18 Ağustos 2012 Cumartesi

Tatvan'da geçmişe özlem

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Haftalar önce dedemin hasta olduğunu ve gidip onu görmek istediğimi ancak çocukluğumu kaybetmekten duyduğum endişeyi paylaşmıştım sizinle...
Dedemi görmeye gittim sevgili okur... İyi ki de gitmişim. Onunla helalleşip İzmit'e geri döndükten bir gün sonra dedemi kaybettim. Canım dedem anneanneme kavuştu, onlar gökyüzünde birer yıldız şimdi.  Allah nur içinde yatırsın onları, mekanları cennet olsun...
Çocukluğumun en mutlu günleri onlarla geçti. İkisini de çok özleyeceğim. Ancak takdir edersiniz ki hayat devam ediyor. İşte yine köşemin başındayım ve sizlerle kavuşmanın heyecanı içerisindeyim.
Size yıllar yıllar sonra gidip yeniden görme fırsatı bulduğum memleketimden manzaralar sunacağım bugün sevgili okur.
Çocukluğumun geçtiği sokaklara geri dönmek heyecan vericiydi. Ancak ne yazık ki aradığımı bulamadım. O güzelim tek katlı evler ve envai çeşit meyvenin bulunduğu bahçeleri talan edilmiş. Yerine koca koca binalar dikilmişti.
Nasıl kıymışlar meyve ağaçlarını kesmişler anlam veremedim. Mahallemizde hiçbir sosyal alan kalmamış. 9 ayı kışla geçen memlekette, insanlar nasıl nefes alacak çok merak ediyorum doğrusu.
Elbette memleketim gelişsin isterim, ancak gelişim demek geçmişini hiçe sayıp geleceğini hayal edememek değildir. Böyle gelişme olmaz olsun!
İkinci derece deprem bölgesi, Doğu Anadolu Fay Hattı'nın geçtiği yerlere koca koca binalar dikmek akıl karı mı sevgili okur?
Allahım sen aklı, görüşü kıt yöneticilerden koru bizi yarabbim. Bu nasıl iştir aklım ermedi.
Size bir sır vereyim mi sevgili okur her şeye rağmen orada olmak çok ama çok güzeldi.
Allah kimseyi memlekete özlemi içinde bırakmasın. Üzüntüm, enfes bir memlekete sahip olduğumuzu bilmeyenlerin attığı adımı hesaplayamamasından, geleceğimizi yok etmesinden kaynaklanıyor.
Eee artık söyle de bilelim nereye gittiğini diyorsunuz tamam tamam, söyleyeceğim elbet. Doğu Anadolu Bölgemizdeki en güzel ilçelerden biri Tatvan'a gittim sevgili okur Tatvan'a...
Lakin siz bakmayın bana, Tatvan geleceğin cazibe merkezlerinden biri olarak göz kırpıp duruyor. Orayı yönetenler eminim bir süre sonra akıllarını başlarına alacaklar ve her şey daha güzel olacak. Neden mi?
Çünkü, Van Gölü'nün güney batısında, Nemrut Dağı'nın doğu eteğindeki düzlükte kurulmuş Tatvan. Çünkü, Van'a ve İran'a ulaşımı sağlayan bir liman kenti Tatvan.
Çünkü, Bitlis ilimize bağlı bir ilçe olmakla birlikte, bağlı bulunduğu ilden, nüfus açısından daha büyük bir yerleşim birimi Tatvan.
Çünkü Van Gölü havzasında önemli bir demiryolu, karayolu, ve deniz ulaşım merkezi Tatvan.
Çünkü, doğal bir kavşak konumunda ve bu konumu onun çok hızlı gelişmesini ve büyümesini sağlamış, yörede önemli bir ticaret merkezi haline gelmiş Tatvan.
Çünkü, Van Gölü kıyısındaki şirin ilçemiz Tatvan'a baktığınızda turizm potansiyeli bakımından son derece zengin olduğunu görüyorsunuz.
Çünkü, Doğu'nun incisi Tatvan, İpek Yolu üzerinde olup, değişik izleri bünyesinde barındırıyor.
Çünkü, turistik alanların en önemlilerinden biri, 1968 yılından beridir ilçenin turizm hayatına ciddi katkılar sunan çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlerine devam eden Tatvan Doğu Anadolu Fuarı Tatvan'da.
Daha ne olsun sevgili okur. Bu arada Tatvan kıyı şeridi düzenlenmiş. Çok da iyi olmuş. Çay bahçeleri, restorantlar yapılmış. Canlı müzik bile var. Yöre insanının "Van Denizi" olarak tanımladığı göle karşı keyif içinde çayınızı yudumlayabiliyorsunuz.
Ben orada dedemi kaybetmeden önce keyif çayımı içtim. Şimdi sıra sizde sevgili okur. Haydi bakalım ne duruyorsunuz şimdi sıra sizde.
 

16 Ağustos 2012 Perşembe

Dedem bir yıldız misali

Herkese merhaba...
Nerede o bolluk...
Yok canım yaz tatilinde değildim bunca zamandır.
Uzun tatilleri de çok sevmem ayrıca.
Tatil dediğin en fazla bir hafta olacak. Ama kaliteli olacak. 
Seni şarj edecek. Yeniden üretime hazırlayacak sevgili okur.
Evet tatilde değildin ama neredeydin acaba, neden yazmadın derseniz?
Haftalar önce size, dedemin hasta olduğunu ve onu kaybetmekten korktuğumu, çünkü onu kaybedersem çocukluğumu da kaybedeceğimi bildiğimi ifade etmiştim. Aylardır süren hastalık süreci artık hüzünle son buldu. 
İşte ben de bugün yaşadıklarımı paylaşmak isteğiyle buradayım.
Dedemle sık sık telefonla görüşüyorduk. Sesi her geçen gün biraz daha kötüleşiyordu.
Her geçen gün sona doğru yaklaştığımızı aslında hissediyorduk. Ama yine de kötü birşey düşünmek istemiyorduk. Bir anlamda mutluluk oyunu oynayıp kendimizi kandırmaya çalışıyorduk.
Son kez dedemin sesini duyduğum da bana, "ne zaman geleceksin yanıma", dedi. 
Ona cevabım, "dedeciğim işlerimi toparlamak üzereyim, sanırım 2 hafta sonra yanındayım", oldu.
Dedeciğim, "pekala kızım inşallah kavuşuruz" diyince, ben de o da koptuk ve ağlamaya başladık.
Telefonu kapattım ve işimi gücümü bir kenara bıraktım ve hemen gidip biletimi aldım. Dedeciğimi aradım 2 gün sonra yanındayım dedim. Çok mutlu oldu.
Veee 24 saatlik uzun ve heyecanlı yolculuğun ardından soluğu dedeciğimin yanında aldım. 
İyiki de gitmişim. Çünkü, hayatın bana verdiği, dedeciğimle vedalaşma, helalleşme şansını yakalamak bugün huzur veriyor, bana kendimi şanslı hissettiriyor.
Dedeciğimin yanına canım memleketime gidince, yeniden çocukluğuma dönmek beni mutlu etmiş gibi görünse de, aslında geçmişimin gözümde canlanan belirli belirsiz görüntüleri, her şeyin çok ama çok değiştiğini ve artık büyüdüğümü görmek, üzüntümü ikiye katladı ama yine de çocukluğuma dair kırıntılarla yetinmesini bildim. 
15 gün dedeciğimle doyasıya vakit geçirdim. Yaprak dökümünün yaklaştığını gören teyzem, eniştem, dayılarım, yengelerim, kuzenlerim de dedemin yanına gelip gelip gidiyorlardı. 
İşte bu zaman diliminde yıllardır ilk defa bütün aile bireyleri acı sonla bitecek bir süreçte de olsa birlikte olduğumuzu bilsek de, birbirimizden güç alıyorduk.
Hayat hep devam ediyordu, kimi zaman birlikte gülüyor, kimi zaman da birlikte ağlıyorduk. 
Ancak dedemin yanında hepimizin gözyaşları usul usul içine akıyordu. Ona belli etmemeye çalışıyorduk. 
Çünkü dedem artık yatağa mahkum olmuştu. 
Gözleri o kadar çok şey anlatıyordu ki ifade etmekte zorlanıyorum sevgili okur.
Dedeciğimin bakışları adeta içimize işliyordu. 
Çünkü o her şeyin farkındaydı. Ve bilinci fazlasıyla yerindeydi.
Çok acı çekmesine rağmen, bizi üzmemek için belli etmemeye çalışıyor, kendini çok yoruyordu.
Artık son zamanlarda dedeciğimi öyle görmeye dayanamıyordum. 
Çünkü benim dedem 87 yaşına kadar kendi ayaklarının üzerinde dimdik durdu. Bugünün işini yarına asla bırakmazdı. Üstelik her şeyi en ince detayına kadar düşünür, planlar, öyle hayata geçirirdi. Kendi işini hep kendi görürdü. Hayata çok bağlıydı. Neşeliydi. Kibardı. Gezmeyi çok severdi. Okumayı çok severdi. Yazmayı çok severdi. Hayat tecrübelerini özlü sözlerle bize anlatmayı severdi. Atatürk'ü çok severdi. Çocukluğunda Atatürk'ü gördüğü günleri, yaşadıklarını bizimle paylaşmayı çok severdi. 
Dedim ya hayat hep devam ediyordu. Ve seni de devam etmeye zorluyordu. 
İşlerimin başına dönmem gerekiyordu. Veee bir veda anı daha gelip çatmıştı. 
Dedeciğimden helallik aldıktan sonra yollara düştüm ve evime döndüm. 
Onu bir daha göremeyeceğimi bilmek inceden inceden içimi yaksa da, üzerime alınmamaya çalışıyordum.
Evime döndükten 2 gün sonra 31 Temmuz gecesi içimde anlamsız bir sıkıntı vardı. Çareyi uyumakta bulmuştum. Yattım yatağıma, ancak uyumak ne kelime, yatakta döndüm döndüm durdum. Kendime bir anlam veremiyordum. Durumumu havaların sıcaklığına yordum.
Nereden bilebilirdim ki, 1 Ağustos Çarşamba gününün ilk saatlerinde dedeciğimin yıllar önce gökyüzüne yolladığımız canım anneanneme kavuşma telaşı içinde olduğunu hissettiğimi. Nereden bilebilirdim ki!
Gecenin 2.45'inde acı acı çalan telefon beni kendime getirdi. Dedemin vefat haberini aldım. 
Yine bir Ramazan günü, yine gecenin bir yarısı acı haberle irkilmiştim. Tıpkı anneannemin ani ölümü gibi, 10 yıl sonra aynı vakitte dedem de bir yıldız misali kayıp gitmişti.
Her ölüm erkendir sevgili okur, her ölüm erkendir. Mekanın cennet olsun dedeciğim. Mekanın cennet olsun.
Seni çok özleyeceğim biliyorum ama, senin canım anneanneme kavuştuğun için mutlu ve huzurlu olduğunu da hissediyorum. Gökyüzüne baktıkça ikinizin elele olduğunu ve hasret giderdiğini görüyorum. 
Nurlar içinde yatın canım anneannem ve dedem... Sizi çok özleyeceğim ama sizlere kavuşacağım anı da sabırla beklemesini bileceğim.
İşte bu arayı neden verdiğimi anlatabildim mi sevgili okur. Anlatabildim mi?
Ama insanoğlu ne yaşarsa yaşasın hayata devam ediyor. Etmeli de!
Gördüğünüz gibi artık buradayım, bloğumun başındayım.
Kaldığımız yerden sizinle sohbete devam edeceğiz.
Şimdi bana müsaade... 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin...
Bir tek beni özleyin... Özleyin...

26 Temmuz 2012 Perşembe

İzmit Kültür Tepesi'ndeki 9.8'lik Ramazan eğlencesi şerefine

Herkese Merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Ramazan ayı geldi hoşgeldi sevgili okur...
Şimdi hep birlikte Ramazan ayına farklı bir pencere açalım istiyorum. Buyrun...
Ramazan ayının kendine göre bir adabı vardır sevgili okur.
Ramazan ayı, ayların en faziletlisidir.
Ramazan ayı, Kur'an-ı Kerim ayıdır.
Ramazan ayı, oruç ayıdır.
Ramazan ayı, insan ruhunun ve bedeninin yeniden canlanma ayıdır.
Ramazan ayı, kendini bulma ayıdır.
Ramazan ayı, ibadet ayıdır.
Ramazan ayı, yaradanı yeniden hatırlama fırsatını bulma ayıdır.
Ramazan ayı, Allah rızasını kazanma ayıdır.
Ramazan ayı, zenginin fakirin halinden anlama ayıdır.
Ramazan ayı, günahlardan sakınma ayıdır.
Ramazan ayı, tövbe etme ayıdır.
Ramazan ayı, bağışlanma ayıdır.
Ramazan ayı, yaradana şükretme ayıdır.
Ramazan ayı, huzur ayıdır...
Ramazan ayı, bolluk ve bereket ayıdır...
Ramazan ayı, sabır ayıdır...
Ramazan ayı, nefsine hakim olmanın hazzını yaşama ayıdır.
Ramazan ayı, helal ile haramın farkına varma ayıdır.
Ramazan ayı, gönülden inanıp, itaat etme ayıdır.
Ramazan ayı, şeytanla mücadelede başarı olma şansını yakalama ayıdır.
Ramazan ayı, güzel ahlaka erişmenin mutluluğunu tatma ayıdır.
Ramazan ayı, hayatı paylaşma ayıdır.
Ramazan ayı eş, dost, akrabalarımızla iftar sofralarında buluşup, birlik ve beraberliğimiz pekiştiği aydır.
Ramazan ayı, 9.8'lik eğlence ayı değildir. Ramazan ayı eğlencelerin tadını kaçırıp, İzmit Kültür Tepesi'nde Roman müziği eşliğinde "Fasulye" tadında şarkılar dinleterek milleti eğlendirme, ayı hiç değildir.
Ramazan ayı, gecenin bilmem kaçına kadar kadınların biraraya gelip sohbet adı altında aslında dedikodu yapması değil, ya da erkeklerin kahvehanelerde toplanıp birlikte kumar oynama ayı hiç değildir.
Ramazan ayı, sadece aç kalma ayı değildir. Ramazan ayı, sahura bir zahmet edip uyanmamak, sonrasında oruç tuttuğunu zannedip bütün gününü uykuyla geçirip, kalkıp iftar yapmak hiç değildir.
Ramazan ayı, yemek yapmak, yemek yemek ayı değildir. Ramazan ayı, hatta durumu abartıp kilo almak ya da kilo vermek için fırsat bilip, birbiriyle yarışmak ayı hiç değildir.
Affınıza ve hoşgörünüze sığınarak hatırlamak ve hatırlatmak istedim sevgili okur.
Daha size ne diyeyeyim sevgili okur... Ne söyleyeyim.
Anlayana sivrisine saz, anlamayana "Her Şeye Maydanoz"unuzun davulu az. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm güm... Güm güm güm.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Vergi yüzsüzlerinin yandığının resmidir PEHLİVAN

Herkese merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Yaklaşık 10 yıldır gazetecilik mesleği içerisindeyim sevgili okur. Mesleğimin en güzel yanı her gün yeni yepyeni insanlarla tanışıyor olmaktır. Her yeni insanı tanıma, hayata yeni bir pencere açmaktır çünkü.
Her ne kadar çoğunlukla makamlar içerisinde insanlığını kaybetmiş yaratıklarla karşılaşırken, bazen de kişiliği, kimliğiyle koltuğunu dolduran, doldurduğu koltuğun hakkını fazlasıyla veren ender insanlara da rastlarız.
Açıkçası devlet adamı diyince benim beklentim artar. Doğru, dürüst, ahlaklı, milli değerlere sahip çıkan, vatanını, milletini ve devletini her şeyin ve herkesin üstünde tutan, yoktan var eden, ailesi ile örf ve adetlerine bağlı, örnek insan olmasını beklerim.
Kaldı ki zaten devlet idaresinin ahenkli ve dinamik şekilde işleyebilmesi için, "hakiki devlet adamı"na olan ihtiyaç, günümüz toplumlarının en belirgin ihtiyacıdır.
Çünkü, kabiliyetsiz ve yetersiz devlet adamlarının cirit attığı bir ülkenin, topyekun bir milletin gerilemesine, hatta yok olmasına sebep olduğunu unutmamak gerektiğini hatırlatmak isterim.
İşte bu anlamda Kocaeli şanslı bir şehir ki içinde nice devlet adamları barındırıyor. Bugün size onlardan birinden bahsedeceğim.
Kocaeli Vergi Dairesi Başkanı Yafes Pehlivan'ın ismini kentimizde bilmeyen yoktur.

Kendisi genç yaşta ciddi başarılara imza atmış olmanın ötesinde bana göre "devlet adamı" olmanın gereklerini fazlasıyla yerine getiren örnek bir insandır.
Vergi tahsilatında yılların rekorunu kıran, Kocaeli'nin en başarılı il olmasını sağlayan Kocaeli Vergi Dairesi Başkanı Yafes Pehlivan, gencecik yaşına rağmen personeline ve mükelleflerine sahip çıkmasıyla bilinir.
Sevilen sayılan, mütevaziliği, başarısı ve özverili çalışmalarıyla dikkat çeken Başkan Pehlivan'ın Kocaeli hatta ülkemiz için ciddi bir şans olduğunu düşünüyorum.
Hal böyleyken verdiğim bilgiler ışığında maydanozunuz olarak okuduğum bir haberi sizlerle paylaşmak isterim.
"Gelir İdaresi Başkanlığı, beyan ettikleri vergiyi çeşitli sebeplerle ödemeyen kişileri ifade etmek için ‘vergi yüzsüzü` tabirini kullanıyor. Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı da 2012 döneminin vergi yüzsüzlerini bir kaç gün içerisinde açıklayacak.
Bu konuda çalışmaların devam ettiğini ifade eden Kocaeli Vergi Dairesi Başkanı Yafes Pehlivan, tüm ilçelerden vergi kayıtlarını aldıklarını ve bir kaç gün içerisinde çalışmaların tamamlanacağını söyledi. Pehlivan, çalışmaların bitmesiniyle birlikte vergi yüzsüzlerinin kamuoyuna açıklanacağını kaydetti."
İşte bu vergi yüzsüzlerinin yandığını resmidir. Hatırlatmak istedim... Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana "Her Şeye Maydanoz"unuzun davulu az sevgili okur. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm. Güm. Güm.
Bugünlük de benden bu kadar sevgili okur.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin.  En çok beni özleyin... En çok beni özleyin...
Hatta bir tek beni özleyin... ÖZLEYİN...

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Dualarınızı eksik etmeyin bizden

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Yaş almak mı yoksa yaşlanmak mı sevgili okur?
Yaş almak kaçınılmaz ama, büyümek isteğe bağlı biliyorum.
Siz hala nasıl mı diyorsunuz? Pekala hemen açıklıyorum. Okuyuverin lütfen.Birisi altınızdaki kıpkırmızı kraliçelere layık koltuğu alacak, yerine sandalye koyacak hatta bununla da yetinmeyip altınızdaki sandalyeyi her yıl daha kötüsüyle değiştirecekmiş gibi hissediyorsanız işte bu yaşlanmaktır.
Yaş almak ise, bir dağa tırmanmaya benzer. Çünkü, çıktıkça yorgunluğunuzun arttığını, nefesinizin daraldığını ancak görüş açınızın genişlediğini gördükçe  huzur bulmaktır yaş almak.Gençken yaptığı şeyleri yapamamak değil, yapmaktan vazgeçmektir yaşlanmak.
Yaş almak ise, malzemeden çalmaktır... Çünkü biz kadınların hayata ve zamana dayadığı merdiven önce 29'da uzunca bir süre durur. Sonra birden 35 olur ve upuzun bir süre de orada kalır. Sonrası muamma...  Bizi ölüm anına götüren sayacın hızla ilerlemesini takip etmektir yaşlanmak.
Yaş almak ise, her doğumgününde 18'ine merdiven dayamaktır. Çünkü, her yeni yaşınızı karşılarken 18'ine giriyormuş gibi hissetmek, o enfes duygu karmaşasının bir benzerinin ya da daha karmaşığının tekrar tekrar yaşanmasıdır yaş almak.Hayattan elini eteğini çekmek, ölümün kapınızı çalmasını beklemektir yaşlanmak.
Yaş almak ise, dinlenmeyi bilmemektir. Çünkü, dinlenmemek üzere yola çıkmayı göze almak, asla yorulmamaktır yaş almak. Yerçekimine yenik düşmektir yaşlanmak.
Yaş almak ise, dans etmeyi sevmektir. Çünkü, baston elinde hayatla dans etmektir yaş almak.Kırılan cam parçalarının bir daha asla eskisi gibi olmayacağını bilmektir yaşlanmak.
Yaş almak ise, içimizdeki çocuğun taaa gözlerinin içine bakmaktır. Çünkü, içimizdeki çocuğun her yeni güne umutlarıyla uyanmasıdır yaş almak.İnsanın gelecek yerine geçmişe bakmasıdır yaşlanmak.
Yaş almak ise, bedenin yaşlanmasına aldırmamaktır. Çünkü, bedenin yaşlanmasına inat, ruhu diri tutabilmeyi becerebilmektir yaş almak. Hayat bilmecesini çözmek, lakin cevap verecek takati bulamamaktır yaşlanmak.
Yaş almak ise, 80 yaşında olsan bile otobüste ayakta gördüğün bir kadına yer vermektir. Çünkü, yaşlandığınızı kabul etmemektir, ruhunuzun çocuk kalmış yanlarına cevap vermektir yaş almak. Geç kalmış hissine kapılmaktır yaşlanmak.
Yaş almak ise, kazanılan tecrübelere, yaşanılan anılara gülümseyen gözlerle bakmaktır. Çünkü,  zamanın insana sunduğu olanaklardan yararlanmayı bilmektir yaş almak. Nereden mi çıktı yaşlanmak ve yaş almak derseniz sevgili okur...
Sıradışı bir adamdır büyük dedem.
Çocukluğumun yakışıklı prensi dedemin hayat felsefesi oldu yaş almak.
O hiçbir zaman yaşlanmadı.Evet büyük dede dedim ama hiç de öyle sandığınız gibi değil, o hep benim en yakın arkadaşım oldu.
Hayatımın en yakışıklı erkeklerinden biri olan canım dedem bir süredir hasta ve yatıyor.
Kilometrelerce uzaklarda ancak birbirimizin sesini duyabilmekle yetiniyoruz ama biliyoruz ki kalplerimiz hep birbiri için atıyor.
Özlem gitgide büyüyor içimde... Bir yanım git gör dedeni diyor, diğer yanım her nedense memlekete gitmekten kaçıyor, habire erteliyor. Çünkü, içimden bir his dedemle birlikte çocukluğumu da kaybedeceğimi söylüyor ama inanamıyorum, inanmak istemiyorum.
Dedecim seni çok seviyorum. Aslında ölümün bizi ayıramayacağını, tıpkı anneannem gibi seninde gökyüzünde bizi gülümseyerek izleyeceğini, bekleyeceğini biliyorum.
"Ama, ama, ama"sı yok işte yok. Yok... Yok...İşte son birkaç aydır yaşadığım bu duygu yoğunluğumu bugün sizinle paylaşmak geldi içimden...
Ben dedeciğimi son bir kez daha görebilmek umuduyla, 22 saatlik bir yolculuğa çıkarken siz de bizden dualarınızı esirgemeyin sevgili okur lütfen...

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Açıkhava Sanat Atölyesi DOĞAPARK

Herkese Merhaba... Herkese Merhaba... Herkese Merhaba...
Portakal çiçeğini bilir misiniz? Bilirsiniz elbet ama, nedir bu portakal çiçeğinin özelliği diyip merak ettim ve araştırdım. Hemen sizinle paylaşayım.
Olgunlaşmış meyvesi ile aynı dalda, aynı zamanda yer alan tek çiçektir Portakal Çiçeği.
Tıpkı yılların getirdiği bilgelik ile henüz terk edilmemiş çocukluğun bir aradaki serüvenini yaşar ve yaşatır Portakal Çiçeği.
Portakal çiçeği nereden çıktı derseniz, onu da açıklayayım.
Bana bu ilhamı Sakarya'nın Sapanca ilçesi Yanıkköy mevkiinde, göl kenarında 20 dönüm arazi üzerine kurulu doğal bir cennet Doğapark'a gitmiş olmak verdi.
Bir hayvanat bahçesini de içinde barındıran yeryüzü cenneti Doğapark'ta zengin bitki örtüsü ile birlikte geyikler, karacalar, lamalar, midilli atları, flamingolar, tavus kuşları, siyah kuğular aklınıza dahi gelemeyecek 60 farklı tür hayvan bir arada yaşıyor.
Bu yeryüzü cennetinin yaratıcısı Elazığlı İşadamı Ahmet Şahin Doğapark'ı açık hava sanat atölyesine çevirmiş. Tam dört yıldır bu açık hava sanat atölyesi Doğapark'ta dünyanın ve ülkemizin dört bir yanından sanatçılar ağırlanıyor.
Bu sene de 11 ülkeden 45 sanatçı gelmiş Doğapark'a... Arjantin'den Mısır'a, Makedonya'dan İtalya'ya, Hollanda'dan Almanya'ya, Türkmenistan'dan Kazakistan'a 15 yabancı sanatçı ile 30 yerli sanatçı, 22 gün kalıp Doğarpark'ta eserler üretmişler.
Farklı yaş gruplarından fotoğrafçılar, mozaik sanatçıları, heykeltıraşlar ve ressamlar, kendi kültürlerini sanatları aracılığıyla yansıtmışlar eserlerine...
Saçlarınızın sabunun üzerinde canlanıp resim olduğunu düşünsenize... Bunu bir Alman sanatçı düşünmüş, ve sabunlar üzerinde uygulamış. Harika da olmuş. Görmeniz lazım sevgili okur... Olmaz olmaz demeyin enfes olmuş enfes. Görmelisiniz.
Doğapark'ta üretilen eserler adeta size görsel şölen sunuyor. Anlatılmaz yaşanır sevgili okur. Anlatılmaz yaşanır.
Dört yıl önce 20 kadar Türk ve yabancı sanatçıların katılımıyla başlatılan, ancak kısa sürede tüm dünyaya adını duyuran Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi'ne bu yıl rekor başvuru olmuş. 50'ye yakın ülkeden 460 sanatçı bu çalışmaya katılmak için adeta birbiriyle yarışırcasına katılmak istediğini bildirmiş. Ancak organizasyon komitesi seçimini yapmış ve 45 sanatçıyı kabul etmiş.
Ressamlar, mozaik sanatçıları, plastik sanatçılar, heykeltıraşlar ve fotoğraf sanatçıları adeta açık hava atölyesi görünümündeki doğal cennet Doğapark'ta kimi zaman açık ve kapalı alanlara konumlanarak sanat eserlerini üretirken, bir yandan da ülkelerinin kültürlerini birbirlerine ve aynı zamanda eserlerine yansıtmayı ihmal etmemişler. Sanatçıların tüm ihtiyaçları da Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi Organizasyon Komitesi tarafından karşılanmış. 
Geçtiğimiz yıllarda Doğapark'ta üretilen sanat eserleri İstanbul'daki sanat galerilerinin yanısıra yine Doğapark'ın mimarı Ahmet Şahin'in kurucusu olduğu 165 metre ile Ankara'nın en yüksek binası olan Portakal Çiçeği Residance salonunda da sergilenmiş. Ancak bu yıl ülkemizin dışında başta Almanya olmak üzere bazı ülkelerde de Doğapark'ta üretilen eserler sergilenecek. 
Hakan Körpi'nin genel koordinatörlüğünde ve dünyaca ünlü Makedon sanatçı Gazanfer Bayram'ın başkanlığındaki Portakal Çiçeği Plastik Sanatlar Kolonisi'nin Doğapark'ta yaptığı açık hava atölyesinin kapanış kokteyline katılmaktan keyif duydum. Ve bu keyfi sizinle paylaşmak istedim sevgili okur. Neden mi bu keyif, çünkü bir kere atmosfer bir harika huzur buldum. İkincisi de orada hayal ettiklerim beni çoookkk mutlu etti. Ne mi hayal ettim?
Portakal Çiçeği Sanat Kolonisi'nin organizasyonuna katılan her sanatçı Doğapark'ta yaptığı bir eseri oraya hediye etmiş. Çok da hoş olmuş. Düşünsenize yıllar yıllar sonra ülkemizde üretilen bu eserlerle koskocaman bir müzemizin olduğunu ve tüm dünyanın akın akın bu müzeye geldiğini düşünsenize, düşünsenize. Düşünün düşünün siz de en az benim kadar mutlu ve keyifli olursunuz. 
Siz anlattıklarımı zihninizde canlandıradurun ben müsaadenizi istiyorum sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin....

2 Temmuz 2012 Pazartesi

"Acemi Blogger"a armağan

Herkese Merhaba...
Bu haftanın da şanslı takipçisini az önce kura çekerek belirledim.
GOA Yayınevi'nin bloğuma armağanı, yazar Tuğçe Işınsu'nun "Biz Tatlı Cadılar!Spiritüel Kadının Aşk Rehberi" isimli kitabımın sahibi "acemi blogger" oldu.
Şu an itibariyle kendisine mail attım. Cevabını bekliyorum.
İsim ve adres bilgilerini aldıktan sonra kendisine kitabını postalayacağım.
Dilerim hemen bana dönersiniz acemi blogger ve...
Dilerim şansınız bir ömür boyu hep bugünkü gibi olur acemi blogger.
Dilerim hayatınız boyunca sizin de şansınız bol olur sevgili okur.
Yeni yepyeni kitap çekilişlerinde yeniden buluşmak dileğiyle...