6 Haziran 2012 Çarşamba

Cehennem'in Dibine Git çekilişimize katılın

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Mevsimlerden yaz ama, bahar kokuyor toprak mis gibi sevgili okur. 
Bahar bahardır ilki ve sonu yoktur, o bir AŞK mevsimidir. AŞK...
"Sevdin mi Mecnun gibi sevip düşme çöle...
Sevdin mi Ferhat gibi sev hiç olmazsa,
Git dağ del, su getir köyüne de aşkın bir işe yarasın!" der çılgın yazar Erdal Demirkıran. 
Sizinle çılgın yazarın "Sen Şimdi Gidecen Ya Cehennem'in Dibine Git" isimli kitabını paylaşmak istiyorum sevgili okur..
Kitap bütün AŞK tanımlarını alt üst etmiş ve farklı bir bakış açısı getirmiş.
Yazara göre AŞK sanıldığını aksine tutkudan ibaret bir yanılgıdır. 
Çünkü, kişinin sadece kendisine aşık olabileceğini tüm samimiyeti ile anlatır çılgın yazar Erdal Demirkıran.
Birine aşık olduğunda uçma, kaçma, akıllı ol! Önemli olan AŞK zannedilen duyguyu doğru yöne kanalize edip, Ferhat misali köyüne su getirmektir der çılgın yazar Erdal Demirkıran.
İyisi mi kitabı size daha fazla anlatmayı bırakıp sadede geleyim.
Efendim, çılgın yazar Erdal Demirkıran'ın imzalayıp armağan ettiği  "Sen Şimdi Gidecen Ya Cehennem'in Dibine Git" isimli kitabını, size hediye etmek istiyorum.
Yapmanız gerekenler çok basit sevgili okur. Öncelikle yazımın altına yorum yapmanız gerekiyor. Yorumunuzun sonuna adınızı, soyadınızı ve mail adresinizi eklemeyi unutmayın ki, çekilişimizin şanslı okuru olursanız, size ulaşabileyim.
Çekiliş hakkınızı arttırmak mı istiyorsunuz? Harika o zaman size önerilerim olacak. Hemen kitap çekilişimizi bloğunuzdan duyurarak +1, facebookta ilan ederek +1, twitterda paylaşarak +1 çekiliş hakları kazanabilirsiniz.
Hadi bakalım ne duruyorsunuz? Süreniz başladı. 13 Haziran Çarşamba günü blog mesai saatime kadar sizi burada bekliyor olacağım. Şansınız bol olsun sevgili okur.

5 Haziran 2012 Salı

Devlet Tiyatroları "AYNA"SINI KIRMAYIN uğursuzluktur

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Ülkemizde tiyatro sanatı adına İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu'ndaki yönetmelik değişikliği ile başlayan süreç Devlet Tiyatroları'nın kapatılmasının konuşulmasına kadar getirildi.
Günlerdir içim içimi yiyor. Gerçek olamaz diyorum. Konunun bu kadar siyasete malzeme yapılmasına, siyasi taraflar oluşturmasına anlam veremiyorum. Açıkçası bu bencillik canımı acıtıyor.
Kim miyim ben? Gözünü Devlet Tiyatroları'yla açmış, iyi bir tiyatro izleyicisiyim kim olacağım, içinizden sadece biriyim.
Memleketim Diyarbakır'da, Devlet Tiyatrosu 29 Ekim 1988'de "Ayyar Hamza" oyunuyla perdelerini açmıştı. İşte o günden sonra hayatım değişti diyebilirim. 
Tiyatromuzun kuruluş amaçları arasında neler vardı biliyor musunuz sevgili okur?
Tiyatronun doğduğu topraklarda seyreden, dinleyen, okuyan, anlayan, duyarlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunan, dünyanın önder tiyatrosu olmak. Türk dilini geliştirmek, tiyatro sanatını yaygınlaştırmak ve evrensel değerlere sahip bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunmaktı. Ki bu amaçlarını fazlasıyla yerine getirdi Devlet Tiyatroları. 
Birincisi kişisel gelişimime ciddi katkılar sundu Devlet Tiyatroları. Çünkü sinema bizim eve çok uzaktaydı, koca şehirde tek eğlencemiz tiyatroydu ve özel tiyatrolara kıyasla daha uygun fiyata, kalitesi yüksek, eşsiz oyunlar izleme fırsatı vermişti Devlet Tiyatroları bize.
Hatta ben durumu abartıp, bir oyunu önce yaşıtım halamla izliyor, sonra arkadaşlarımı organize edip onlarla birlikte 2. kez izlemeye gidiyordum. Öyle keyifliydi ki, 2 kez izlemek de tatmin etmiyordu, 3. turda biletleri alıp ailemi tiyatro oyunu izlemeye götürüyordum. Üstelik bunu bir ortaokul öğrencisi olarak kendi harçlıklarımla yapıyordum.
Zamanla tiyatro vazgeçilmezim olmuştu. Çünkü tiyatronun hayatıma tuttuğu aynayı görmek hem beni mutlu ediyor, hem de heyecanlandırıyordu. 
Ne mi buluyordum tiyatroda? Çoğunlukla kendimi buluyordum. Çünkü farkında olmasak bile insan ilişkileri tiyatraldir, mekan kullanımı, vücut dili, sözcüklerin seçimi, ses tonları, duygu ve düşüncelerin çatışması sahnede kullanılan her şey yaşantımızda da vardır: İnsanın özü tiyatrodur.
Düğünler, cenazeler birer etkinliktir fakat, aynı zamanda son derece aşina olduğumuz için farkında olmadığımız, günlük ritüellerdir. Resmi bir devlet töreni, fakat aynı zamanda bir sabah kahvesi, selamlaşmak, ürkek aşklar, tutkuların büyük fırtınaları, bir diplomatik görüşme, hepsi tiyatrodur.
Tiyatronun temel amaçlarından biri, seyircilerin oyuncu da olduğu dünya sahnesinde, insanları günlük hayatın etkinliklerine karşı duyarlı kılmaktır.
Hepimiz oyuncuyuz, tiyatro yaparak, bakmaya alışkın olmadığımız için göremediğimiz, aslında aşikar olan şeyleri öğreniriz. Kanıksanmış olan şey görünmez olur, tiyatro yaparak günlük hayatın sahnesini aydınlatırız. 
Devlet Tiyatroları'nın yaşamıma kattıklarını paylaşmak istedim sizlerle. Daha düne kadar da hayatıma bu eşsiz katkıyı sunmaya devam ediyordu Devlet Tiyatroları.
Bu arada bir sürü de özel tiyatro oyunu izleme fırsatı yarattım kendime lakin, birkaç oyun dışında Devlet Tiyatroları'yla aynı tadı bulamadığımı itiraf etmek istiyorum. Çünkü benim çocukluğumda olduğu gibi bugünde her meslek grubunda olduğu gibi tiyatrocular arasında da önce kendine, sonra da insanlara ve işine saygısı olmayan çürük yumurtalar var ve onlar da var olmaya devam edecek. Ki onların olması bize herkesin sanatçı olamayacağını ispat edecek.
Belki de işin içine ticari kaygılar girince tiyatro tiyatro olmaktan çıkıyor bilemiyorum sevgili okur ama, eminim ki birçok sebep daha sıralayabilirim size. Emeğe haksızlık etmek değil niyetim ancak, özel tiyatrolarda durum bu bana göre.
Bir  kez daha hatırlatmak gerekirse, "Devlet Tiyatroları 1949 yılından beri yerli ve yabancı eserlerle halkın genel eğitimini ve kültürünü yükseltmek görevini yapıyor. Devlet Tiyatroları, Türk Sahne Sanatları'nın yurtiçinde ve yurtdışında gelişmesini ve tanıtımını sağlıyor tam 63 yıldır. Üstelik Devlet Tiyatroları tüm Türkiye'de yüzde 90'ı aşan doluluk oranlarıyla yaklaşık 2 milyon seyirciye ulaşıyor sevgili okur.
Hal böyleyken Sayın Başbakanımızın Dünya Tiyatrolar Günü mesajındaki, "Tüm sanat dalları gibi tiyatro da hayata ayna tutar. İnsanın kendisini, toplumunu, dünyayı, önyargılardan arınmış farklı bakış açılarıyla görmesine katkı sağlar. Bu bakımdan tiyatro, esasen sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, barış içinde bir arada yaşamayı temel alan, insanlığın vicdanına, kalbine hitap eden güçlü bir anlatım aracıdır. Hükümet olarak, ortak insani değerleri savunan, milletimizin kültürel gelişimine, eğitimine son derece olumlu katkılar sağlayan tiyatrolarımızı desteklemeyi kendimize bir görev sayıyoruz. Keza sanata yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır." sözlerini hatırlatmak ve kendisine canıgönülden katıldığımı ifade etmek istiyorum.
Devlet Tiyatroları "AYNA"sını kırmanın uğursuzluk getireceğini biliyorum, bu nedenle endişeliyim. Biriniz beni ve ülkemi bu "Devlet Tiyatroları kapatılıyor" kabusundan uyandırsın artık lütfen, lütfen, lütfen...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

"Menekşe"ler solmasın

Menekşe Karagün. Güzeller güzeli bir Roman kızı.
Daha 3. sınıfa gidiyor. Okulunda oldukça başarılı bir öğrenci.
Hani güzellik başa bela derler ya işte o misal, Menekşe'nin de güzelliği başına bela olmuş. Neden mi sevgili okur? Çünkü, Menekşe çevresindeki hayranları tarafından kaçırılmakla tehdit ediliyor.
Roman adetlerine göre kızlar küçük yaşta ya kaçar, kaçırılır ya da aileleri tarafından evlendirilir. Eğer kız kaçırılmışsa, mesele şöyle çözüme kavuşturulur.
Kızın babasına temsili 20 milyar kadar bir başlık parası ödenir ve iş tatlıya bağlanır. Ancak Menekşe'nin ailesi farklı, onlar kızları okusun istiyor. 
Ama ne çare, Menekşe'nin hayranları onu kaçırmakla tehdit ediyor. Menekşecik  korkuyor. Evlenmek istemiyor. Okumak istiyor.
Menekşe çareyi evinden çıkmamakta bulmuş. Ailesi de dünyalar güzeli kızları için endişe ettiğinden çocuklarını okula dahi gönderemez olmuşlar.    
Ben biliyorum ki benim kentimde uygulanan bir Roman Projesi var. Bu projenin mimarı Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, ancak, Kocaeli Valiliği, Kocaeli Emniyet Müdürlüğü, Kocaeli Milli Eğitim Müdürlüğü ve Kocaeli Üniversitesi de projeye destek veriyor.
Niçin yapılmış bu proje? Çünkü geleceği gören yöneticilerimiz, Kocaeli Romanları'nın bölgemizin sosyal, kültürel ve ekonomik yönden ciddi olumsuzluklar içinde yaşamakta olduğunun ve en çok ötekileştirilen ve ayrımcılığa uğrayan etnik grup olduğunun farkındalar.
Ve bizim yöneticilerimiz geçmişte ülkemizde yapılan hataların bugün ne tür sorunlar olarak karşımıza çıktığını iyi biliyorlar.
Bir başka değişle bizim kentimizi yönetenler biliyorlar ki, hayatta bıraktığınız boşlukların yerini doğru şeylerle doldurmazsanız, birileri sizin yerinizi alır ve negatifliklerle doldurur.
İşte bu nedenle kentimizdeki yöneticiler kollarını sıvadılar, "Roman Projesi"ni hayata geçirdiler. Bu projeyi çok önemsiyorum. Belki birgün size projenin detaylarını anlatırım ama bugünkü konumuz dünyalar güzeli Roman kızı Menekşe. 
Uzun lafın kısası kent yöneticilerimizin bu konudaki hassasiyetini biliyorum ve kendilerine seslenmek istiyorum.
"Menekşe"lerin devlet babası olun lütfen Sayın Valim Ercan Topaca. Biliyorum siz çözümcülsünüz. Bugüne kadar hiç bir şeyi havada bırakmadınız. Çözme kavuşturdunuz. Açık ve samimi oldunuz. 
"Menekşe"lere yardım edin lütfen Sayın Belediye Başkanım İbrahim Karaosmanoğlu. Sizin kız çocuklarımız konusundaki hassasiyetinizden şüphem yok. 
"Menekşe"lere yardım eli uzatın lütfen Sayın Emniyet Müdürüm Yusuf Çalkavur. Sizin toplum destekli polis memurlarımız aracılığıyla kentimiz çocukları için nasıl gönülden çalıştığınızı biliyorum.
"Menekşe"lere yardım eli uzatın lütfen Sayın Milli Eğitim Müdürüm Nevzat İspirli. Sizin geleceğimiz çocuklarımızı en az benim kadar düşündüğünüzü biliyorum.
Lütfen Menekşe Karagün için işten geçmeden harekete geçin kentimin birbirinden değerli yöneticileri lütfen. 
Denizyıldızı misali elbirliğiyle Menekşe'nin hayatını kurtaralım. Sayın Valimiz Ercan Topaca'nın erken yaşta evlendirilen kız çocukları için vereceği caydırıcı karar bütün kentimize, hatta ülkemize örnek olsun. Ve bir daha hiç kimse benim memleketimde kızlarını erkenden evlendirmeye cesaret edemesin.  
Dünyalar güzeli Menekşe okusun. Menekşe'nin zekası güzelliğinin önüne geçsin. Menekşecik topluma kazandırılsın. "Menekşe"lerin gülen yüzü solmasın. 

29 Mayıs 2012 Salı

Tahinci Merve'nin "Evrenden Torpili Var"mış

Herkese merhaba...
Geçtiğimiz haftanın şanslı okuru belli oldu.
Samimi yazar Aykut Oğut imzalı "Evrenden Torpilim Var" kitabımız İstanbul'a gidiyor.
İddialı okur Merve Tahinci şans kesemizden çıkan isim oldu.
Kendisinin hayatı boyunca bugünkü şansıyla karşılaşmasını diliyorum.
Sizlere de yeni bir kitap çekilişinde daha buluşmak dileğiyle diyor ve müsaadenizi istiyorum. Beni özleyin sevgili okur.

26 Mayıs 2012 Cumartesi

SOKRATES'in üçlü filtre testi

Herkese merhaba...
İşte güneşe hasret bir güne daha gözlerimizi açtık.
Olsun hava nasıl olursa olsun, bizim havamız yerinde olsun yeterki sevgili okur.
Şimdi de bugünkü yastıkaltı hikayemiz gelsin.
"Bir gün büyük filozof Sokrates'e bir tanıdığı "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun?", der.
Sokrates: "Bir dakika bekle", diye cevap verir. Bana birşey söylemeden evvel, senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Bunun adı "Üçlü Filtre Testi"
Üçlü Filtre Testi?
Doğru, diye devam eder Sokrates.
Benimle, arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir. Ona üçlü filtre testi dememin sebebi bu.
Birinci filtre: GERÇEK FİLTRESİ.
Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam olarak gerçek olduğuna emin misin?
"Hayır" dedi adam. "Aslında bunu sadece duydum ve..."
Tamam, der Sokrates. Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
Şimdi ikinci filtreyi deneyelim: "İYİLİK FİLTRESİ" 
Arkadaşım hakkında bana söylemek olduğun şey iyi birşey mi?
"Hayır, tam tersi."
Öyleyse diye devam eder Sokrates.
Onun hakkında bana kötü birşey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.
Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre kaldı.
O da İŞE YARARLIK FİLTRESİ.
Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?
Hayır gerçekten değil.
İyi, diye tamamlar Sokrates.
Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı da değilse bana niye söyleyesin ki?
Sizler söylenenleri bundan böyle "Üçlü Filtre Testi"nden geçirerek mi değerlendireceğinizi düşüne durun sevgili okur, ben müsaadenizi istiyorum.
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Cennetten bir ruh 2 beden

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Küçüklüğümüzden beri duygularımızı gizlemeyi öğreniyoruz sevgili okur.
Doğal hallerimiz eleştiriliyor. 
Çoğu zaman mutsuzluğumuzun nedeni sorulmazken, kendimizi mutlu hissettiğimiz zaman, "hayırdır neden bu kadar mutlusun" baskısıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Ne yapıyoruz o zaman? Maskemizi takıyoruz. Veeee.
Toplumun bize biçtiği rolü oynamaya başlıyoruz.
Günler geçtikçe kendimiden kaçar hale geliyoruz. Kendimizden kaçtıkça, ruh eşimizi bulma ihtimalimiz de bizden uzaklaşıveriyor çarçabuk.
Oysaki kendimizi çok sever, yeteneklerimizi bilir, yapmaktan keyif alacağımız şeyleri yaparsak, eşruhumuzu da yanıbaşımızda buluveririz sevgili okur.
Ruheşimizle karşılaştığımızda onunla kocaman bir hayatı paylaşacağımızı, ne olursa olsun onun bize destek olmak için burada olduğunu anlarız. O bizim eksik yanlarımızın tamamlayıcısı, sivri yanlarımızın törpüsü oluverir.
Hem öğretmenimiz, hem öğrencimizdir artık ruheşimiz. Sırdaşımızdır, arkadaşımızdır ruheşimiz.
Kavgalarımız bile sadece eksik yönlerimizi göstermek için meydan okuma oluverir.
Biliriz ki ruheşimiz hem fiziksel, hem de ruhsal olarak hem yanımızdadır ve yanımızda olacaktır her daim.
Ruheşimizi gördüğümüzde bunları anlarız ancak, neden olduğunu kavrayamadığımız yoğun bir çekim hissi de duyumsarız. Bu duygu karnımızda kelebekler uçurur.
Kim midir ruh eşimiz derseniz sevgili okur?
Ruh eşimiz, diğer yarımız, bizim gibi düşünen, bizim gibi hisseden, bizim gibi inanan karşı cinsimizdir. Gözlerine baktığımızda kendimizi gördüğümüzdür.
Anladıkça daha da bağlanırız ruheşimize. Ne kadar aynıysak, bir o kadar da farklıyızdır aslında.
Benzer duygularımız ve zevklerimiz bizi ne kadar yakınlaştırıyorsa, farklı olduğumuz alanlarda o derece ilgimizi çeker.
Her benzerlik ve farklılığımız bir adım daha bizi yaklaştırır.
Eksik hissettiğimiz ne varsa tamamlamaya gelmiştir ruheşimiz.
Birlikte zamanı durdurabileceğimizi fark ederiz. Geçmişimizin ve geleceğimizin bir anlamı yoktur artık, sadece içinde bulunduğumuz an ve o ana sığdırdığımız mutlu zaman dilimleri vardır. Bu dilimler adeta, içimizdeki mutluluk atomu gibidir her an patlamaya hazır.
Bedenimize, dünyamıza, evrenimize sığdıramayız onu, adeta içimizden taşar durur, taşar, taşar.
Bu duygu yoğunluğu adeta bize nefes aldırmaz. Soluğumuzu kesiverir. Cennette bir ruh ikiye bölünüp, dünyada iki bedene paylaştırılır ve bu iki beden dünyada birbirlerini bulmaya çalışır ve şanslı olanlar bulurmuş derler ya, işte o misal.
Nereden mi çıktı tüm bunlar sevgili okur? Nereden olacak bahar fısıldadı kulağıma ben de yazdım.
Söz bahardan açılmışken, sizleri, gelmesini sabırla beklediğim ruheşime armağan ettiğim, sözlerini usta yazar Ayşe Kulin'in yazdığı, müziğini başarılı sanatçı Candan Erçetin'in yaptığı, son zamanların en sevdiğim parçası "Bahar"la başbaşa bırakıyorum.
"Sen bana müjde misin, umut musun sevgili, kim demiş geçti mevsim ufukta göründü kar.
Bu kaçıncı bahar, sakın sorma sevgilim, benim yorgun gönlümde aşkının telaşı var.
Bu kaçıncı bahar sakın sorma sevgili, benim olgun gönlümde aşkının telaşı var.
Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?
Ayrıca bunun seninle ne ilgisi var. Tabiki ben böyle olduğum için bahar." 
Çünkü sana değdiğimden beri ellerim, bütün kış dallarında tomurcuklar var..."

20 Mayıs 2012 Pazar

"Evrenden torpilim var" BENİM

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Bahar yağmurları musallat oldu dünyamıza bitmek bilmiyor.
Mevsim ilkbahar olsun  da varsın yağmur yağsın sevgili okur, diyorum. Ve...
Güneşi görüp kendini dışarı salan bir tip olarak, yağmuru görüp kendimi ranzama atıp kitap okuma fırsatını verdiği için seviyorum bahar yağmurlarını...
Hal böyle olunca, başucu kitaplarımdan birini paylaşmak şart oldu sizlerle. Hatta paylaşmaktan öteye gitmek, onu size armağan etmek istiyorum. Detaylar az sonra...
Şimdi siz öyle bir yazar düşünün ki, daha kitabının "yazar hakkında" başlıklı giriş yazısında, farkını ortaya koysun. Sanki karşınıza oturmuş sohbet ediyormuşsunuz gibi size kendini anlatsın.
"1971 yılında İstanbul'da doğdum. Öz babam daha ben 3 aylıkken öldüğü için, hiç tanışma fırsatım olmadı. Annem ben 14 yaşımda iken, dünya tatlısı bir adamla tekrar evlendi ve bir üvey babam oldu. Ben lisedeyken, son derece gereksiz bir şekilde Ankara'ya taşındık. Lise sona gelince, hayalim olan mimarlık ya da elektronik mühendisliği için yeterince dershaneye gitmediğim ortaya çıktı. Beni aptal sanmalarını istemediğim için anneme gerçeği söyledim. Yani üniversiteye hazırlık kursu paralarını özel bilardo derslerine verdiğimi... O noktada çok iyi bilardo oynuyor olmam, annemin sinirini azaltmadı, ama gerçekten çok iyi oynuyordum..."
Samimi yazar Aykut Oğut'un "Evrenden torpilim var" kitabıyla tanışma fırsatını yakaladığım için çok mutluyum. Çünkü, yazar ilksözüyle kendi yaşam hikayesinden başlar anlatmaya ve ancak yaşam tecrübeleri paylaşımlarını öyle ustalıklı bir sonsözle ifade eder ki, o benimde yaşam felsefemdir.
O noktada önce kendinize gelirsiniz, sonra yazar sizi sizinle başbaşa bırakır ve gider.
Kişinin kendiyle başbaşa kalması cesaret ister. Eğer siz de yeterince cesarete sahibim diyorsanız, buyrun gelin bloğuma bu yazının altına farklı bir yorum yapın ve samimi yazar Aykut Oğut'un armağan ettiği imzalı kitabını size hediye edeyim.
Bunun için yorumunuzun altına adınızı, soyadınızı ve mail adresinizi eklemeyi sakın unutmayın ki çekiliş sonuçlarını açıklayınca talihli okuyucum olarak size ulaşabileyim.
Çekiliş hakkınızı artırmak mı istiyorsunuz, o vakit yapmanız gereken bloğumdaki imzalı kitap çekilişini dünya aleme duyurmak olsun. Bunu nasıl mı yapacaksınız?
Çok kolay. Tabiki sosyal medyanın nimetlerinden faydalanıp, twitter'de duyurarak +1, facebook'ta ilan ederek +1 bir de varsa bloğunuzda duyurarak şansınızı 4'e katlayabilirsiniz.
 27 Mayıs Pazar günü blog mesai saati bitimine kadar burada sizi bekliyor olacağım. 
Sonrası malum günün şanslısını size açıklayacağım.
Hadi bakalım süreniz başladı. Şansınız bol olsun sevgili okur.