın.
16 Mart Cuma günü blog mesai saati bitimine kadar çekilişime katılabilirsiniz. 
Sonrası malum... Şanslı izleyicimi buradan sizlere 17 Mart Cumartesi günü duyuracağım. Ve bloğumuzun ilk şanslısına iyi seyirler dileyeceğim.
Hepinize bol şanslar...
Elinize bir kitap alıyorsunuz.
Aaaa bu kitap ters basılmış.
Hadi yaaa hiç mi bakmamışlar piyasaya sürerken?
Bir gülümseme yayılıyor yüzünüze.
Kitabı evirip çevirip inceleme işleminiz sona erdiken sonra, tersten okumaya başlıyorsunuz.
Daha doğrusu okuduğunuzu görenler, sizi tersten okuyor zannediyor.
Ancak Dünyanın En Akıllı İnsanı Erdal Demirkıran daha kitabın ilk sayfasından sizi uyarıyor.
"Hiçbir terslik yok. Rahat ol."
Yazar bu kitapta önyargıyı anlatıyor.
"Şu dünyayı saran, insanı ters köşeye yatıran büyük bela" olarak tanımlıyor önyargıyı.
"Her kuş uçmaz mesela, her köpek sadık, her kedi nankör değildir hep" 
"Önyargılarından arınıp sana sunulmuş bu tek seferlik armağanın tadını çıkar" diye de ekliyor yazar Erdal Demirkıran.
İşte ben de öyle yapıyorum ve bir solukta bitiriveriyorum kitabı.
Size de tavsiye ederim.
Blogger tarafından desteklenmektedir.