Günlerdir içim içimi yiyor. Gerçek olamaz diyorum. Konunun bu kadar siyasete malzeme yapılmasına, siyasi taraflar oluşturmasına anlam veremiyorum. Açıkçası bu bencillik canımı acıtıyor.
Kim miyim ben? Gözünü Devlet Tiyatroları'yla açmış, iyi bir tiyatro izleyicisiyim kim olacağım, içinizden sadece biriyim.
Memleketim Diyarbakır'da, Devlet Tiyatrosu 29 Ekim 1988'de "Ayyar Hamza" oyunuyla perdelerini açmıştı. İşte o günden sonra hayatım değişti diyebilirim.
Tiyatromuzun kuruluş amaçları arasında neler vardı biliyor musunuz sevgili okur?
Tiyatronun doğduğu topraklarda seyreden, dinleyen, okuyan, anlayan, duyarlı bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunan, dünyanın önder tiyatrosu olmak. Türk dilini geliştirmek, tiyatro sanatını yaygınlaştırmak ve evrensel değerlere sahip bireylerin yetiştirilmesine katkıda bulunmaktı. Ki bu amaçlarını fazlasıyla yerine getirdi Devlet Tiyatroları.
Birincisi kişisel gelişimime ciddi katkılar sundu Devlet Tiyatroları. Çünkü sinema bizim eve çok uzaktaydı, koca şehirde tek eğlencemiz tiyatroydu ve özel tiyatrolara kıyasla daha uygun fiyata, kalitesi yüksek, eşsiz oyunlar izleme fırsatı vermişti Devlet Tiyatroları bize.
Hatta ben durumu abartıp, bir oyunu önce yaşıtım halamla izliyor, sonra arkadaşlarımı organize edip onlarla birlikte 2. kez izlemeye gidiyordum. Öyle keyifliydi ki, 2 kez izlemek de tatmin etmiyordu, 3. turda biletleri alıp ailemi tiyatro oyunu izlemeye götürüyordum. Üstelik bunu bir ortaokul öğrencisi olarak kendi harçlıklarımla yapıyordum.
Zamanla tiyatro vazgeçilmezim olmuştu. Çünkü tiyatronun hayatıma tuttuğu aynayı görmek hem beni mutlu ediyor, hem de heyecanlandırıyordu.
Ne mi buluyordum tiyatroda? Çoğunlukla kendimi buluyordum. Çünkü farkında olmasak bile insan ilişkileri tiyatraldir, mekan kullanımı, vücut dili, sözcüklerin seçimi, ses tonları, duygu ve düşüncelerin çatışması sahnede kullanılan her şey yaşantımızda da vardır: İnsanın özü tiyatrodur.
Düğünler, cenazeler birer etkinliktir fakat, aynı zamanda son derece aşina olduğumuz için farkında olmadığımız, günlük ritüellerdir. Resmi bir devlet töreni, fakat aynı zamanda bir sabah kahvesi, selamlaşmak, ürkek aşklar, tutkuların büyük fırtınaları, bir diplomatik görüşme, hepsi tiyatrodur.
Tiyatronun temel amaçlarından biri, seyircilerin oyuncu da olduğu dünya sahnesinde, insanları günlük hayatın etkinliklerine karşı duyarlı kılmaktır.
Hepimiz oyuncuyuz, tiyatro yaparak, bakmaya alışkın olmadığımız için göremediğimiz, aslında aşikar olan şeyleri öğreniriz. Kanıksanmış olan şey görünmez olur, tiyatro yaparak günlük hayatın sahnesini aydınlatırız.
Devlet Tiyatroları'nın yaşamıma kattıklarını paylaşmak istedim sizlerle. Daha düne kadar da hayatıma bu eşsiz katkıyı sunmaya devam ediyordu Devlet Tiyatroları.
Bu arada bir sürü de özel tiyatro oyunu izleme fırsatı yarattım kendime lakin, birkaç oyun dışında Devlet Tiyatroları'yla aynı tadı bulamadığımı itiraf etmek istiyorum. Çünkü benim çocukluğumda olduğu gibi bugünde her meslek grubunda olduğu gibi tiyatrocular arasında da önce kendine, sonra da insanlara ve işine saygısı olmayan çürük yumurtalar var ve onlar da var olmaya devam edecek. Ki onların olması bize herkesin sanatçı olamayacağını ispat edecek.
Belki de işin içine ticari kaygılar girince tiyatro tiyatro olmaktan çıkıyor bilemiyorum sevgili okur ama, eminim ki birçok sebep daha sıralayabilirim size. Emeğe haksızlık etmek değil niyetim ancak, özel tiyatrolarda durum bu bana göre.
Bir kez daha hatırlatmak gerekirse, "Devlet Tiyatroları 1949 yılından beri yerli ve yabancı eserlerle halkın genel eğitimini ve kültürünü yükseltmek görevini yapıyor. Devlet Tiyatroları, Türk Sahne Sanatları'nın yurtiçinde ve yurtdışında gelişmesini ve tanıtımını sağlıyor tam 63 yıldır. Üstelik Devlet Tiyatroları tüm Türkiye'de yüzde 90'ı aşan doluluk oranlarıyla yaklaşık 2 milyon seyirciye ulaşıyor sevgili okur. Hal böyleyken Sayın Başbakanımızın Dünya Tiyatrolar Günü mesajındaki, "Tüm sanat dalları gibi tiyatro da hayata ayna tutar. İnsanın kendisini, toplumunu, dünyayı, önyargılardan arınmış farklı bakış açılarıyla görmesine katkı sağlar. Bu bakımdan tiyatro, esasen sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, barış içinde bir arada yaşamayı temel alan, insanlığın vicdanına, kalbine hitap eden güçlü bir anlatım aracıdır. Hükümet olarak, ortak insani değerleri savunan, milletimizin kültürel gelişimine, eğitimine son derece olumlu katkılar sağlayan tiyatrolarımızı desteklemeyi kendimize bir görev sayıyoruz. Keza sanata yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırımdır." sözlerini hatırlatmak ve kendisine canıgönülden katıldığımı ifade etmek istiyorum.
Devlet Tiyatroları "AYNA"sını kırmanın uğursuzluk getireceğini biliyorum, bu nedenle endişeliyim. Biriniz beni ve ülkemi bu "Devlet Tiyatroları kapatılıyor" kabusundan uyandırsın artık lütfen, lütfen, lütfen...