9 Nisan 2012 Pazartesi

"Zuhal Kösemleşme"




Sahnede kendimi rahat, güvende, ben hissederim diyen usta oyuncu Zuhal Gencer Erkaya ile tiyatro üzerine sohbet ettik. Sorularıma samimiyetle cevap veren başarılı sanatçı Zuhal Gencer Erkaya, bakın neler söyledi: "Geçen gün kocam dedi ki Zuhal “Kösem”leşme. Laf içime oturdu tabi. Yapacağım rol hep aklımda olduğu için, evde de kendimi rolüme kaptırdığım oluyor."


Neden tiyatroyu seçtiniz?
Çocukluğumdan beri sahne sanatlarına ilgim vardı. Aileme konservatuar okumak istediğimi ifade etmiştim. Öyle de yaptım.

Ailenizde tiyatrocu var mıydı?
Yok ama, babam gençlik dönemlerinde Beşiktaş’ta tiyatro yapmış. Annemin sesi harikaydı, çok güzel şarkı söylerdi. Ailemden gelen yetilerim olduğuna inanırım.

Destek oldular mı?
İlk önce bale yapmak istedim ancak ailem karşı çıktı. Daha sonra tiyatro eğimi almak isteyince destek olmak durumunda kaldılar, çünkü ben kararımı vermiştim. Bir bakıma beni kendi halime bıraktılar. Ama daha sonra başarılarımı gördükçe çok mutlu oldular.

Tiyatronun başka bir alanı ile ilgileniyor musunuz?
Hayır, benim işim sadece oyunculuk.

"OYUNUN BÜTÜNÜNE BAKARIM"
Nasıl bir izleyicisiniz?
Zor bir izleyiciyim. İnce eleyip sık dokuyup, keyifle seyredebileceğim oyunlara gitmek isterim. Kötü bir şey izlemeye tahammülüm yok. Bu nedenle de önlerde oturmam. Arka sıraları tercih ederim. Oyunu beğenmediysem sonuna kadar beklemem, çıkar giderim.

Nedir izlerken dikkat ettikleriniz? Neler ararsınız bir tiyatro oyununda?
Oyunculara dikkat ediyorum. Ne anlatmış diye. Yönetmenin yorumu nasıl diye bakarım. Işık, müzik, dekor kısacası her şeye bakıyorum. Tiyatroda bu saydıklarımın tek birinin iyi olması bir şey ifade etmiyor. Birbirini tamamlaması gerekiyor. Dolayısıyla oyunun bütününe bakarım.

Sahne sizin için ne ifade ediyor?
Sahnede kendimi rahat, güvende, ben hissederim. Sahnede olmaktan mutluluk duyuyorum.

Bugüne kadar kaç karakter canlandırdınız? En sevdiğiniz ve en sevmediğiniz karakterlere birer örnek verir misiniz?
Çok karakter canlandırdım. "Çöplük" adlı oyununun "ay melek" karakterini çok sevdim. Işık Kasapoğlu’nun yönettiği Hamlet'te oynamaktan keyif aldım. Roberto Zucco’da canlandırdığım "manyak anne" rolü en zorlandığım karakterdir. Öyle bir anne olduğum fikrine alışmak zor oldu.

YOLCU OYUN DEĞİL
Sevmeden oynadığım, "Yolcu" adlı Mevlana öğretisini anlatan oyundaki rolümdü. Mevlana öğretisini severim. Ancak Yolcu’nun bir oyun olmadığını düşündüğüm için oynamaktan keyif aldığımı söyleyemeyeceğim.

Sahnede bulunmak için fedakârlıkta bulundunuz mu?
Bugün Kösem Sultan oyunu öncesi düştüm. Ayağım ağrıyor, ancak izlediğiniz oyunda bunu hissettiniz mi? 40 derece ateşle de oyun oynadım. Kösem Sultan oyununun provalarında babamı kaybettim. Ama işime devam etmeme gibi bir lüksüm olamaz. Kaldı ki çalışmasaydım yaşadığım acıyı daha zor atlatacaktım. Yani anlayacağınız bizim için sahneye çıkınca her şey bitiyor.

Tiyatro ve dizi oyunculuğu arasındaki fark?
Oyunculuk açısından fark yok. İşinizi seviyorsanız, tiyatroda nasıl oynuyorsanız, dizilerde de rolünüzün hakkını vermeye çalışıyorsunuz. Yalnız dizilerde film çeker gibi yoğun tempoda, uykusuz, sabahlara kadar çalıştığımız için, oyuncu olarak birçok şeyi kaçırabiliyorsunuz. Duyguyu kaçırabiliyorsunuz, karakterden kaymış olabiliyorsunuz.

"ŞANSLI BİR OYUNCUYUM"
Tiyatronun rolü nedir hayatta? Mesaj vermeli mi?
Tiyatro insana insanı insanla anlatır. Kişilerin durumlara daha geniş bakmasını sağlar. Hayatta yaşarken göremediği şeyleri görmesine vesile olur. Düşünmediğimiz şeyleri düşündürten bir sanat dalıdır tiyatro. Mesajı kendi içindedir.

Oynamak istediğiniz bir karakter var mı?
Yok. Şanslı bir oyuncuyum. O kadar değişik karakterler oynadım ki, güzel bir yelpazem var. Ama daha canlandıracağım çok karakter de var…

"KENDİMİ ROLÜME KAPTIRIRIM"
Tiyatro sanatçılarının televizyon oyunculuğuyla ön plana çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Oyuncuların bu duruma yapabileceği bir şey yok. Keşke seyirciler tiyatro oyunlarına gelseler de bizi orada tanısalar. Ancak tiyatro zaman ve emek ister. Seyirci evine, ayağına kadar gelen dizilerdeki bir rolle sanatçıyı tanıyor. Tiyatroda, sinemada oyuncu neler yapmış buna bakmıyor. Üzülüyorum. Tiyatronun az izlenilmesi beraberinde bunu getiriyor malesef.

Oynadığınız karakteri günlük yaşantınızda yansıttığınız oldu mu?
Geçen gün kocam dedi ki Zuhal “Kösem”leşme. Laf içime oturdu tabi. Şaka bir yana bir rolü çıkarmaya çalışmak sancılı bir süreç. Yapacağım rol hep aklımda olduğu için, bir şey yaparken o kadın olsaydı ne yapardı diye düşünürüm. Rolümü bürünmeye çalışırım. Evde de kendimi rolüme kaptırdığım oluyor.

7 Nisan 2012 Cumartesi

Zuhal Gencer Erkaya: "Kötü bir oyun izlemeye tahammülüm yok"

Osmanlı tarihinde “kadınlar saltanatı” olarak geçen dönemin önemli karakterlerinden Kösem Sultan’ın yaşamı, kalabalık oyuncu kadrosu ile Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda sahnelendi. Kösem Sultan karakterini Şehir Tiyatroları’nın başarılı kadın sanatçısı Zuhal Gencer Erkaya oynadı. Kösem Sultan’ın hırsı, neler yapabileceği, devlet erkine, geleneğine karşı kendi erkini var etme çabasının anlatıldığı oyunda bütün ruhuyla var olan, karakteri içine sindiren, rolünün hakkını fazlasıyla veren Zuhal Gencer Erkaya, Kösem Sultan’ın yaşamını tümüyle kabul edip, sahiplenmiş. 




Tiyatro üzerine sohbet ettiğimiz usta oyuncu Zuhal Gencer Erkaya bakın bize neler anlattı: Zor bir izleyici olduğunu dile getiren başarılı oyuncu Zuhal Gencer Erkaya “İnce eleyip, sık dokurum. Keyifle seyredebileceğim oyunlara gitmek isterim. Kötü bir oyun izlemeye tahammülüm yoktur. Bu nedenle de önlerde oturmam. Arka sıraları tercih ederim. Oyunu beğenmediysem sonuna kadar beklemem, çıkar giderim”, dedi.

DEVAMI GELECEK...

5 Nisan 2012 Perşembe

Engellere rağmen ışığa yürüyenlere...

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Bugün sizlerle, arılar ve sinekler ile ilgili olarak aldığım bir maili paylaşacağım. Eminim en az benim kadar beğeneceksiniz.
"Bir grup arıyla sinekleri bir kavanoza koyuyorlar. Şişenin tabanını ışığa, açık olan kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar.
Arıların hepsi ışık olan tarafa üşüşüyor. Ama şişenin tabanı cam ve onların yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.
Bu arada sinekler şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar.
Ağzı açık olan şişeden karanlık olan tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar.
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor öyle değil mi sevgili okur? Öyle değil işte okumaya devam edin hak vereceksiniz.
Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Sinekler ise, malum hayvanlar.
Arılar ne kadar temizse, adı üstünde sinekler de o kadar pis.
Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuşkusuz. Onlar engellere rağmen ışıktan vazgeçemeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.
Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Bu kendine saygı, yaşadığı topluma saygıdır.
Sinekler karanlıkta sıvışan kaçaklardır. Karanlığa yürüyenlerdir. Şişenin ağzının karanlığa açılmasının onlarca hiçbir önemi yoktur. Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. Sadece kendi yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat yaşayacaklarsa oraya giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir.
Engellere rağmen ışığa yürüyenlere, ışığa ulaşmak için çabalayanlara, ışık saçanlara tüm kalbimle sevgilerimi sunuyorum.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz. Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır ve değerleri için ölür.
Ama sinekler, kaçarlar. Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler, kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler. Pis ayaklarıyla gezerler yaşadığımız her yeri."
Size daha ne söyleyebilirim ki sevgili okur. Seçim sizin...
İsteyen istediğini istediği kadar üstüne alınabilir.
Nasıl olsa anlayana sivrisine saz, anlamayana "her şeye maydanoz"unuzun davulu az gelir. Güm be de güm güm. Güm be de güm güm. Güm güm güm...

4 Nisan 2012 Çarşamba

Münih Kültür Fabrikası'nı da görün istedim


Günlerden 19 Kasım 2011 Cumartesi... Münih’in doğusundayız. Eski bir patates fabrikasının bir kültür alanına çevrildiğini öğreniyoruz.
Bu patates fabrikası 1993 yılında daha büyük bir şirket tarafından satın alınmış ve patates müzesine çevrilmiş.
Kocaman bir alanı bar ve diskolara ayırmışlar. Gençler gelip burada eğleniyorlarmış. Kentteki etkinliklerin yüzde 10’u buraya yönelik yapılıyormuş.
Bunun dışında etkinliklerin yüzde 90’ında sergi salonları ve müzikhol kullanılıyormuş. Baskıevi, akdeniz ürünleri satan bir yiyecek firması, sanatçıların toplandığı bir merkezin yanısıra çocuklar için yapılan etkinlikler için ayrılmış yerler de varmış.  
(Geçen hafta belediye bu alan için bir karar almış. Bu bahsettiğimiz merkezler kalacak ancak bunların yanısıra belediye burayı yeniden dizayn edecekmiş. Buraya müzikhol, otel, konferans salonu, gökyüzü barı yapılması ve ayrıca metronun yakınına da yaşam alanları planlanıyormuş.)
Burada ayrıca okulu yarım bırakmak zorunda kalan insanlara çeşitli imkanlar sağlamak için çalışmalar yapılıyormuş. Eğitimini yarıda bırakmış ya da alamamış çocuklara burada meslek edindirme eğitimleri veriliyormuş.
Patateslerin dilimlenip, küçük paketler halinde satıldığı bu alan, önce disko bar sonra da 8 yıl önce sanat galerisi yapılmış, o da yetmemiş eğitim merkezine dönüşmüş.  
Burası Münih için eşsiz bir alanmış. Güzel değerlendirilmiş. Burada ünlü ressamların, özel kişilerin sergileri açılıyormuş. 2004’te Beatles üyelerinin eşleri sergi yapmışlar. Sadece sergi salonu da değil, aynı zamanda birçok etkinliğin yapılabileceği bir alanmış burası.
Aşağı katta monopoli oyunu oynanıyormuş. Ancak bu oyunun özelliği izleyenlerinde oyunun içine dahil ediliyor olmasıymış.
Bu alandaki etkinlikleri anlatan bir dergi hazırlamışlar. Derginin önü gündüz etkinlikleri ile, arkası ise gece etkinliklerini anlatıyordu. Güzel bir tasarım örneğiydi.   
Burası gece yaptığı aktiviteleriyle Avrupa’nın en büyük gece kulübü ve diskoların bulunduğu yermiş. Bir gecede 8 bin ziyaretçisi oluyormuş.
Okul çağındaki bütün gençler buraya gelirmiş. Onlarla iletişime geçilebilecek en ideal yer burasıymış. Amacımız burada işverenlerle, girişimci gençlerle bir araya getirmek diyor yetkililer. Gençleri, iş yaşamı hakkında bilgilendirmek için girişimcilerle bir araya getiriyorlarmış. Aynı zamanda işverenlerle bir araya gelmesi gereken küçük girişimci firmalar için de burası iyi bir fırsatmış. Haftada en az bir öğleden sonra firma sahipleri ve gençleri bir araya getirmek için çalışıyorlarmış.
Ayrıca burada 21. yüzyılın kütüphanesi de gerçek boyutuna iniyor. Herkesin birçok kitabı var. Kimse kitaplarını atmaz ve bir yere de vermez. Bu noktada da şöyle bir fikir ortaya çıkıyor. Etrafa raflar yaptırmışlar. Bu raflara insanlardan gelen kitap bağışlarını alıyorlarmış. Bir kitap bağışlayan kişilere bir kitap alma seçeneği sunuyorlarmış. Bu Almanya’da yeni trendmiş. Hedef şuymuş, insanlara kamuya mal olmuş sergi salonlarından kitap alma şansı sunuyorlarmış. Kamu da sahip çıkıyormuş. Ne mutlu.
Aynı zamanda bu etkinlikler insanların birbiriyle tanışıp, konuşmasına olanak sağlıyormuş. Kamuya açık alan olduğu için her kesimden insanlar burada bir araya gelebiliyormuş. Ulaşımı kolay olduğu için eğitimi düşük insanların da kolay ulaşabileceği bir yermiş burası. 
Ayrıca kitaba ilgi çekmek için farklı etkinlikler de yapıyorlarmış. Mesela halka açık yerlerde sesli kitap okunuyormuş. Birisi okuyor, diğerleri dinliyormuş. Kuzey bölgesinde bu sistem çok iyi çalışıyormuş. Burada önemli olan amaç insanlarla kitapları buluşturmakmış.
İsviçre’de şöyle bir etkinlik yapmışlar. Yetişkin eğitimi haftasında insanları sarı ve yeşil renkte otobüse bindirmişler. Ellerinde kitaplar sesli okuyorlar ama şarkı gibi okuyorlar. Sonra ellerindeki kitapları havaya kaldırıyorlar. Dikkat çekmek için farklı farklı şeyler yapılabilir. Yapılmalıdır da...
Neden mi böyle bir alan yaratmışlar, çünkü bazı insanlara kütüphaneye gidip kitap okuma fikri cazip gelmiyormuş. Onları da böyle yaşam alanlarında kitapla buluşturuyorlarmış sevgili okur.
Siz anlattıklarımı hayalededurun ben müsaadenizi istiyorum. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin... 

3 Nisan 2012 Salı

"Münih Edebiyat Evi"ndeyiz

"Hayalimdeki Kütüphane" projemizin 3. durağında nereleri gezdik birazda ondan bahsedeyim sevgili okur.
Harika tarih kokan bir yere geldik.
Münih’in merkezi 18. yüzyılda burasıymış.
Almanlar burayı görmeyeni Münihli saymazlarmış.
Sağa dönsek Barok tarzı yapılar, sola dönsek barok tarzı yapılar görüyoruz.
Yoğun İtalyan etkisi hissediliyor.
Almanya’nın en pahalı kenti Münih. Düşünsenize 3 odalı bir yerin kirası 3 bin Euroymuş. Her şey pahalı ama, zamandan tasarruf yapabiliyorsunuz.
Çünkü Münih'te bir yerden bir yere gitmek en fazla 35 dakikanızı alıyor.
Söylenilene göre Berlin’de yaşamak daha zormuş.
Bölgenin güneyinde Katolikler, kuzeyinde Protestanlar yaşıyormuş.
Rehberimiz Münih hakkında şu bilgileri de aktarıyor:
Nüfusun yüzde 8’i İtalyan, yüzde 12’si Türkler'den oluşuyor.
Daha önce okul olan tarihi bir binadayız.
Burası Münih Edebiyatevi’ne dönüştürülmüş.  
Bina bir vakıf binası imiş. Belediye kendilerine tahsis etmiş.
Edebiyatevinin giriş katı kafeterya yapılmış. Her ne kadar bizim damak tadımıza ve cebimize çok hitap etmese de, görünümde güzel tatlılar ve kahve kokusu karşılıyor sizi. Unutmadan söyleyeyim bir de köpek kokusu var içeride, oldukça ağır adeta genzinizi yakıyor.
Kahve molasının ardından yukarıya çıktığımızda, burasının konferanslar ve farklı sanat etkinlikleri için kiraya verilebildiğini öğreniyoruz.
Edebiyatevi'nde görevli bir hanım, bakın bize neler anlattı:
"1997 yılından beri Münih’te Edebiyat Festivali yapılıyor. 8 gün sürüyor. 
Festival kapsamında 50’den fazla yazar geliyor. 
Tartışmalar oluyor. Sergiler düzenleniyor.
Asıl amaç farklı ülkelerden yazarlar getirmek.
Festival 3 ana bölüme ayrılarak yapılıyor:
1-Münih kitap gösterisi:
Her türlü aktivite yapılıyor. Münih Book Show kapsamında atölye çalışmaları, oyunlarla etkinlikler düzenleniyor. Yazarlar istedikleri herkesi çağırarak kendi konseptlerini oluşturup savunmalarını yapıyorlar. Amacımız Almanya’daki yazarların tanınmalarını sağlamak.  
2-Aile ve çocuk üzerine eğlence ve etkinlikler yapıyoruz.
Yazarlar çocuklarla sohbet ediyorlar. Bilgi alışverişinde bulunuyorlar. Örneğin yazarlar her gün saat 4’te Münih üniversite öğrencileriyle söyleşi yapıyorlar.
3-Yazarlar forumu yapıyoruz.
Pek çok yazar buraya geliyor edebiyat evinden ücretsiz yararlanabiliyor. İlk içki bedava, ancak sadece yiyip, içtiklerinin parasını ödüyorlar."
Aslında Edebiyat Festivali'nin amacının Amerikan yazarlarının karşısında, Alman yazarların tanınırlığını artırmak diyorlar. 
Hemen soruyoruz, hiç Türk yazar davet etmediklerini öğreniyoruz.
Ama ardından bize önümüzdeki sene bir Türk yazar davet edebileceklerini söylüyorlar. Mutlu oluyoruz.
Sorularımız çoğaldıkça açıklama yapmak durumunda hissediyorlar kendilerini...
Kendi kültürümüzü tanıtmak için kendi yazarlarımızı tercih ediyoruz. Amacımız Almanlar'la edebiyatı buluşturmak, turist çekmek değil.
Almanya’nın yazar yetiştirdiğini, edebiyatta nasıl ilerlediğini göstermeyi hedefliyorlarmış. Etkilemeye çalıştığımız hedef kitle kitap okuyucusu diyorlar.
Festivalin her sene bir ana teması oluyormuş. Mesela suç festivali yapmışlar. 
Geçen sene festivalin 20 bin ziyaretçisi olmuş. Bu yıl sadece edebiyat etkinliğine katılan kişi sayısı 5 binmiş. 
Daha ne olsun sevgili okur. Daha ne olsun. Böylelikle "Hayalimdeki Kütüphane" projemizin 2. gününün de sonuna geliyoruz.
Son gününde buluşabilmek dileğiyle. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin. 


(NOT: Projemizin İngiliz temsilcileri, festivalin Alman odaklı olduğunu ifade ettiler. Oysaki 22. yüzyılın edebiyat festivalinin uluslararası olması gerektiğini dile getirdiler. Bunu da dipnot olarak sizinle paylaşayım dedim.)

Bugün Münih Gasteig Merkez Kütüphanesi'ni geziyoruz

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
"Hayalimdeki Kütüphane" gezisine devam ediyoruz sevgili okur. Münih sokaklarındayız.
7 gün 24 saat açık bir kütüphane düşünün. İşte o merkez kütüphanesi. Münih Gasteig Merkez Kütüphanesi'ni görünce adeta dilim tutuldu. Kütüphane değil de sanki 7 yıldızlı otel. 
Meğer "Hayalimdeki Kütüphane" Giesing'de değilmiş, bunu Gasteig Merkez Kütüphanesi'ni gezince anladım. 
Gezimizin ikinci gününde rehberimiz Kütüphaneci Margareta Lindner Türkoloji eğitimi almış ve oldukça iyi Türkçe konuşuyordu.
Bakın Kütüphaneci Margareta Lindner bize neler anlattı: 
"Bütün kütüphane sisteminin bağlı olduğu merkez kütüphanesindesiniz. 
22 semt kütüphanesi, 5 gezici kütüphane, 5 hastane kütüphanesi merkeze bağlı.
Ayrıca engelliler, hasta olup evden çıkamayanlar ve yaşlılar için evlerine istedikleri kitabı ulaştırdığımız bir sistemimiz var.
Bütün kütüphanelerimizde otomat sistemi var. Bu otomatlar 2006 yılında sistemimize girdi. İlk biz uyguladık. Otomatik sistemle kitap ödünç alıp, geri iade edebiliyorsunuz.
Kütüphanemiz, yetişkinlere eğitim veren halk yüksek okulu ve Münih Belediyesi ile koordineli çalışır.
Kitaplar ve kütüphaneler belediyeye ait. Bütün masraflarımızı belediye karşılıyor.
Toplam 1.5 milyon yayına sahip kütüphanemizin, arşivinde 3 milyon kitabı daha var. 350 bin diaya sahibiz.
Sadece burada 116 kişi, 45 uzman kütüphaneci, laborant, geri kalanı ise kitapları raflara diziyor. Bütün kütüphanelerimizde toplam 500 kişi çalışıyor. 
Bu bina 25 yıl önce kuruldu. 5 katlı bu binada, konser salonu ve müzik okulu ile orkestrası bile var.
Müzik katında müzik ve film arşivi görürsünüz. Kabinlerde film izleyip, müzik dinleyebilirsiniz. Bunun yanı sıra 50 kişilik bir sinema salonumuz var. DVD filmleri izleyebilirsiniz. Doğum günü partisi verebilirsiniz.

2010 yılı Gastek Merkez Kütüphanemizde,
1.552.000 kütüphanede bulunan yayınlar
176.500 yetişkinler için açık kütüphane, ansiklopediler
22.300 sözlük, kılavuz, referans kitaplar (Bunlar ödünç verilmiyor.)
44.700 müzik Cd'si
13.000 video-dvd
7.200 sesli kitap (cd)
128.700 nota, müzik
525.000 pul
59.000 çocuk ve gençler için kitap ve cd ve dvd’ler
796 dergi
56 gazete
3 okuma salonu
570 çalışma masası
856.500 ziyaretçi
1.723.400 ödünç alınan yayınlar
286 etkinlik (Bunun 61’i çocuklar için. Yazarlar gelip atölye çalışması yapabiliyor.)
17633 etkinliklere katılım
9 sergi
329 kütüphane gezisi
5.867 geziye katılanların sayısı


Kütüphanenin kullanımı hakkında bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Birinci sınıftan itibaren öğrencilerimiz için kütüphane tanıtım günleri düzenliyoruz. Bunu her sınıfa göre farklı bir konsept uygulayarak yapıyoruz.
Görme engelliler için bilgisayarda farklı bir eğitimiz var. Kullandığımız bu programı öğretmek için gönüllü arkadaşlarımız var.
Merdivenlerde asılı olarak etkinlik duyularımızı görebiliyorsunuz. 
Pul koleksiyoncuları için özel kataloglarımız var.

Bünyemizdeki dergilerin en son sayılarının dışında, bütün sayılarını burada bulabilirsiniz. Ödünç alabilirsiniz.
Bilimsel kitapları ödünç vermiyoruz.
Gelecekte dünyada olan bütün gazeteleri internette yayınlayacağız. Ücretini ödeyerek okuyabileceksiniz.
Gençlik kütüphanesi bölümü 12-25 yaş grubuna hitap ediyor.
Okul öncesi çocuklarımıza özel kütüphane tanıtım günleri yapıyoruz. Masal saatleri düzenliyoruz. İstiyoruz ki her sınıftan, her yaştan çocuk tanıtım günlerinde kütüphaneye gelsin.
Bu yıl kütüphaneye sadece okullardan 90 kez gezi düzenlendik.
İnternetin doğru kullanımı için facebook dersleri veriyoruz.
Kütüphanemizde günde 1200 ürün ödünç veriliyor.




Bir bölüm düşünün ki, 10 yayın evinin kitabı bir sergide duruyor. Burada kitap satışı yok, sadece gösterimi var. Yayınevleriyle böyle ortak çalışmalar yapıyoruz. Kitaplarını getirip burada tanıtabiliyorlar.
Ortaçağdan kalma kitaplar görebilirsiniz. 
Sanat ve kültür kitapları yayınevlerine göre tasnif edilmiş.
Çocuklara ait kitaplar bir başka bölümde yer alıyor. Mesela yayınevleri çocuklar için en iyi 100 eseri belirliyor, sunuyorlar.
Yayınevleri stand kiralıyor. Kitaplarını sergiliyorlar, tanıtıyorlar.
Çocuklar için gezici kütüphanelerimiz var. Okulların bahçesine gidip çocukları kitapla tanıştırıyoruz. Kitapla tanışan çocuklarda, ailelerini kütüphaneye getiriyorlar.
Masalarda kalemler var. Telle masaya monte edilmiş kalemler…


Münih Gasteig Merkez Kütüphanesi tek kelimeyle harika... 
Darısı benim ülkemin başına, dilerim Kocaeli Büyükşehir Belediyemiz bu kütüphanelerin daha güzelini Kocaeli'ye yapar. Ve bir gün ben size buradan kendi kütüphanemizi anlatırım.
Kocaman alan gez gez bitmiyor 
Günlerce burada aç susuz kalabilirim J
Neyse sevgili okur, son bir şey daha anlatayım da bugünkü gezimizi sona erdireyim.
Almanya’da yaşayan Türkler ve Almanlar ortak, Türk Edebiyatı hakkında bilgi veren, araştırmalar yapan bir dernek kurmuşlar, 1970-1980 yılları arasında dernek faaliyet göstermiş, o dönemde derneğin elinde bulunan ürünler kütüphane içinde bir teşhirde sergileniyor. İçlerinde Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Yüksel Pazarkaya gibi isimler var. 
Yaban ellerde bir çok kitabın arasında bize ait teşhiri görmek çok güzel, bir başkadır benim memleketim diyorum ve bugünlük de müsaadenizi istiyorum. 
Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin. Özleyin.

1 Nisan 2012 Pazar

"Hayalimdeki Kütüphane"yi Münih'te gördüm

Herkese merhaba... Herkese merhaba... Herkese merhaba...
Geçtiğimiz sene ekim ayında harika bir davet aldım.
Telefondaki ses Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Raşit Fidan'dı. Heyecanlı ses tonuyla bana "Hayalimdeki Kütüphane" projesinden bahsetti. 
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, İngiltere'den Durham Clayport Kütüphanesi ve Almanya'dan Lernende Regionen Deutschland e. V.'nin ortak olduğu Hayalimdeki Kütüphane'nin bir öğrenme ortaklığı projesi olduğunu dile getiren Fidan, yetişkinlerde kitap okuma oranlarını artırmak amacıyla yola çıktıklarını söyledi. 
Projenin hedefinin ise, yetişkinlerde kitap okuma oranlarını artırmaya yönelik farklı yöntemleri, uygulama örnekleriyle birlikte karşılaştırmalı olarak incelemek olduğunu belirten Fidan, ortaklar arasında konuya ilişkin bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmak ve kamuoyunda kitap okumaya ve önemine yönelik farkındalık oluşturmak ile bu kapsamda kütüphane kullanımını yaygınlaştırmak istediklerini ifade etti.
İşte bu hedef doğrultusunda Kasım ayında "Hayalimdeki Kütüphane" projesi kapsamında Münih'e genç bir ekip göndereceğiz, ilk aklıma gelen isimlerden biri siz oldunuz. Gelmek ister misiniz?", dedi. 
Öncelikle davet edilmekten, sonra da kitap ve kütüphane diyince akla gelmekten çok mutlu oldum.
İlk şoku atlattıktan ve programıma baktıktan sonra, Raşit Bey'i arayarak, memnuniyetle kabul ettiğimi ve ne yapmam gerektiğini sordum.
İşte ilk Avrupa yolculuğum da böylelikle başlamış oldu. Birbirinden başarılı, dinamik, cıvıl cıvıl bir ekiple Münih'te gündüzleri kütüphaneleri gezerek, kitaplar arasında keşif yaparak, geceleri de kenti ve yemek kültürünü tanımaya yönelik dolu dolu 4 gün geçirdik. 
Kütüphane Haftası'nın kapanışına özel sizleri Münih Kütüphaneleri'ni gezdireyim istedim. İlk durağımız Giesing Semt Kütüphanesi.
Rehberimizin 17 yıldır Münih'te yaşayan fakat, ülkemizde sınıf öğretmenliği okumuş bir öğretmen olduğunu öğrendiğimiz kütüphaneci Gülay Savaşçı olduğunu görünce mutluluğum ikiye katlandı.
Kütüphaneci Gülay Savaşçı Giesing Semt Kütüphanesi'ni son bir yılda 205 bin 177 kişinin ziyaret ettiğini söyleyerek başladı anlatmaya, 
"Toplam 41 bin 539 yayınımız var. Bu yayınların 700 tanesi Türkçe roman, cd’lerden oluşuyor. İkisi İngilizce, bir de Hürriyet Gazetesi olmak üzere toplam 3 tane günlük gazetemiz var. 
Yayın ile cd olmak üzere sadece kitaba yılda 45.539 euro, müzik, film ve diğer harcamalara da 26.452 euro bütçe ayırıyoruz.
Burada Merkez Kütüphanesi’ni devlet, semt kütüphanelerini de belediyeler finanse ediyor.
Münih’te 22 kütüphane var. Bir kütüphaneye üye olmak demek bütün kütüphaneleri kullanabileceğiniz anlamına geliyor.
1 yıllık üyelik ücreti 20 euro. 18 yaşına kadar ücret almıyoruz. 65 yaş üstü ve eğitime devam edenlerden yarım ücret alıyoruz. Her gelişte 20 yayın alabilme hakkı veriyoruz.
Ödünç aldığınız kitabı getirmeyi bir hafta geciktirirseniz günlük 40 cent ceza ödüyorsunuz. Çocuklardan da bu ücretin yarısı kadar alıyoruz. Amacımız okuyucunun canını yakmadan sorumluluğunu hatırlatmak. 
İnternet kullanıcısıyım evde okumak istiyorum diyenlere de hizmet veriyoruz. Ağ sistemimiz var. İstediğiniz kitaba bakabiliyorsunuz. Yayınlarımızın kimileri ücretli kimileri de ücretsiz okunabiliyor.

Kendi kitabınızı ödünç alacağınız otomat sistemimiz var. Bilgisayar ekranı gibi bir ekranın önünde kendi işleminizi yapıp kitabınızı alabiliyorsunuz. Ya da ödünç aldığınız kitabı iade edebiliyorsunuz. Bu otomatlar çocukların yaşına uygun olmayan kitapları vermiyor. Ona göre ayarlanmıştır."
Toplam 4 milyon 621 bin 198 üyemiz var. Yüzde 35’i kullanıcı…
Okulları ziyaret eden 5 tane otobüs kütüphanemiz var. Okulun bahçesine park ediyor, çocuklara hizmet veriyor. İçinde sadece çocuklarımız için kütüphane müdürü ve teknikerlerimiz var.
Hastane kütüphanemiz var. Hastalara kitap dağıtıyor ve sonra bu kitapları yine kendileri topluyor.
Yaşlıların evlerine de kitap servis sistemimiz var. İstedikleri kitabı evlerine kadar götürüyoruz ve geri iade zamanı gelince gidip alıyoruz.
Yılda bir kere kullanılmayan kitapları yarı fiyatına satışa koyuyoruz.
Öğrenciler için özel çalışmalar yapıyoruz: Almanca öğrenen sınıfları kütüphanemize davet edip bilgilendiriyoruz. 
Öğretmenlere istedikleri kitapları hazırlayıp gönderebiliyoruz. Üstelik öğretmenlerimizin alabilecekleri kitap sayısı 20 ile de sınırlı değil.
Yaptığımız etkinliklerden bahsedecek olursak: Resimli kitap sineması düzenliyoruz. Yazarları davet edip kitaplarını okuyoruz. Kabare akşamları, şiir akşamları düzenliyoruz.
Alman okur anne karnında çocuğuna kitap okuyor. Çocuk kitabın içine doğuyor. Bebek arabalarına bakın kitapların sarktıklarını görürsünüz.
Her hafta bir kere emekleme grubu çocuklarımıza program yapıyoruz. Anneler çocuklarını alıp geliyor. Çocuklarımız kitapla tanışıyor. Eline alıyor, dokunuyor, resimlerine bakıyor. Çocuklarımızla birlikte oyunlar oynuyoruz, şarkılar söylüyoruz. Katılmak istemeyen çocuklarımızı zorlamıyoruz.
Anaokullarını konuk ediyoruz. 
Kütüphanede sessiz olmalısınız diye bir kuralımız yok. Örümcek ağlı kütüphaneler değiliz. Sadece çalışma alanlarında sessizlik olduğunu fark etmişsinizdir.
Hiçbir şey durağan değildir. Yeninin peşinden koşarsanız yakalarsınız.
Haftasonları açık kapı günleri yapıyoruz. Türk kadınlar elişlerini getirip sattılar. Hanımlar için kitap tanıtım günleri düzenliyoruz.  
Okul çocuklarıyla kütüphanemizde resimler yapıp, sergiliyoruz.
Çocuklar için özel çantalar hazırlıyoruz. Sırt çantası alıp içini çeşitli yaş guruplarına uygun olarak doldurup bir paket hazırlıyoruz. Çantayla ilgilenen çocuklar, yaşına uygun olarak seçim yapabilecekleri arasından istediğini alıp gidebiliyor."
Münih Giesing Kütüphanesinden aktaracaklarım bu kadar sevgili okur. Yeniden görüşünceye kadar en çok beni özleyin. En çok beni özleyin. En çok beni özleyin. Hatta bir tek beni özleyin...