"Rivayete göre zamanın birinde kentte hüküm süren bir kralın dillere destan güzelliğe sahip kızıyla yaşadığı bilinirmiş.
Bunu duyan barbar bir komutan, kalabalık ordusuyla birlikte krallığı yerle bir edip güzel kızla evlenmek için Eğil Kalesi'ni işgal etmiş.
Uzun süren savaş sonucunda Eğil Kralı, halkının artık zarar görmesini istemediği için yenilgiyi kabul eder.
Ancak kralın güzel kızı, hem yenilgiyi kabul etmez hem de sevmediği biriyle beraber olmamak için plan yapar.
Barbar komutanı tanımak için onunla konuşmak istediğini elçi aracılığıyla iletir.
Barbar komutan krallığın teslim olacağı sevinciyle şatafatlı karşılama hazırlar.
Kralın kızı ihtişamlı giysi ve takılarıyla gelir, tüm askerler ve barbar komutan, bu güzellik karşısında adeta dona kalır.
Eğlenceden sonra kralın kızıyla bir an önce yatmak isteyen barbar komutan, askerlerini göndermeye çalışır.
Ancak kralın kızı, barbar komutana kendisiyle beraber olabilmesi için bir şartının olduğunu, kendisiyle savaşacak ve kendisini yenecek biriyle evlenebileceğini söyler.
Bu talep karşısında şaşıran barbar komutan, kralın kızının bu teklifini alaylı bir şekilde kabul eder.
Ancak kız ihtişamlı elbisesi ve takılarını çıkararak savaşçı elbisesini giyer. Daha sonra tüm askerlerin de olduğu bir ortamda barbar komutan ile kavgaya tutuşur.
Kısa bir süre sonra kralın kızı barbar komutanın kellesini gövdesinden ayırarak galip gelir.
Bu davranış karşısında barbar komutanın askerleri, kralın kızı karşısında diz çöker ve egemenliğini kabul eder.
Kız bu kez kanlı elbiseleri ile sala biner, kaleye döner ve gizli geçitten yukarı çıkar. Müjdeli haberi babasına ve halkına verir.
Kral da bu haber karşısında 7 gün 7 gece süren kutlama yaparak, özgürlüğü halkıyla paylaşır."
Efsane de burada sona erer sevgili okur.
Size doğduğum topraklardan bir efsane anlattım.
Diyarbakır'ın Eğil ilçesindeki Eğil Kalesi ve Kralkızı figürü ile anlatılan efsanesi bir rivayete göre böyleymiş.
Posta Gazetesi'nin 28 Nisan Cumartesi günü verdiği "Diyarbakır'ın Yıldızları" isimli ilavesinde okuduğum bu efsane çok hoşuma gitti, sizinle de paylaşayım dedim.
Benim memleketimin kızları nasıl olurmuş görün istedim.
Diyarbakır'ın 8 peygamber ve evliya ile onlarca kral mezarının bulunduğu Asur, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok medeniyete evsahipliği yapan Eğil İlçesi, Dicle Baraj Gölü'nde su tutulmasından sonra keşfedilmeyi bekleyen saklı bir cennet haline geldi.
Baraj Gölü'nün hemen üstünde bulunan ve 3 ayrı gizli geçitle çıkılan Eğil Kalesi ve Kralkızı figürü ile anlatılan efsanesi, Diyarbakır'ın Eğil İlçesi'nin gizemin bir kat daha arttırıyor.
En kısa zamanda gidip görebilmeniz dileğiyle...
Mutlu haftasonları sevgili okur...
29 Nisan 2012 Pazar
26 Nisan 2012 Perşembe
Günün şanslısı ŞAHİN
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yok canım unutmadım sevgili okur. Unutur muyum hiç?
Sakarya'yı gezip gelen çılgın yazar Erdal Demirkıran imzalı, "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabımız için yeni bir çekiliş yaptım ve günün talihlisini belirledim.
Sizinle paylaşayım dedim.
Kitabımız, değerli takipçim Yılmaz Şahin'e gidiyor.
Sayın Şahin'in bugünkü şansının bir ömür boyu devam etmesini diliyorum.
Veee sevgili okurun kitap hakkındaki yorumlarını beklemeye koyuluyorum.
Yok canım unutmadım sevgili okur. Unutur muyum hiç?
Sakarya'yı gezip gelen çılgın yazar Erdal Demirkıran imzalı, "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabımız için yeni bir çekiliş yaptım ve günün talihlisini belirledim.
Sizinle paylaşayım dedim.
Kitabımız, değerli takipçim Yılmaz Şahin'e gidiyor.
Sayın Şahin'in bugünkü şansının bir ömür boyu devam etmesini diliyorum.
Veee sevgili okurun kitap hakkındaki yorumlarını beklemeye koyuluyorum.
24 Nisan 2012 Salı
Kitabımız ATMACA'ya gidiyor
Bu haftaki çekilişimiz de sona erdi sevgili okur.
Haftanın talihlisi Yasemin Atmaca oldu.
Her daim şansınız bugünkü kadar çok olsun sevgili Atmaca.
Çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabıyla ilgili yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız çok mutlu olacağım.
Yeni çekilişlerde buluşmak üzere...
Hoşça ve dostça kalın...
Haftanın talihlisi Yasemin Atmaca oldu.
Her daim şansınız bugünkü kadar çok olsun sevgili Atmaca.
Çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" kitabıyla ilgili yorumlarınızı bizimle paylaşırsanız çok mutlu olacağım.
Yeni çekilişlerde buluşmak üzere...
Hoşça ve dostça kalın...
23 Nisan 2012 Pazartesi
Evrene "barış ve sevgi" mesajları yollamaya devam ediyoruz
Bugün 23 Nisan...
Bugün 23 Nisan...
Neşe doluyor insan...
Hakikaten neşe doluyor insan...
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun...
Atatürk'ümün önderliğinde 1923 yılından bu yana her 23 Nisan'da evrene "barış ve sevgi" mesajları yollamaya devam ediyoruz. Hiç yılmayacağız.
Çünkü bir gün "barış ve sevgi"yi tüm dünyaya hakim kılacağımıza eminiz.
Bugün 23 Nisan...
Neşe doluyor insan...
Hakikaten neşe doluyor insan...
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun...
Atatürk'ümün önderliğinde 1923 yılından bu yana her 23 Nisan'da evrene "barış ve sevgi" mesajları yollamaya devam ediyoruz. Hiç yılmayacağız.
Çünkü bir gün "barış ve sevgi"yi tüm dünyaya hakim kılacağımıza eminiz.
22 Nisan 2012 Pazar
"Bir insanı sevmekle başlar her şey" der Sait Faik
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Çocuklar bizim gözbebeğimiz... Çocuklar geleceğimizin teminatı...
Bunları hep söyleriz de, esas önemli olan çocuklar için gerçekten ne yaptığımızdır.
Şimdi sizinle Diana Loomans'a ait "Mümkün olsaydı" isimli yazıyı paylaşacağım.
"Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı: Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmasını öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim."
Çocuklar bizim her şeyimiz.
Onlar narin birer çiçek. Koklarken canlarına kıymayalım lütfen.
Geleceğimizi kendi ellerimizle karartmayalım ne olur?
Çocuklar bizim geleceğimiz, çocuklar bizim her şeyimiz.
Özellikle annelere seslenmek istiyorum.
Sevginizi kimseden özellikle de çocuklarınızdan sakın olaki esirgemeyin.
Diyeceksiniz ki kim sevmez ki çocuğunu, senin de söylediğin laf şimdi sayın yazar.
Hayır sevgili okur. Elbette herkes sever çocuğunu ama sevgisini göstermez.
Diyeceğim o ki sevdiğinizi çocuklarınıza sadece hissettirmeyin. Tam anlamıyla gösterin.
Düşünsenize en son ne zaman çocuğunuza onu ne kadar çok sevdiğinizi söylediniz?
Hatırlıyor musunuz?
Sevgiyi paylaşmadıktan sonra, kendi kendinize hissetmenin bir anlamı var mı sevgili okur?
Çocuklarımızın en büyük ihtiyaçları sevgi.
Sevginin olmadığı yerde, bezginlik, bencillik, yorgunluk, yılgınlık, usanç, yaşamdan tat almama ve yaşama küsme vardır.
"Bir insanı sevmekle başlar her şey" diye ne güzel demiş Sait Faik.
Öyleyse başta çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki insanlara sevgimizi hissettirmekle kalmayıp, gösterelim. Hem de hiç vakit kaybetmeden sevgili okur. Yarın her şey için çok geç olabilir.
Şimdi ne yapıyorsunuz sevgili okur ne yapıyorsunuz?
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. Hatta bir tek beni özlüyorsunuz. BİLİYORUM.
Çocuklar bizim gözbebeğimiz... Çocuklar geleceğimizin teminatı...
Bunları hep söyleriz de, esas önemli olan çocuklar için gerçekten ne yaptığımızdır.
Şimdi sizinle Diana Loomans'a ait "Mümkün olsaydı" isimli yazıyı paylaşacağım.
"Çocuğumu yeniden yetiştirmem mümkün olsaydı: Ona işaret parmağımı kaldırıp yasaklar koymak yerine, parmaklarıyla resim yapmasını öğretirdim.
Hatalarını daha az düzeltir, onunla daha çok yakınlık kurmaya çalışırdım.
Onu sadece gözlerimle izler, saat kısıtlamaları koymazdım.
Daha bilgili olmaya çalışır, daha çok şefkat gösterirdim.
Onunla daha çok yürüyüşlere çıkar, uçurtmalar uçururdum.
Ona karşı ciddi bir tavır içinde olmak yerine, onunla oyun oynardım.
Onunla kırlarda koşar, yıldızları seyrederdim.
Onunla daha az çekişir, ona daha çok sarılırdım.
Önce benlik saygısı kazanmasını sağlar, sonra bir ev almaya çalışırdım.
Ona her zaman katı davranmaz, onu daha çok onaylar ve yüreklendirirdim.
Güç konusunda daha az ders verir, sevgi konusunda daha çok şey öğretirdim."
Çocuklar bizim her şeyimiz.
Onlar narin birer çiçek. Koklarken canlarına kıymayalım lütfen.
Geleceğimizi kendi ellerimizle karartmayalım ne olur?
Çocuklar bizim geleceğimiz, çocuklar bizim her şeyimiz.
Özellikle annelere seslenmek istiyorum.
Sevginizi kimseden özellikle de çocuklarınızdan sakın olaki esirgemeyin.
Diyeceksiniz ki kim sevmez ki çocuğunu, senin de söylediğin laf şimdi sayın yazar.
Hayır sevgili okur. Elbette herkes sever çocuğunu ama sevgisini göstermez.
Diyeceğim o ki sevdiğinizi çocuklarınıza sadece hissettirmeyin. Tam anlamıyla gösterin.
Düşünsenize en son ne zaman çocuğunuza onu ne kadar çok sevdiğinizi söylediniz?
Hatırlıyor musunuz?
Sevgiyi paylaşmadıktan sonra, kendi kendinize hissetmenin bir anlamı var mı sevgili okur?
Çocuklarımızın en büyük ihtiyaçları sevgi.
Sevginin olmadığı yerde, bezginlik, bencillik, yorgunluk, yılgınlık, usanç, yaşamdan tat almama ve yaşama küsme vardır.
"Bir insanı sevmekle başlar her şey" diye ne güzel demiş Sait Faik.
Öyleyse başta çocuklarımız olmak üzere çevremizdeki insanlara sevgimizi hissettirmekle kalmayıp, gösterelim. Hem de hiç vakit kaybetmeden sevgili okur. Yarın her şey için çok geç olabilir.
Şimdi ne yapıyorsunuz sevgili okur ne yapıyorsunuz?
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. En çok beni özlüyorsunuz. Hatta bir tek beni özlüyorsunuz. BİLİYORUM.
19 Nisan 2012 Perşembe
Talihlinin ilgisizliği sonucu PTT kargo kitabımı bugün iade etti
Herkese merhaba. Herkese merhaba. Herkese merhaba.
Biliyorsunuz ki sevgili okur 30 Mart Cuma günü haftanın çekilişini yapıp, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" adlı kitabını "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının belirttiği adrese Sakarya'ya yollayacağımı beyan etmiştim.
Bloğun yazarıyla maille irtibata geçtim. Adres bilgilerini aldım. Pazartesi günü kitabını kendisine yollayacağımı söyledim ve takip etmelerini rica ettim.
2 Nisan Pazartesi günü heyecanla kendimi PTT Kargo'da buldum. Ve kitabı şanslı okura postaladım. Kendisine maille bildirdim, "kitabınız yola çıktı" diye...
Sonra beklemeye koyuldum. Aradan biraz zaman geçti kitap elime ulaştı haberi gecikince, "herseydenbirtutam" bloğunun yazarına tekrar yazdım, "kitabınız geldi mi?" diye.
Ancak bana gelen cevap, "hayır kitap elime ulaşmadı"ydı. O zaman da kendilerine kargo takip numarasını yolladım ve takip etmelerini rica ettim.
Bir süre daha bekledim yine "herseydenbirtutam" bloğunun yazarından ses seda yok. Üşenmedim bir daha yazdım, "noldu kitabınızı aldınız mı?" dedim.
Gelen cevap bu sefer, "takip numarasından bilgiye ulaşamadı"mdı.
Üşenmedim kendim girdim takip numarasını PTT kargo takip merkezi internet sitesine ve kitabın Sakarya'ya "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının evine götürüldüğünü, evde kimseye ulaşılamadığından PTT kargoya geri gönderildiğini, kargo şubesine gidilip alınması gerektiği yazıyordu.
Bunu da yine mail yoluyla bildirdim "herseydenbirtutam" bloğu yazarına, PTT kargo linkini gönderdim kargonuzu gidip şubeden alacaksınız dedim ve yine beklemeye koyuldum.
Bugün maillerime bir baktım, günler sonra bu sefer de "herseydenbirtutam" sayın yazarı verdiğiniz link çalışmıyor diye mail atmış.
Açıkçası gelen bu mail, "herseydenbirtutam" bloğu yazarının ilgisizliği karşısında, beni çılgına çevirdi, tam sakinleşmeye çalışıyordum ki, kapım çalındı. Ve bilin bakalım ne oldu?
Gelen PTT Kargo görevlisiydi. Sakarya'ya gönderdiğim imzalı kitap, bana iade edilmek için kapıma kadar gelmişti. Hazır yeri gelmişken, PTT kargoya verdikleri düzgün ve ucuz hizmet için teşekkürlerimi sunuyorum.
Biliyor musunuz sevgili okur, kitabıma kavuşmak beni sakinleştirdi. Çünkü, bu kadar ilgisiz bir insana imzalı kitap hediye etmek beni üzecekti.
Keyifli paylaşımlar, yeni güzel dostluklar için başlattığım bu uygulama, son 15 gündür yaşadıklarım nedeniyle beni yordu ve akabinde yeni bir karar almaya itti sevgili okur.
Gerçek kitapokurları için yeni çekilişler yapmaya devam edeceğim elbette vazgeçmek yok ancak, bugünden sonra yapacağım çekilişlerde göndereceğim kargolar karşı taraf ödemeli olacak.
Yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler işte bunlar olsa gerek sevgili okur.
Sizinle paylaşayım istedim.
Şimdi bana müsaade sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
Biliyorsunuz ki sevgili okur 30 Mart Cuma günü haftanın çekilişini yapıp, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın "Ben dünyanın en akıllı insanıyım" adlı kitabını "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının belirttiği adrese Sakarya'ya yollayacağımı beyan etmiştim.
Bloğun yazarıyla maille irtibata geçtim. Adres bilgilerini aldım. Pazartesi günü kitabını kendisine yollayacağımı söyledim ve takip etmelerini rica ettim.
2 Nisan Pazartesi günü heyecanla kendimi PTT Kargo'da buldum. Ve kitabı şanslı okura postaladım. Kendisine maille bildirdim, "kitabınız yola çıktı" diye...
Sonra beklemeye koyuldum. Aradan biraz zaman geçti kitap elime ulaştı haberi gecikince, "herseydenbirtutam" bloğunun yazarına tekrar yazdım, "kitabınız geldi mi?" diye.
Ancak bana gelen cevap, "hayır kitap elime ulaşmadı"ydı. O zaman da kendilerine kargo takip numarasını yolladım ve takip etmelerini rica ettim.
Bir süre daha bekledim yine "herseydenbirtutam" bloğunun yazarından ses seda yok. Üşenmedim bir daha yazdım, "noldu kitabınızı aldınız mı?" dedim.
Gelen cevap bu sefer, "takip numarasından bilgiye ulaşamadı"mdı.
Üşenmedim kendim girdim takip numarasını PTT kargo takip merkezi internet sitesine ve kitabın Sakarya'ya "herseydenbirtutam" bloğunun yazarının evine götürüldüğünü, evde kimseye ulaşılamadığından PTT kargoya geri gönderildiğini, kargo şubesine gidilip alınması gerektiği yazıyordu.
Bunu da yine mail yoluyla bildirdim "herseydenbirtutam" bloğu yazarına, PTT kargo linkini gönderdim kargonuzu gidip şubeden alacaksınız dedim ve yine beklemeye koyuldum.
Bugün maillerime bir baktım, günler sonra bu sefer de "herseydenbirtutam" sayın yazarı verdiğiniz link çalışmıyor diye mail atmış.
Açıkçası gelen bu mail, "herseydenbirtutam" bloğu yazarının ilgisizliği karşısında, beni çılgına çevirdi, tam sakinleşmeye çalışıyordum ki, kapım çalındı. Ve bilin bakalım ne oldu?
Gelen PTT Kargo görevlisiydi. Sakarya'ya gönderdiğim imzalı kitap, bana iade edilmek için kapıma kadar gelmişti. Hazır yeri gelmişken, PTT kargoya verdikleri düzgün ve ucuz hizmet için teşekkürlerimi sunuyorum.
Biliyor musunuz sevgili okur, kitabıma kavuşmak beni sakinleştirdi. Çünkü, bu kadar ilgisiz bir insana imzalı kitap hediye etmek beni üzecekti.
Keyifli paylaşımlar, yeni güzel dostluklar için başlattığım bu uygulama, son 15 gündür yaşadıklarım nedeniyle beni yordu ve akabinde yeni bir karar almaya itti sevgili okur.
Gerçek kitapokurları için yeni çekilişler yapmaya devam edeceğim elbette vazgeçmek yok ancak, bugünden sonra yapacağım çekilişlerde göndereceğim kargolar karşı taraf ödemeli olacak.
Yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler işte bunlar olsa gerek sevgili okur.
Sizinle paylaşayım istedim.
Şimdi bana müsaade sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.
18 Nisan 2012 Çarşamba
Atatürk'ümü karşımda görünce
Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
İzmit'te bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı festivali başladı sevgili okur.
Çok mutluyum çok. İçimdeki çocukta çok mutlu çok.
Festival kapsamında birbirinden harika programlar hafta boyunca bizi bekliyor. Üstelik festival başlangıcı kiminle yapıldı biliyor musunuz?
Atatürk'e benzerliğiyle tanınan sinema sanatçısı Göksel Kaya ilimize gelerek kentimiz çocuklarını okullarımızda ziyaret etti.
Hal böyle olunca okul kapısında gözlerini açmaya çalışan öğrenciler, karşılarında Atatürk'ü görünce çılgına döndüler.
Kimi sıkıca sarıldı Atatürk'üne.
Kimi doyasıya öptü Atatürk'ünü.
Kimisi soluğu Atatürk'ünün kucağında aldı.
Kimisi şok geçirdi. Olduğu yerde öylece kalakaldı.
Bir başkası gözyaşlarına hakim olamadı Atatürk'ünü karşısında görünce, sicim gibi gözyaşları süzülüverdi yanaklarına.
Atatürk'ünü karşısını gören bir diğerinin heyecandan dizlerinin bağı çözüldü.
Şaşkınlıklarını gizleyemeyen kimi çocuklar gözlerini Atatürk'ten alamadılar.
İlk şoku atlatan çocuklar ise sohbet etmeye başladılar Atatürk'le. Bakın neler söylediler:
"Herkesin derdi AB'ye girmek Atatürk'üm. Halbuki AB'ye girmeye çalışmadan önce ülkemizin dertlerine derman bulmalıyız değil mi?
Kimi aç, kimi evsiz, kimi işsiz, kimi okulsuz insanlarımız var. Ben televizyonda yarı aç, yarı çıplak çocukları görünce çok üzülüyorum.
Sen de onları görünce üzülüyorsun biliyorum.
Önce onlar için birşeyler yapalım Atatürk'üm nolur.
Kapkaçlar, hırsızlıklar, cinayetler olmasın. İnsanlar öldürülmesin.
Yurtta sulh, cihanda sulh derdin ya Atatürk'üm, haydi buradan tüm dünyaya hep birlikte seslenelim.
Yeter artık beyinlerimizi ve kalbimizi kin, nefret ve kötülüklerle doldurmasınlar.
Savaşlar olmasın.
Dünyaya barış hakim olsun.
Biz barışla, sevgiyle büyümek istiyoruz.
Söyle de Atatürk'üm insanlara kendilerine gelsinler.
Neyi paylaşamıyorlar ki anlamıyorum.
Eğitim görmek bizim en temel haklarımızdan biri, elimizden almasınlar onu Atatürk'üm.
Çocuk yaşta evlendirilmesin kızkardeşlerimiz, arkadaşlarımız buna nasıl engel olacağız bize yardım et Atatürk'üm.
Senin matematiğin çok iyiymiş Atatürk'üm, bir de kitap okumayı çok severmişsin, öğretmenim söylemişti bir keresinde. Ben de senin gibi olacağım Atatürk'üm sana söz veriyorum
Keşke hiç ölmeseydin de bizi hep sevseydin Atatürk'üm.
Biliyor musun daha hiçkimse senin gibi sevemedi bizi biliyor musun?
Bir daha gitmeyeceksin değil mi Atatürk'üm gitmeyeceksin.
Şaka şaka zaten hiç gitmemiştin ki sen Atatürk'üm, ben ölene kadar da gitmeyeceksin.
Kalbim seninle çarpıyor daima Atatürk'üm.
Ben ölene kadar da seninle çarpacak kalbim Atatürk'üm.
Seni çok seviyorum.
Çok seviyorum.
İşte benim memleketimdeki Atatürk sevgisi böyle birşey.
Atatürk'ümün kalbimizdeki yeri hiçbir şeyle doldurulamaz.
Ne şanslı bir nesiliz ki bu sevgiyle büyüdük.
Büyümeye de devam edeceğiz sevgili okur.
Siz yazdıklarımı düşünedurun şimdi bana müsaade...
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin.
İzmit'te bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı festivali başladı sevgili okur.
Çok mutluyum çok. İçimdeki çocukta çok mutlu çok.
Festival kapsamında birbirinden harika programlar hafta boyunca bizi bekliyor. Üstelik festival başlangıcı kiminle yapıldı biliyor musunuz?
Atatürk'e benzerliğiyle tanınan sinema sanatçısı Göksel Kaya ilimize gelerek kentimiz çocuklarını okullarımızda ziyaret etti.
Hal böyle olunca okul kapısında gözlerini açmaya çalışan öğrenciler, karşılarında Atatürk'ü görünce çılgına döndüler.
Kimi sıkıca sarıldı Atatürk'üne.
Kimi doyasıya öptü Atatürk'ünü.
Kimisi soluğu Atatürk'ünün kucağında aldı.
Kimisi şok geçirdi. Olduğu yerde öylece kalakaldı.
Bir başkası gözyaşlarına hakim olamadı Atatürk'ünü karşısında görünce, sicim gibi gözyaşları süzülüverdi yanaklarına.
Atatürk'ünü karşısını gören bir diğerinin heyecandan dizlerinin bağı çözüldü.
Şaşkınlıklarını gizleyemeyen kimi çocuklar gözlerini Atatürk'ten alamadılar.
İlk şoku atlatan çocuklar ise sohbet etmeye başladılar Atatürk'le. Bakın neler söylediler:
"Herkesin derdi AB'ye girmek Atatürk'üm. Halbuki AB'ye girmeye çalışmadan önce ülkemizin dertlerine derman bulmalıyız değil mi?
Kimi aç, kimi evsiz, kimi işsiz, kimi okulsuz insanlarımız var. Ben televizyonda yarı aç, yarı çıplak çocukları görünce çok üzülüyorum.
Sen de onları görünce üzülüyorsun biliyorum.
Önce onlar için birşeyler yapalım Atatürk'üm nolur.
Kapkaçlar, hırsızlıklar, cinayetler olmasın. İnsanlar öldürülmesin.
Yurtta sulh, cihanda sulh derdin ya Atatürk'üm, haydi buradan tüm dünyaya hep birlikte seslenelim.
Yeter artık beyinlerimizi ve kalbimizi kin, nefret ve kötülüklerle doldurmasınlar.
Savaşlar olmasın.
Dünyaya barış hakim olsun.
Biz barışla, sevgiyle büyümek istiyoruz.
Söyle de Atatürk'üm insanlara kendilerine gelsinler.
Neyi paylaşamıyorlar ki anlamıyorum.
Eğitim görmek bizim en temel haklarımızdan biri, elimizden almasınlar onu Atatürk'üm.
Çocuk yaşta evlendirilmesin kızkardeşlerimiz, arkadaşlarımız buna nasıl engel olacağız bize yardım et Atatürk'üm.
Senin matematiğin çok iyiymiş Atatürk'üm, bir de kitap okumayı çok severmişsin, öğretmenim söylemişti bir keresinde. Ben de senin gibi olacağım Atatürk'üm sana söz veriyorum
Keşke hiç ölmeseydin de bizi hep sevseydin Atatürk'üm.
Biliyor musun daha hiçkimse senin gibi sevemedi bizi biliyor musun?
Bir daha gitmeyeceksin değil mi Atatürk'üm gitmeyeceksin.
Şaka şaka zaten hiç gitmemiştin ki sen Atatürk'üm, ben ölene kadar da gitmeyeceksin.
Kalbim seninle çarpıyor daima Atatürk'üm.
Ben ölene kadar da seninle çarpacak kalbim Atatürk'üm.
Seni çok seviyorum.
Çok seviyorum.
İşte benim memleketimdeki Atatürk sevgisi böyle birşey.
Atatürk'ümün kalbimizdeki yeri hiçbir şeyle doldurulamaz.
Ne şanslı bir nesiliz ki bu sevgiyle büyüdük.
Büyümeye de devam edeceğiz sevgili okur.
Siz yazdıklarımı düşünedurun şimdi bana müsaade...
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.
En çok beni özleyin. En çok beni özleyin.
Hatta bir tek beni özleyin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

